YÖDAK, aynı anda iki çalıştay düzenliyor.
Biri, Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliğinde önceki gün başladı.
Diğeri de İslam Ülkeleri Kalite Güvence Ajansları Birliği ile ortaklaşa ve uluslararası nitelikli. Bu da bugün başlıyor.
Her ikisi de, yüksek öğretimle ilgili birçok konu yanında, temelde kaliteyle ilgili.
Şimdi bu çalıştaylarda, onlarca akademisyen, uzman, bürokrat konuyu bilimsel açıdan tartışacaklar, ülkemizin yüksek öğretim uygulamalarına ve planlamasına yönelik veriler üretecekler…
Ancak ya bu çalıştayları düzenleyen YÖDAK kendisi ne yapmakta?
Kaliteyi düşürecek kararlar alıyor…
Çalıştaylar tam da, YÖDAK’ın, üniversite kurumlarının neredeyse elden ele geçen bir meta, bir ticari işletmeye dönüşmesine izin verdiği döneme denk geliyor.
Öyle duyumlar geliyor ki, şaşarsınız. Apartman dairelerinde, yeri yurdu belli olmayan müracaatlara izinler, satışa çıkarılan üniversiteler…
Bunların hepsi YÖDAK’ın onayı ile gerçekleşiyor.
Nitekim işte önceki günkü çalıştayın açılışında Büyükelçi Halil İbrahim Akça tam da buna değinmiş.
Büyükelçi; “Yükseköğretim, üzerine titremek ve sürdürülebilirliği konusunda önlem alınması gereken bir sektör” demiş, ardından da, “Üniversiteler kanunla kurulmalı, kurulmasına Cumhuriyet Meclisi karar vermeli” şeklinde görüşünü açıklamış.
Sizce bu sözlere neden olan nedir?..
Tabii ki işlerin rayından çıkmış olması…
Kim karar veriyor, şu son bir yılda kaç yeni müracaata izin verildi, nitelikleri neler, kaç tanesi satışa çıktı? Bu konularda neden kamuoyuna bilgi verilmez? Ya da muhalefet neden üstüne gitmez?
Çünkü, siyaset, “tüm kanatlarıyla” işin içinde ve bundan nemalanıyor…
Ülke ekonomisi, tanıtımı, şusu, busu için en önde giden sektör, bu kadar mı ayağa düşürülür.
Ne yazık ki öyle. Siyasette olduğu gibi, üniversitelere de güven bitmek üzere. Böyle giderse, en köklü olanlar bile yaratılan imaj nedeniyle öğrenci bulamayacak.
Bence sorunumuz akademik değil, tümüyle siyasi. Yönetsel… Hem de iç politikayla ilgili.
Binlerce dolar harcayıp istediğiniz çalıştayı yapın, siyasetin üniversiteler gibi ciddi bir konuda bile keyfi müdahalelerini engelleyemedikten sonra, siz altın yumurtlayan tavuğu da kesmekten çekinmezsiniz…
OKUYUCU MEKTUBU:
Elcil kime hizmet ediyor?
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil’in yerel bir gazetede yer alan haberini hayretle okudum. Yaklaşık bir ay önce KTÖS’ün Meclis’te yaptığı eylem sırasında, vekillerin olduğu bölgeye izinsiz girerek bildiri dağıtan ve ardından haklarında “mülke tecavüz” suçlamasıyla şikayette bulunulan KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, Meclis binasının 74 öncesi sahibi olan Dianellos ailesinin oğlu ile buluşup, Dianellos ailesine ait binaya girmelerinin bir sakıncası olmadığı yönünde noter tasdikli izin kağıdı alacaklarını ve bunu da mahkemeye delil olarak sunacaklarını açıklamış…
İnanın ki bu haberi okurken kanım dondu. Orası basit bir bina değil. Orası devlet…
Yıllardır o Meclis’ten geçen yasalarla türlü haklara kavuşan Şener Elcil, her ay işe gitmeden aldığı maaşının kararının çıktığı Meclis’i, o Meclis’in temsil ettiği devleti yok sayarak “ben binanın gerçek sahibinden izin aldım” gibi saçma sapan bir düşünce ile kendi devletini küçük düşürme peşine düşmüştür.
Yarın Dianellos’tan aldığı kağıda güvenerek, oraya taşınırsa hiç şaşmayacağım. Madem üzerinde yaşadığı devlet yerine bir kişinin verdiği kağıt parçasını daha muteber buluyor, o zaman her ay çalışmadan cebine indirdiği binlerce lirayı da almasın. Kusura bakmasın ama bu demokratik bir hak değil. Yasalar kimseye böyle bir serbestlik vermiyor.
Sorarım size, Elcil’in veya bir başkasının oturduğu evin eski sahibi gelse ve kendisini “mülke tecavüzle” suçlasa ne yapardı acaba?..
YERİN KULAĞI VAR
DEVLET MALI DENİZ:
Siz bakmayın bu ülke battı, para yok diye memura verilen hayat pahalılığının kaldırıldığına. Suyun başında oturanlar için bu saydıklarımın hiçbiri geçerli değil. Önemli olan iktidarda olan partilerden birisinde tanıdığınızın olması, gerisi kolay. Nasıl olmasa et de, bıçak da onların elinde. Yandaş iseniz para da bulunur, makam da… Geçtiğimiz gün kısaca yazmıştım, Serbest Liman’da işler bir usta bir memleket gidiyor… Birkaç güne kadar orada dönen dolapları, sizlere belgeleriyle açıklayacağım…
VEKALETEN YÖNETİLİYORUZ:
Her gün görevden alınan birilerinin ismini duyuyoruz. Nasıl bir devlette yaşıyoruz ki, Başbakan Yardımcısı istifa etti, atama yapmak yerine vekaletle idare ediliyor, Dışişleri Bakanlığında da aynı durum, işler vekaleten yürüyor. Sadece bunlar olsa umursamayacağım ama, Polis Genel Müdürü vekalet, DAÜ Rektörü vekalet, BRT müdürü vekalet… Aslında mevcut kabinenin durumu da farklı değil. Tümü vekalet, 15 gün sonra hiçbiri olmayacak. Ama kıyak atamalar birilerinin yanına kalacak…
YAVRUYUZ YAVRU:
Hamilerden birisi, “garantörlükten asla vazgeçmeyiz” derken, bir diğeri ise “garanti sistemi iflas etti” diyor. Peki ama esas konuşması gereken bizlerin fikrini almayı niye düşünmüyorlar. Sonra da bize “yavru” denince kızıyoruz. Baksanıza her konuda “büyüklerimiz” bizim adımıza konuşup karar veriyorsa, demek ki hala rüştümüzü ispat etmemişiz…
KİM BUNLAR:
Bilmiyorum farkında mısınız, son birkaç gündür bizimle alakası olmayan şiddet olaylarına şahit oluyoruz. Üniversitelerde okuyan Türkiyeli öğrenciler arasında siyasi görüş ayrılığı nedeniyle çatışmalar yaşanıyor. Diğer taraftan “Kıbrıs Cumhuriyeti Bayrağı” açtığı için hakkında dava okunanların mahkemeye gelişleri sırasında, bazı grupların taşkınlıklarını izliyoruz. Olay sosyal medyada küfürlerle devam ediyor. Bunların kimler ve gerekçelerinin ne olduğu belli de, bu olayları önlemesi gerekenler ne yapıyor acaba?..
CİDDİYE ALMADI:
Önceki gün başlayan Yüksek Öğretim Çalıştayı’nın açılış konuşmasını Cumhurbaşkanı yapıyor, ama çalıştayı Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte organize ettiği duyurulan YÖDAK’ın başkanı açılışta yok. Bunun bir izahı olabilir mi?..
GEREĞİNİ YAP O ZAMAN:
Rum lider Anastasiadis, “daha küçük bir vatanda yaşamayı hak etmiyoruz” demiş. Keşke Annan Planı’na toplum olarak “evet” deseydiniz diyeceğim ama o geride kaldı. Niyeti hem Kıbrıslı Türklerin, hem de Rumların birlikte yaşayabilecekleri bir ada ise, gereğini yapsın o zaman. Ne onların, ne de bizim mağdur olmayacağımız bir anlaşma için kendi halkını ikna etsin…
ZİRVEDEKİLER
Lefkoşa Belediyesi: Belediye, gıda konusunda faaliyet gösteren işletmelerin hijyen, gıda güvenliği ve hizmet koşulları gibi kriterlerini değerlendirerek, kendilerine “beyaz yasemin” ödüllendirme sertifikası vereceğini açıkladı. Benzer bir uygulama 2004’den beri Beyoğlu, Bursa ve Didim Belediyeleri’nce sürdürülüyor. Adı “Beyaz Zambak.” Belediye’nin denetimlerinden tam not alan işletmeler, kapılarına, üzerinde beyaz zambak olan bir bayrak asıyorlar, siz de buralarda gönül rahatlığıyla yemek yiyebiliyorsunuz. Umarım birileri takoz koymaz ve uygulanır, hatta yaygınlaşır…
DİPTEKİLER
Tabela Rezaleti: Son günlerde özellikle Girne için sosyal medyada tartışılan bir konu var, reklam tabelaları… Aslında sadece Girne’nin değil, tüm ülkenin sorunu… Belediyeler gelirini arttıracak diye, dağı taşı reklam dolduruyor. Arkın Group sahibi Erbil Arkın da, duyarlı bir yatırımcı olarak bundan yakınmış, “Dağ manzarası çekmeye kalksanız, tabela çekiyorsunuz” diyor. Hele kentlerin içi, tam bir kaos. Aklına gelen, istediği çirkin tabelayı asabiliyor. Eskiler, boyası dökülenler, devasa olanlar… Belediyeler öncelikleri karıştırmış. Asli görevleri para toplamak değil, çevreyi korumak…
































