BM’lerin Kıbrıs siyasi sorununu çözecek kabiliyette olmadığını söyleyeli yıllar oldu. Nitekim bizzat Genel Sekreteri Annan’ın ismini taşıyan “plan” da onca çabalara karşın Rum tarafının “hayır” demesi nedeniyle referandumdan döndüydü. Bu kez görüşülen planın nasıl bir adı olduğu bilinmiyor! Oysa öncekilerin hep bir adı olduydu. Açison Planından Galo Plaza planına, 1977-79 Doruk Anlaşmalarından Gali planlarına kadar… Bir süredir bu şimdikine ne diyeceğiz diye kafa patlatıyorum, hiçbir adı yakıştıramadım çünkü ortada BM’lerin sadece Eide’si var, bir de Sn.Akıncı ile Anastasiadis! Desek ki “2016 müzakereleri!” 2017’e sarktı üstelik Ocak ayını yedi bu gidişle Şubat’ı da devirecek!
Sonuçta eğer müzakereler sonunda referanduma gidecek şansı bulur da “çözüm planı” ile ilgili bir kitapçık yayınlanırsa her halde kapağında bir başlığı olacak, anıldığı zaman kalıcı olan da o olacak!
Bugün “planın adından” söz edecek değildim ama.. Nitekim yazıma başlarken “BM’lerin Kıbrıs siyasi sorununu çözecek kabiliyette olmadığını yazdımdı. Bu nedenle Rum tarafının AB’ye üye olarak alınmasından beridir “sorunu ancak AB çözer demekteydim.” Oysa bugüne kadar AB de müzakerelere resmen duhul eylemesine karşın her hangi bir olumlu etki gösteremedi! Çünkü Güney Rum Yönetimi ile Yunanistan’nın baskısı altına girdi!
Mesela Türkiye’nin “eğer AB müktesebatı gereği 4 özgürlükler çözümün parçası olacaksa bundan Türk vatandaşlarının da yararlanması gerekir” teklifi Rum tarafınca müthiş bir direnişle karşılandı, AB de çözümün yolunu açabilecek olan bu teklifi “müktesebatımıza uymaz” diyerek geri çevirdi!
Gerçekte bir süredir Türkiye’nin AB’den Türk vatandaşlarına vizeyi kaldırmasını istediği biliniyordu. Bunu Kıbrıs üzerinden gerçekleştirme şansı doğdu bu kez Rum-Yunan ikilisinin olumsuz tepkisine tosladı! Dolayısıyle Kıbrıs sorununu çözse çözse AB çözer fikrimiz de kadük oldu!
“KORKUMUZ:” Müzakereler başladıktan sonra sık sık “korkumuz” diyerek “Türkiyesizleştirilmiş bir Kuzey”den söz ettik. Nitekim hem Kıbrıs Türk tarafının hem de TC’nin garantilerde ısrar etmesi, buna karşılık Rum tarafı ile Yunanistan’ın “olamaz” demesi “korkumuzun” yersiz olmadığını gösterdi! Tabi Rum tarafı bu direnişi gösterirken, “AB’nin ve bizatihi adadaki çözümün güvence sağlayıcı olacaklarını” iddia ediyor ve TC’nin Garantörlüğüne gerek yoktur diyor..
Dolayısıyle olası çözümü Türkiye faktörü ile birlikte düşünmek zorunda kalıyoruz ve soruyoruz: Türkiye çözümün bir parçası olacak mı? Türkiye Kuzey’de nasıl ve hangi anlaşmalarla yer alacak? Sosyoekonomik ilişkiler hatta polis teşkilatı ve askeri işbirliği Kuzey’le nasıl gerçekleştirilecek? “Eğer federal sistem gerçekten “tek devlet” oluş yanı sıra dışta da “tek temsiliyetli” olacaksa diyoruz!
Kısaca çözüm şaka değil! Bugün oluşturup yarın yürümediği için yıkarsan, masaya bir daha oturma şansı da kalmaz!
(NOT: Sn. Akıncı’nın dünkü Havadis gazetesinde yayımlanan Meclis Başkanı Sibel Siber’e gönderdiği müzakerelerle ilgili mektubunu da yarın değerlendireceğiz.)
CANINA OKUDUĞUMUZ NARENCİYE VE TARIMDA REFORM SORUNU!
Henüz Güzelyurt’un iade edilip edilmeyeceği belli olmadı. Sn. Akıncı Siber’e mektubunda “iade kapsamında bulunan mülklerle ilgili büyük oranda anlaşma sağlandı” diyor ama isim söylemiyor. Ancak dini yerlerin iadesi kapsamında Karpaz’daki Apostolos Andreas Manastırı nedeniyle Karpaz’ın bir bölümü belki kanton olarak verilebilir…
Bu olasılıklarla eğer Güzelyurt’un iade edilmeyeceği varsayımından hareket edersek artık Kıbrıs Türk zirai üretimine ekonomik katkı sağlamaktan gitgide uzaklaşan “narenciye sorununa” bir çözüm bulmak gerekecektir.
Ki 1974’de 80 bin dönüm narenciye bahçesinin sahibi olduktu.. Bunun 15 bin dönümü Mağusa bölgesindeydi ne var ki suların tuzlanması ve Maraş’ın turistik bir kente dönüşmeye başlaması nedeniyle bahçeler parsel parsel arsalara dönüştürülüyordu mesela Derinya’da hâlâ o yıllardan kalma asvalt yollar vardır.
Şimdilerde Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Ali Alioğlu “teşviklerin ödenmediğini, döviz artışının maliyetleri olumsuz etkilediğini, gelecek yıl bahçelere bakılamayacağını söylüyor ve ekliyor: “1990’lı yıllarda altın yumurtlayan tavuktu!”
Pekala o yıllarla bugünkü dönemler arasında ne oldu ki tarım alanında “Mayna” ettik! Sadece narenciye değil. Hayvancılıkta da yeterince ilerleme olmadı. Patateste de sorunlar devam etmekte.. Domates hıyar gibi sebzeler üretim plansızlığı nedeniyle bir çoğalıp bir azalıyor, pahalı ile ucuz arasında gidip geliyorlar!
Ha 1990’lar mı? Devlet aradan çıktı Nadir devraldı, bahçeleri uçurdu. Ve anladık ki ziraat alanında da “devletçi sistem ve işletmeciliği” terk etmek gerekir! Oysa Hükümet hâlâ arpalarla, sütçülükle, hayvancılıkla uğraşıyor gelip giden ilgili Bakanların ağıllara mandıralara, tarlalara bir inip çalışmadıkları kalıyor!
SİSTEM ARAYIŞI. Bu ülkede 1974’den başladı sistem arayışları hâlâ sürüyor. Mesela “karma ziraat mı olsun yoksa belirli ürünlere mi ağırlık verilsin?” Yahut “devletçilik mi özel sektör mü?” Yoksa “Kooperatifçilik mi?”
Hele şu Kooperatifçilik? Uğruna Bakanlıklar ihdas ettik, şimdi Başbakanlara bağladık ve siyasallaştırıp canına okuduk!
Yeter ki üretici “hükümetin elinde olsun ve avucu da hep hükümete açık bulunsun!
Tarım Bakanı Nazım Çavuşoğlu “öyle geldi böyle giden” bu “bozuk sistemi” tarım sektörünün makus talihi haline gelmişliğinden nasıl kurtarır bilmiyoruz ama sorunlar sürdüğü sürece hiçbir hükümet bütçesi bu sektörlerin giderlerine dayanmayı başaramayacak!
KISACA TAKILDIĞIM. (AÇIKLAYIN DA KURTULALIM!)
Bizim zamanımızda ilkokullarda okutulan alfabelerde mesela Ömer Seyfettin’den ve öteki Türk edebiyatçılarıyla yazarlarından aktarılan çok ilginç hikâyeler vardı.
Mesela bir tanesini hâlâ hatırlarım: Çok kısaca iki yataklı bir otel odasında müşterinin biri erken yatmış uyuyor. Diğer adam geç gelmiş, ayakkabılarından birini çıkartmış uyuyan müşteriyi unuttuğu için küt diye yere atmış! Aklına geldiğinde de diğerini sessizce çıkarıp yere koymuş ve yatmış.. Aradan üç beş saat geçmiş erken yatan müşteri bağırıyor: “Be adam diğer ayakkabını da çıkaracaksan çıkar da artık uyayım!”
Elektriğe zam yapılacakmış! Lafı çıkalıberidir istim üstünde bekliyorum. Yapacaksanız yapın da bitsin bu bekleme!
































