Suriye ile başlayıp IŞİD’le devam eden, Türkiye’yi de olumsuz etkileyen savaşlarla, daha şimdiden 21. yüzyılın dünya felâketi olmaya aday “göçlerin” etkisinde kalmamak mümkün değil! Hem moralimiz bozuluyor hem de üzülüyoruz. Artı korkuyla karışık kuşkulara da düşüyoruz. “Ya bu olaylar Kıbrıs sorununu da etkilerse” düşüncesinde!
Bu ne biçim laf demeyin! Ne demek “sorunu etkilemesi?” “Sorun” zaten Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlarla, Türkiye ve Yunanistan kaynaklı anlaşmazlıklardan doğmuş, büyümeye devam ediyor! Zaten kuşkularımız da bu nedenle yoğunlaşıyor: Çünkü biliyoruz: “Büyümeye devam eden sorunlar bir gün fena patlarlar! Bunu 1963’te de gördük, 1974’te de gördük… O geçmiş dönemde bölgemiz, içinde ayın yakamozlandığı asude bir deniz gibiydi. Şimdi ayni Akdeniz, insanların akan kanları ile yıkanıyor! İnsan tabii ki kuşku duyar. Dünya ulusları, gitgide birbirlerinin işlerine burunlarını daha çok sokuyorlar! Çünkü artık tüfek namlusundan çıkan tek kurşun bile, “bozuldu” muydu dünya istikrarını da olduğu gibi bozan bir yeni felâket deccalı olabiliyor!
NİTEKİM BU KUŞKULAR NEDENİYLE ARTIK ÇÖZÜM ÇAĞRILARI DAHA YÜKSEK OKTAVLARDAN SESLENDİRİLİYORLAR: Ve “çözüm olursa” diye başlayan vaatler hepten bölgedeki istikrarı gözlüyorlar. Mesela Amerika Başkan Yardımcısı Biden çağrıda bulunuyor ve diyor ki:
Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından çıkacak gazı boru hattı ile Türkiye üzerinden geçirin, “kazan kazanın!”
Sonra Türkiye’ye dönüp, “adada asker bulundurmanın anlamı kalmadığını anlamaya başlamıştır” diyor. Ve yine ekliyor: Gaz’ın paylaşım, önemi, siyasi durumu olumlu etkileyebilir!”
BUNLAR KÜÇÜK ANEKDOTLARDIR: Fakat büyük umutlar yakmaktadırlar! Mesela: Nasıl ki Türkiye Kuzey’e akıtacağı suyu Güney’e de akıtmaya hazır olduğunu söylüyor ve bu sözünü tüm dünya önünde deklere ediyorsa, Rum tarafı da 9. parselde yeniden aramalara başlamadan önce, “elde edeceği enerjiyi Türk tarafı ile paylaşacağını söyleyebilirdi. Oysa ne diyor:
Dikine inadına, “gaz benimdir paylaşmam” diyor! Nakil borularını TC üzerinden geçirmem diyor! Maraş’ı Güzelyurt’u hemen iade edin diyor!
Ne demek siyasi eşitlik? “Nüfusunuz yüzde 18 iken siyasi eşitlik mi olur” diyor!
“Yüzde 25 den bir santim fazla toprak vermeyiz” diyor!
“Geçmişte varılan anlaşmaları tanımam” diyor!
Ve işin kısası, “ya dediğim istediğim olur, ya bu sorun çözümsüz kalır, başınızın çaresine bakın” diyor!
AB BÜYÜK HATA YAPTI YAPMAYA DEVAM EDİYOR: Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum’u üyeliğe kabul etti. Ki Rum’un eti ne budu neydi? Kaldı ki Kıbrıs siyasi sorununda desteğini aldığı için yahut almaya devam etmek için bu AB üyesi Rum, Rusya’ya Akdeniz’de hiçbir ülkenin açmadığı kadar kucak açmıştır!
AB elbette ki bunları görür de bilir de değerlendirir de. Fakat Rum ve Yunan vetoları ile sırf Türkiye’yi kapısının önünde bekletmek için, hâlâ KKTC’yi “illegal bir devlet olarak görmeye devam ediyor!” Büyük gaf!
**********
BU ÜLKEDE GÜZEL İŞLER DE OLUYOR (İSTİHDAMLARLA SEVİNEN İNSANLAR…)
Bozkurt Gazetesi’nde yazarken sahibi rahmetlik Cemal Togan’la zaman zaman matbaada sohbet ederdik. Konu haber ve köşe yazılarına geldiğinde, “Evet tenkit edeceksin ama yapıcı tenkit olacak” derdi… Ben de hep düşünürdüm. “Yapıcı tenkit” yani “eleştiri” nasıl olacak diye!
Ki o dönemlerde Türkiye medyasının haşarı çocuğu olarak sivrilen Çetin Altan, bir yandan basının eleştiri hakkını savunurken öte yandan “tarafsızlığını” bile kınar, “suya sabuna dokunmadan yazmak pis kalmaktır” derdi.
Kısaca medya özellikle “Köşe yazıları” daha çok “övmek” için değil, “eleştirmek” için yazılır! Zaten “basının” dördüncü güç olarak yerini aldığı kuvvetler ayrılığı içindeki fonksiyonu da bunu gerektirir çünkü siyasi ve sosyo ekonomik dengeleri kurmak zorundadır…
PEKALA GÜZEL VE BAŞARILI İŞLERİ GÖRMEZDEN Mİ GELECEĞİZ? Ben yapamıyorum! Mesela geçtiğimiz hafta Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar hükümetin işbaşına gelmesinden bu yana 2 bin 875 kişinin istihdam edildiğini açıkladıydı. Üstelik nerelerde istihdam edildiklerinin dökümünü de verdiydi. Turizm’den kişisel imalat sanayine, bankacılıktan ulaşıma, inşaat işinden eğitime kadar…
Pekala “bütçesi her daim nanay olan, tek kişi istihdam edilse hazinede on tane delik açılması felâketini doğuran gerçeklerde” nasıl oldu da devlet bini aşkın istihdam gerçekleştirdi? Ki o istihdam edilen insanların (her halde gençlerden oluşmaktadırlar) sevinçleri ile hayata daha bir umutla bağlandıklarını gözümün önüne getiriyorum, inanın gözlerim yaşarıyor… İşsizlik bir insan için büyük felâket olmalıdır!
PEKALA BU İSTİHDAMLAR NASIL BAŞARILMIŞ? Çalışma Bakanlığı kendi bünyesinde “Yerel İşgücü İstihdamının Desteklenmesi Projesi” oluşturmuş. Özelde istihdam edilenlerin ihtiyat sandığı paralarını devletin ödeyeceği taahhüdünde bulunmuş. Bu nedenle istihdam olanağı bulanların sayısı 2 bin 875 kişiye kadar ulaşmış… Büyük başarı diyoruz. ANCAK: Bugüne kadar nice istihdamlar yaşandı bu ülkede. Ya battılar gittiler yahut kredi çek, kartları borçları altında ezilirlerken mazbata mağduru oldular…
Kısaca sorulası şudur: Bu insanlar izleniyor, denetleniyor, çalışma koşulları ile düzenleri sürekli devletin gözleri önünde mi oluyor?
Yoksa onca emekle onca umudun yitip gitmesi serüveni mi yaşanıyor yeniden?
Bu devletin artık “icraatlarında” yanılgıya düşmemesi gerekir… Bunun faturasını her zaman çok pahalıya ödedik. işte KTHY’ları eğer hata diyorsak işte Ercan, yahut tarım ve hayvancılık kesimine yapılan onca parasal destek atışlarına karşılık hâlâ işitilen “battık” çığlıkları! Yoksa güzel işleri neden alkışlamayalım…
**********
ÇEVRE TEMİZLİĞİ DERKEN… (AB’NİN, BELEDİYELERİN, BAKANLIKLARLA STÖ’LERİNİN GÖREVLERİ BİRİBİRLERİNİN İÇİNE GİRİYOR!)
Bu işler gitgide lafazanlığı da aşarak, bana sorarsanız “para düzenine” dönüyor… Harcanan binlerce Eurolara karşın başarısızlıkla sonuçlanan işleri sayıp dökmeden, sonuncusunu ayazlatmak istiyorum ki bu olay kime niyet kime kısmet daha iyi anlaşılsın!
Bir: Önce bu “temizlik kampanyalarının” dingili koptu! İki: Çünkü anlaşıldı ki yollardan bellerden çer çöp, kâğıt toplamakla memleket pislikten kurtulmaz! Üç: Çünkü adına “Çevre Kirliliği” dediğiniz “içleri karartan” görüntüler sadece kâğıtlarla poşetlerden, zibilliklerle pet şişelerden ibaret değildir!
Dört: Yıkılmayı bekleyen viraneye dönmüş eski evler de kirliliktir! Beş: Kentlerin köylerin boş arsalarına kurulan köpek kulübeleri, yahut şunun bunun konteynerleri, şahsi barakaları da kirliliktir!
Altı: Belediyelerin mahalle ve ana yolarda salınan hatta trafiği aksatan çöp bidonları da kirliliktir!
Yedi: Trafik keşmekeşi, yolların çukurları, olmayan trafik işaretleri!
Sekiz: İçkili mekânlarda gece yarısından sonra da devam eden bangır bangır bağıran müzik yayınları!
Dokuz: Yıllarca araba hurdalarının kaldırımlar üzerinde kalmaları! Alışveriş merkezlerinin araba park yerlerinin olmaması nedeniyle park eden arabaların yollara kadar taşması!
On: Boş alanlara üstüne vazife olmayan bazı işgüzar insanların gelişigüzel ağaç yetiştirmeye kalkmalarından doğan arabesk görüntüler! Hepsi de “çevre kirliliği, pisliktir!”
Dolayısıyle önce bu “kirliliği” tarif edelim ki sonrasında, hangi “birimlerin” hangi görevlerle yükümlü olacaklarının sağlıklı kararını verebilelim. Çünkü:
ATIN ÖNÜNE ETİ, İTİN ÖNÜNE OTU KOYAMAZSANIZ: Belediyelerin icraatlarına girecek olan “asli işleri” vardır, STÖ’lerinin yapacakları vardır, AB’nin parasal kaynak aktararak yapacakları vardır.
Oysa çoktan sapla saman karıştırılmış! mesela bakıyorsunuz aslında amacı şu “iki toplumlu etkinliği azdırmak olan” STÖ’ü işgüzarlığında Türk, Rum, İngiliz, Alman dalgıçlar “kirli denizleri temizleyecekler!” Mesela örnekleyerek soralım:
Mağusa limanını mı? Nesini? Sen limanı her gün kirleten iki tane tersaneyi kaldırmadan zaten bu temizliği başaramazsın ama hadi öyle olsun diyelim! Öte yandan bu iş “AB’nin finansmanını neden gerektirsin? O finansman denizleri limanları temizleyen “özel donanımlı gemilere” neden kanalize edilip çok daha büyük ve kalıcı temizlik gerçekleştirilmesin?
DOLABA ÇEVRE BAKANI’NI DA SARDILAR: Baktık yeni Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı’nı da dolaba sarmışlar… Sahilleri temizleyecekler! Finansmanını da AB’ye ödetecekler!
Bu memlekette bir işler çevriliyor ya bir gün aynen geçmişte olduğu gibi yine öğreneceğiz!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























