Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu ısrar neden???

Çıkarma Plajı’nın kiralanması olayı tam bir komediye döndü.

Büyük milliyetçi KKTC hükümeti, bu kararla Türkiye basınının bile diline düştü…

Karar geri alındı, geçti gitti demeyin sakın. Orası bile muamma…

Bu arazinin geçmişine baktığımızda, iki ileri bir geri sürekli bir ısrar olduğunu görüyoruz.

Sadece bu konu değil, kamuoyundan tepki gören başka örnekler de var… Bir küçük bir geri adım, ama bir süre sonra uygulamaya başlıyorlar…

Bakın; 3 Ocak’ta çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı, 49 yıllıktı.

Meclis’ten onay gerekiyordu.

Hatta Meclis’e bile getirdiler.

Ama sonra pabuç pahalı geldi…

Hükümet, hem konunun kamuoyuna düşmesinden, hem de Sayıştay üyeliği konusunda olduğu gibi, kendi üyelerinin red oyu vermesinden korktu.

Zaten Bakanlar Kurulu kararından da parti vekillerinin bile haberi olmamıştı. El altından gizlice yapılır diye düşündüler.

Bu defa Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde olan 30 yıla düşürdüler. Ama Resmi Gazetede yayınlanınca yine kıyamet koptu…

Önce NTV’ye düştü… Kıbrıs’a her zaman duygusal olarak bakan 80 milyon, televizyonlardan seyretti.

Arkasından AK Parti’nin KKTC’deki uzantısı Ak Ocaklar’ın tepkisi geldi.

Bir süre önce Barış Kuvvetleri Komutanlığı’ndan gelen yazıyı bile kaale almayan hükümet, bu kez geri adım attı ve akşam saatlerinde apar topar toplandılar.

Bazı bakanlar, gazetecilerin de olduğu bir ortamda “kararı geri çektik” dese de, Sunat Atun Havadis’e “Özgürgün’ün bu kararı onaylanmış olsa bile, uygulamaya koymadı” dedi.

Yine aynı yere geldik. Olayı soğumaya bıraktılar, defalarca olduğu gibi… Sırası gelince yürürlüğe koyacaklar…

Bu zaten başlı başına bir rezillikti.

Ama kiralama olayının ilginç bir geçmişi olduğu ortaya çıktı.

Dünkü yazımda, CTP’nin sadece usule takılıp kaldığını, kiralanmak istenen alanın tarihi önemini es geçtiğini yazmıştım.

Meğer, Çıkarma Plajı’na otel yapılması kararı  CTP’ninmiş…

2005’de alınan  bir kararla mülkün bir kısmı 2035 tarihine kadar bir önceki şirkete kiralanmış.

Dün televizyonda Fazilet Özdenefe’yi dinliyordum. Bu karar sorulunca, “Uygulama bedeli 45 bin sterlindi… Bu paraya, olsa olsa butik olurdu” falan gibi bir şeyler söyledi.

Oysa 2014 yılında CTP-DP hükümeti döneminde, aynı bölgede 15 dönüm, daha önceki şirketten alınarak, şu anda tartışılan şirkete 15 yıllığına kiralanmış…

Velhasıl anlayacağınız, hisseli harikalar kumpanyası…

Yalnız dün CTP’nin şimdiki Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın sosyal medya üzerinden verdiği “Çok açık söylüyorum: CTP geçmişte hangi dönemde yapılmış olursa olsun hiçbir hatayı savunmayacak. Çıkarma Plajı’nın bulunduğu alanın herhangi bir özel kişiye kiralanmasını hiçbir zaman için doğru bulmuyoruz” mesajını da, bu zihniyetlerin geride bırakılması adına bir umut olarak gördüğümü belirtmeliyim.

Bir Vakıf arazisinin, hem de tarihi önemi olan bir yerin büyük veya küçük otel yapımı için kiralanmasının bence farkı yok.

Orası istenirse pekala sit alanı olarak yorumlanabilir.

Yasalar buna uygun.

Ama her nedense, hükümetler kim olursa olsun, böyle bir değerlendirmeyi akıllarına getirmemişler.

Dönüyor, dolaşıyor illa ki birilerine bir şekilde kiralanmaya çalışılıyor.

Ben de diyorum ki, bu ısrar NEDEN????

Kimse bana yatırımdan falan bahsetmesin.

Başka yer mi kalmadıydı…


YERİN KULAĞI VAR

UMUT KALMADI:

Siz bakmayın liderlerin görüşme sonrası verdiği olumlu mesajlara. Aslında her iki lider de yolun sonuna geldiklerinin farkındalar. Özellikle de Sayın Akıncı’nın son açıklamaları umut değil, umutsuzluk taşıyor. Her iki toplumun da gideceği köyün minareleri aslında çoktan göründü. Kadife ayrılık mı, sert ayrılık mı olur bilemem ama, her iki toplumun da bekleyecek takadı kalmadı. Artık önümüze bakma zamanı geldi de geçiyor bile… ortalıkta B planları dolaştığına göre, halk olarak da tartışmaya başlamalıyız… Yoksa yine irademiz dışında bir şeyler olacak…

 

ŞİMDİLİK SESSİZLER:

Başka var mı bilmiyorum ama UBP kanadından çıkarma plajının kiralanmasına tek karşı çıkan Ersin Tatar olmuş, helal olsun. UBP içerisindeki o büyük milliyetçilerden ses seda yok şimdilik. İşin ilginç yanı “o kiraladı” dedikleri Turizim Bakanı’nın bile olaydan haberi olmadığı iddia ediliyor. Belli ki ustalarının aldığı bu garabet karara ses çıkarmak istemiyorlar. Şimdilik Tatar dışında sadece muhalefet  tepki gösterdi. Milletin vekilleri, milletin tepkisine rağmen ses çıkarmamayı tercih ettiler…

 

SADECE KAMU ARAZİLERİ DEĞİL:

Devletin yatırım amaçlı kiraladığı arazilerin nasıl bir ranta dönüştüğünü, kimlerin bir günde nasıl zengin olduğunu bilmeyen kalmadı. Artık bu tatlı kıyak, sadece devlet arazilerinde değil, Evkaf mallarında da yaşanıyor. Son olay bunun en somut örneği. 1974 sonrası defalarce el değiştiren çıkarma plajı bölgesinin, kimlere ne rantlar sağladığını hepimiz biliyoruz. Şöyle bir geriye gidin ve düşünün bölge her el değiştirdiğinde birileri aldıkları “hava parasıyla” köşe oldular…

 

NEDEN SADECE YARIM KALMIŞ OTELLER:

Dövizin yükselmesi herkesi vurdu. Tüm borçluları… Ama bunların içinden sadece ‘yarım kalmış otelini tamamlayamayanların’ kredilerine yeniden yapılandırma ve rehabilitasyon uygulanıyor. Neden sadece bu borçlar TL’ye çevrildi? Neden bunlara özel faiz uygulandı? Döviz mağdurları yalvarırken “Hükümetin elinde bir şey yok” diyen de bunlar değil miydi? Demek ki doğru değilmiş. İsterlerse yapabiliyorlarmış… İnsanın aklı karışıyor, midesi bulanıyor. Böyle bir ayrıcalık anayasaya da aykırı değil mi? Yok mu dava açacak olan?

 

GÜVENLİK Mİ DEDİNİZ:

Yıllar önce penceremiz açık, kapılarımız kilitsizdi. Ne olduysa oldu, şimdilerde hepsi mazide kaldı.  Cinayet, hırsızlık, fuhuş, kumar ve tecevüz, adeta ülkenin kaderi oldu. Sokak ortasında cinayet, yol kenarında turiste tecavüz. Sorma gir hanına dönen ülkede, dileyen dilediğini yapmakta, hırsızı, uğursuzu elini kolunu sallayarak dolaşabilmekte. ‘Bunları nasıl düzeltirim’ diye kafa yormak yerine,  memleketin her karış toprağını, bütün kutsal değerlerini ona buna peşkeş çekiyoruz… Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…

 

KİM TAKAR:

Eski Bakan Ertuğrul Hasipoğlu’nun arabasına beton mikseri çarpmış. Allahtan ciddi bir yaralanma meydana gelmedi. Ancak, anayollarda özel arabalardan çok iş kamyonlarının, beton mikserlerinin cirit attığı bir ülkede yaşıyoruz. Dağyolundaki ölümlü kazanın ardından hükümet, güya bu araçlar için tedbir almıştı. Ancak oy kaygısı yine galip geldi. Şimdilerde o kararı ne uygulayan,ne denetleyen, ne de takan var…


ZİRVEDEKİLER

Özgül Gürkut-Damla Soyalp: Muhteşem bir emek harcayarak, Burhan Nalbantoğlu efsanesini koskoca bir kitap haline getirmişler. Kitabı dün aldık ve okumaya başladık. Bugüne ışık tutan müthiş bilgiler var… Örneğin, rahmetli Nalbantoğlu, beyin kanaması geçirdiği gün Meclis’te Turizm Yatırımları Teşvik Yasası tartışılıyormuş.  Nalbantoğlu da buna şiddetle karşı çıkıyor, yasallaşması halinde ülkenin sahillerinin yabancı sermayeye peşkeş çekileceğini savunuyormuş… Müthiş bir öngörü değil mi? Elerinize sağlık Özgül ve Damla…


DİPTEKİLER

KKTC’de Basın ve Özgürlüğü: Dün, Dünya Basın Özgürlüğü günüydü… Bizler de burada basınımızın özgür olduğunu savunduk hep. Muhalif gazeteciler iş bulmakta zorlansalar da, muhalif basın-yayın organları devlet tarafından üvey evlat muamelesi görse de, coğrafyaya şöyle bir bakınca “durum fena değil” diyor, kendimizi kandırıyorduk. Ancak şu son dönemde sermayenin medya işine dalması, doğal olarak yandaş medyanın güç kazanmasını getirdi. Onlar birbirlerinden beslenirken, yaşama mücadelesi verenler de teslim olmayı seçtiler… Siyasetin emrine verilen medya maymuncuğa döndü. Hala bir basın özgürlüğünden söz edebilir miyiz, bilemiyorum…