Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BRÜKSEL SONRASI! VE (MUZ CUMHURİYETİ!)

14 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirilen NATO zirve toplantısıyla ilgili değerlendirme ve yorumlar daha günler öncesinde başladıydı.

En çok konuşulan da ABD başkanı Biden ile Erdoğan görüşmesiydi.

Bir süredir birbirlerine hasım iki düşman gibi nitelendirilen Biden ile Erdoğan’ın zirvedeki görüşmelerinde neleri nasıl konuşacaklarının türlü çeşitli yorumları yapıldıydı.

Ancak zirvede ne beklenen gerginlik yaşandı ne de bir aykırılık söz konusu oldu.

Nitekim zirve toplantısıyla ilgili haber ve yorumları izleyip okurken, gördük ki yeni sorun yaratmadan eski sorunların üzerinden geçilerek sonrası TC-ABD ilişkileri ele alındı.

Türkiye Amerika’dan  PKK, PYD’e askeri yardımlar yapmasından vazgeçmesini isterken,  ABD de TC’nin Afganistan’ın Kabil Hava alanının güvenliğini sağlamasına onay verdi..

30 müttefik ülkenin katıldığı NATO zirvesinde liderler birbirleriyle görüştüler ve bu yılın sorunsuz sükûnet içinde  geçmesi temennisinde bulunup bunun için çaba gösterecekleri sözünü verdiler..

Hatta bu konuda Yunanistan’la Türkiye bir adım ileri çıkarak sorunlarının çözümüne bir diğer ülkeyi (mesela AB ülkelerini) karıştırmadan  anında ve özel iletişim kurarak bizzat çözme konusunda mutabakata vardılar..   Fakat:

***

KOLAY OLMAYACAK: Türkiye Amerikan ilişkileri Kıbrıs siyasi sorununun çözümü yönünden bizi çok yakından  ilgilendiriyor.

Ne var ki Erdoğan’dan önce de ve “Johnson mektubundan” beridir Amerika Kıbrıs siyasi sorununa hiç mi hiç Türkiye prespektifinden bakmadı.

Aksine Amerika’daki Rum, Yunan ve Yahudi lobileriyle Temsilciler Meclisinde kökenleri ayni ülkelere ait seçilmiş “temsilcilerinin”  siyasi etkinliklikleri  nedeniyle hep Türkiye karşıtlığı olarak geliŞti!                                       Bu nedenle Türkiye’nin Kıbrıs politikası her zaman Amerika desteğinden yoksun kaldı.

Üstelik açıkça Rum-Yunan ikilisi kayırıldı. Durum hâlâ da öyledir..

***

ERDOĞAN’A GELİNCE: Öncesinde de bugün de Türkiye’de yörüngelenen politikalarda,  “öncelik ve ivedilikle Kıbrıs sorunu çözülmelidir” kararlığı söz konusu olmadı.                                                                              1974 sonrası “oldu bittiye” getirildi.                Bu nedenle çözümsüz kalan Kıbrıs sorunu Türkiye’nin AB dışında kalması nedeniyle başta Amerika ve bölge ülkeleri olmak üzere ülkeler arası siyasi ilişkilerini büyük oranda  olumsuz etkiledi!                                                                                     ***

ERDOĞAN ise İslamcı  misyonu itibarıyla yüzünü AB’ye çevirmek yerine Araplara çevirdi.

İsrail’le dostluğunu da Filistin halkı için berhava etti. Oysa Amerika’nın desteğini almak için önce İsrail’in dostluğunu kazanması gerekirdi..

Öte yandan Türkiye’nin Suriye ve Mısır’ın dostluğunu  kaybetmesi de büyük sorun yaratırken  zararı Türkiye’ye dokunurken, kârıyla faydası da Rum-Yunan tarafına yazıldı. İspatı Doğu Akdeniz’deki işbirlikleri..

***

ABD’ye dönüyorum: Her ne kadar bizi asıl ilgilendiren Kıbrıs siyasi sorunun çözümüyse de biliyoruz ki bu çözümün gerçekleşmesi için Türkiye’nin hem AB hem de Amerika ile çok iyi ve yeni ilişkiler sürecine girmesi gerekir. Fakat yine yeterli değil; ille de İsrail..

Ankara İsrail’le yıktığı dostluğunu yeniden tesis etmelidir.

Fırsat mevcuttur. Netenyahu iktidardan düşmüş İsrail’de yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur.  Türkiye bu değişimden yararlanabilir, İsrail ile ilişkilerini yeniden tesis edebilir..

***

SADEDE GELMEK GEREKİRSE: Gerçekleşip  sona eren NATO zirvesi bu  zirvede  Erdoğan’ın Biden ile görüşmesi, tutun ki  bize uzaktan işitildiği için kulağa hoş gelen davul sesi gibi oldu..

FAKAT: Bu siyasi sorunların  içine girildiğinde sadece kulaklarımızı tırmalayacak sesleri değil, kafamıza da vurabilecek tokmaklarıyla  canımız çok yanabilir!

Böylesi sürprizlerle karşılaşmak istemiyor, temenni etmiyorsak artık  Türkiye  hem Amerika hem de Avrupa ile oluşturacağı   ileri derecelerdeki ilişkiler oluşturacağı  politikalarına dönmelidir..                                                                ***

47 yıldır tanınmamış  da olsak en azından adadaki varlığımızı sürdürüp götürdüğümüz gerçeklerde artık çözüme odaklanmalı, gerçekleşmesi için bütün siyasi argümanları devreye sokmalıyız..                   Ki bunların içinde kırgın olunan  ülkelerle barışmak da vardır, AB ülkeleriyle yeni dostluk ve işbirlikleri  oluşturmak da olmalıdır.

Yoksa!… Ne olur? Biz bu davayı bu adada Türkiye’ye rağmen kaybederiz!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (SONUNDA OLA OLA MUZ CUMHURİYETİ OLDUK!)

Dedi ki Ekonomi ve Enerji Bakanı ve  ayni zamanda Başbakan yardımcısı Erhan Arıklı, “KKTC ekonomisi artık yüksek gelirli bir ekonomi değil. Son on yılda kişi başı milli gelire göre fert başına yaklaşık 3 bin 500 dolar fakirleştik…”                                                 BEN de “neden aldığım maaş hayat pahalılığı zamlarına karşın iki hafta bile yetmiyor diye merak ediyordum!”

Demek devlet batmış da ondan! Demek meğer biz tayfalar batmış geminin sularında anca nefes alıp vermek için çırpınıyormuşuz..

***

ASLINDA vaziyeti umumiyemiz 1974’den beridir böyleydi!                                                           Biz zahiri bir görünüşle öyle olmadığını zannediyorduk.

Oysa daha 1974 harekâtının  hemen ardından “şimdi askeri zaferi ekonomiyle taçlandırmamız gerekiyor” diyorduk da az biraz alay kokulu cevaplarla ne diyordu aramızdaki bazı TC  görevlisi  siyasi misyon sahipleri bize?

“BİR avuçsunuz.. Sizi yediririz de içiririz de.. Giydiririz de kuşatırız da.. Cebinize para da koyarız. Güvenliğiniz de bizden.. Daha ne isterseniz?”                                                                                                   ***

Uzun yıllar değil, hâlâ öyle geldi böyle gider” dedikleri gibi gitmekte! “Ekonomi “diye diye batan ender ülkelerden biriyiz. Ki yeri geldi yazayım:

Geçen gün Yüce meclisimizde Erhan Arıklı büyük müjdeyi verdi: “Artık KKTC’nin ürünleri TC çarşı pazarlarında satışa çıkarılma olanağı bulacak.”

Bu bağlamda TC çarşılarındaki ihtiyaçlar bir yıl önceden  araştırılarak tespit edilecek KKTC’de de bu tespitlere uygunluğunca üretim yapıp ihracatı gerçekleştirecek..

Gelecek sezon ilk ihraç ürünümüz muz! 100 ton muzun 2022 de TC çarşılarında pazarlanması hedefleniyor…

Talihe bakın: Kim derdi 42 yıl sonra “Muz Cumhuriyeti” olacağız? Olduk vallahi!