Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

BU FIRSATI DA YİTİRMEMEMİZ GEREKİR

Farklı siyasi partilerde “iktidar- muhalefet” zıtlığına dayanan ilişkiler sadece   anlaşılır değil, demokratik teammüler içinde kabul edilendir de..

Fakat tek parti bünyelerindeki  iktidar-muhalefet tartışma ve çekişmeleri için benzer düşünceyi serdedemeyiz! Ki gerçekleşiyorsa eğer ona da   “hizipçilik” denir!

Hele “iktidar” olarak görev yüklenmişlerse kendi parti  sorunlarının tartışmalarını  toplum katlarına taşımaları ve kamuyu sadece “sen ben”den öte gitmeyen  kaprisleriyle meşgul etmeye hiç hakları yoktur..                                                                 Buna karşılık tabi ki koalisyon hükümetlerinde farklı misyona sahip ortaklar arasında görüş farklılıklarından kaynaklı tartışmalar olacaktır ve anlaşılırdır..

Fakat mesela son bağlamda UBP-YDP ve DP koalisyon hükümetindeki  siyasi partiler değil, UBP kendi kendiyle tartışmaktadır!

Sorsak ama: “Kime ne fayda?” Çünkü:

***

HATIRLAYAN VAR MI? Çok yoktur. Şubatın ilk haftasıydı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “artık federasyon diye bir şey yok. Geçin artık o işi” diyerek federasyona dayalı çözüm olasılığını  hem BM’lerin hem de Güney Rum yönetiminin yüzüne çarptığı  az öncesi günlerdi..

Akabinde KKTC’den sorumlu  Fuat Oktay KKTC’e geliyor ve tüm dünya alemin işiteceğince  “Çözüm olacaksa iki ayrı devlete dayalı olacaktır” diyordu.

Ancak açıklamayı bir siyasi  balon olarak uçurmuyor, “eğer devlet iddiamızı sürdüreceksek sosyo ekonomik yönden en az Rum tarafı kadar güçlü olmamız gerektiğine de vurgu yapılarak “KKTC’nin yeniden yaratılacağının” müjdesini veriyordu…                                           ***

YENİ BİR SEFERBERLİĞE DOĞRU: Doğrusu 11, 12 şubat tarihlerindeki o hareketli günlerde “çözümün iki devlete dayalı olması gerektiğinin açıklamaları yapılırken büyük heyecan duymuştum. Fakat bir yandan da “ama bu devletle mi” diyerek de   hayıfla söylenmiştim!

Fakat Fuat Oktay’ın KKTC’ye yönelik altyapı yatırımlarıyla “Dijital” ve yapısal dönüşümlerin” gerçekleştirileceği açıklamalarını işittikten sonra “eğer Ankara vaat etmişse yapar” diyerek teselli bulmuştum..

Nitekim geçtiğimiz günlerde Ankara’da KKTC-TC 2021  yılı ekonomik protokolü imzalanarak yürürlüğe sokuldu.. Yani bundan sonra KKTC’de yeni bir seferberlik başlayacak. Şöyle ki:

***

FUAT OKTAY’IN AÇIKLAMALARI:  Hatırlayalım:  Yeni açılımlar dönemini şöyle özetliyordu: “Türkiye’de olduğu gibi KKTC’de de altyapı projelerine bağlı olarak dijital dönüşüm faaliyetleriyle başlatacağız…”

“Yapısal dönüşümler çok önemlidir Sektör sektör KKTC’i kalkındırmak istiyoruz…”

Nitekim hemen akabinde “TC-KKTC’nin heyetleri arasında da dört anlaşma imzalandıydı. Bunlar:

“Yol yapım ve onarım çalışmaları yeniden başlayacak…”

“Belediyelerin yapısal dönüşümüne katkıda bulunulacak…”

“KKTC için 2 buçuk milyar TL. kaynak ayırma öngörülüyor…”

“Karayolları master planı 2021-2030 yılları için revize edildi…”

Kentlerin sadece güzelleştirilmelerine değil, altyapı yatırımlarına da katkıda bulunulacak…”

Ekonomiye ivme kazandırılırken telefon dairesi de  “kamu-özel ortaklığıyla yeniden yapılandırılacak…”                                                                              ***                        ANLADIĞIMCA ANLADIKLARIM: Ancak anlatabilmek için  46 yıl öncesine gitmek gereğini duyuyorum. Çünkü benim için “1974 Barış Harekâtı” sonun başlangıcıydı.

Önce Rum mezaliminden kurtulduğumuz, sonra kendi  vatanımıza sahiplik koyduğumuz  için seviniyordum.

Ve daha Mağusa hisarlarındaki mevziimden ayrılıp eve gittiğim zaferin o ilk gününde (galiba Halkın Sesi gazetesiydi) Köşemdeki yazımın” konusu şuydu:

“Dünyada ilk kez Kıbrıs’ın Kuzey’inde ve  Türkiye dışında yeni bir Türk devleti kuruluyor… Bu dünyada iki Türk devleti demektir…”

O zamanlar henüz Sovyetler Birliğine bağlı Türk devletleri bağımsız değillerdi..

Bu nedenle çok büyük siyasi yanlışlıklar da yapsak Kuzey’deki varlığımız her yönden önemli hatta dünyasaldı..                                                                    ***

ANCAK BAŞARILI OLAMADIK: Hem siyasi hem ekonomik yönden hayal ettiğimiz bir devlet olamadık.   Nitekim 46 yıldır bunu konuşup tartışıyoruz. Yollarımızdan çarpık yapılaşmalarımıza, çevre kirliliğimizden tertipsizliğimize, kurumlarımızın sapır sapır dökülmelerine kadar tutan yerimizin kalmadığından  şikâyet ediyoruz..

***

YENİ FIRSAT MI? Geçmişte de bugünküne benzer vaatlerle ambalajlanmış tasavvurlar olduydu. Şunları bunları gerçekleştireceğiz dendiydi. (Nankörlük yapmam söz konusu değildir.   Sadece  TC’den akıtılan suyun ne kadar önemli hatta ne kadar dünyasal bir olay oluğunu yaza söyleye bitiremeyenlerdenim. TC olmasa ne olurdu hallerimiz diyenlerden olduğum gibi..)

Fakat  artık bu minnettarlıklar yetmiyor. 1974’den beridir Mağusa limanının gün günden bir yıkıntı haline gelmesini de seyrediyorum, geçmişte hava yollarımızı idame edemediğimize de üzülüyorum.

Onca üniversiteye karşılık ülkemize dıştan gelen öğrencilere okullarına gidip gelecekleri ne doğru dürüst yol ne kaldırım sağlayabildik.  Ne de  ulaşım imkânı!

O “dijital yada başından beridir “e devlet” dediğimizin daha başında bile değiliz!

Kısaca “yaz yaz, söyle söyle bitmez!”

Dolayısıyla her halde daha çok yazacağız da hemen ekleyeyim:

Türkiye “gerçekleştireceğim” dediği projeleriyle birlikte elini bir kez daha bize  uzatıyor..

Gidecek bir başka yerimiz yok, bu eli sıkıca tutmamız gerekir, bu vatanı bayındır ve mamur hale getirmeliyiz başka çaremiz yok.  Hatta Güney’in gıpta ile baktığı bir Kuzey yaratmalıyız…

Değil mi ki insan yurdunu sever..  Neden KKTC sevilip yüceltilmesin?