“Mazi Kalbimde Bir Yaradır”da; “Ben de gönül çektim eskiden, yandı hayatım bu sevgiden, anladım ki bir aşka bedel, gençliğimmiş elimden giden. Bahtım saçlarımdan karaydı” demişti ya şair Necdet Rüştü, işte bu duygularla, bu sözleri şimdilerde söyleyen birçok eski sporcu değerimiz var bildik. Genelde sporda, özelde de futbolda dışa açılım sevdası mı? Feci bi’şekilde can verdi içlerinde maalesef son nefeslerine kadar. Hani şu “futbol sevdası başka sevdaya benzemez” derler ya, yalan işte; Öyle bir sevda ki bu; ‘Bir Caretta yavrusunun denize ulaşma özlemi gibi; Bir uçurtmanın rüzgârı beklediği gibi; Ağlayan bir bebenin emziğini beklediği gibi; Bir annenin gurbetteki oğlunu her öptüğünde, kokusunu içine çeker ve her özlediğinde burnunun kemiğinin sızladığı gibi; Dağ başında nöbet tutan sigara bağımlısı bir askerin, sigarasız kalması ve de sabahın uzak olması gibi; Sevgilisi ölmüş birinin hâlâ daha onun gömleğini öpüp, koklaması ve de cüzdanında resmini taşıması gibi; Kârhane çıkışında bekleyen adamın, delice aşık olduğu kadının mesaisinin bitmesini beklediği gibi; Huzurevinde yaşamını sürdürmeye çalışan bir ihtiyarın evlâtlarını görmek için beklediği gibi; Bebelerin vitrinde görüp de ulaşamadığı o kırmızı bisikletin parası için bayramları beklemesi gibi; Bir genç kızın yıllardır hayranı olduğu bir pop yıldızı ile kucak kucağa fotoğraf çektirme isteği gibi; Çılgın bir parti arifesinde atılması beklenen bir sms’e özlem gibi; Sevgililer Günü’nde yalnız olan bir gencin, o güne dair şehvetli bi’hatırata olan özlemi gibi; Açlıktan ölecek olsa bile bir simitle karın doyurup, maç biletine talim bi’şekilde, maç saatini beklemesi gibi bi’şey bu futbol özlemi’. Eller ha’bire endüstriyel futbola ilişkin bi’ailenin ferdi şeklinde işin keyfini sürmece, biz’se ucuz milliyetçilik nârâları ile ha’bire Dereboyu’nda boşa benzin yakmaca. Üstelik de başka bir ülke takımının formasıyla. Biraz Fener, biraz Cim Bom, biraz Trabzon biraz da Kartal kondu bu memlekete üç kuruşluk fayda sağlamadan. Hâl böyle oluncada ait olma ve de olamama çemberinde debelendi garibim Kuzey’in, garibim futbol izleyicisi. Formalar satın alındı, uçak biletler kesildi, Çiçek Pasajı’nda rezervasyonlar yapıldı, derbiye gidildi ve sonucunda da Nevizade Sokak’ta rakının dibine dibine vurdu bizim arkadaşlar yine. Gidemeyenler ise formasını üzerine çekip ha’bira boru boruya Dereboyu’nu kirletti ses olarak da, görüntü olarak da. “E sana ne be bay” mı diyorsunuz. Doğru, bana ne! Buraya kadar bana ne ama bundan sonrası için de “sana ne” dersem lütfen kızmayın sözüm meclisten içeri. “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamaz” demişti ya Mumcu Usta, işte aynen bu yönde bizim meclisten savaş çığırtkanlıklarıyla “sizi gidi teslimiyetçiler, sizi gidi vatan hainleri sizi” diye diye dilleri ağda ister bildik. Neymiş? Vatan, Millet, Sakarya, Zürih ve de patlak futbol topuymuş! Yazık ve de günah. Hem de ne günah! Bu saat oldu herhangi bir devlet yetkilisinden Blatter Boss’a bi’teşekkür yazısı gitmedi. Adamcağız topu tüfeği bırakıp bizim futbolumuza zaman ayırdı, delegasyonumuzu ağırladı ama kendisine bi’kuru teşekkürü çok bildik. E temsilcimiz Jerome Champagne’e ne demeli. Adamcağızı Rum Ajanı ilan etti birkaç ağabeyimiz. Bizim adam Champagne; 11 yıl boyunca FIFA’da Afrika’daki üye ülkeler arasındaki ilişkilerin yeniden düzenlenmesinde yer aldı. Ayrıca FIFA yaptırımı altında bulunan sporcu birlikleri ile ligler ve kulüpler arasındaki ilişkilerin modernize edilmesi ve de Uluslararası Olimpiyat Komitesi gibi örgütlerle de ilişkilerin yeniden dizayınında önemli görevler aldı. Bunun yanında geçmişte ”Kıbrıs’ta Futbol Sorunu” başlıklı toplantılarda FIFA’yı temsil etti. Blatter’in talimatıyla FIFA’daki görevinden ayrıldıktan sonra “Football Future” adında profesyonel bir şirket kurdu ve futbolla ilgili her türlü organizasyon ve danışmanlığı dünya çapına yaymaya başladı. Platini ile çok sevişmezler ama Blatter’in gelecekteki FIFA başkan adayı olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ayda çok cüzi bi’ücret ödediğimiz (2 bin Euro) Champagne olmasaydı biz o masada, bu kadar özgüvenle ve de güvende olur muyduk? Kuvvetle ihtimâl hayır, ya da ‘bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin ki mazi kalbimde bir yaradır’ gibi ha’bire eski milli maçların siyah beyaz kareleriyle avunurduk ve de milleti avutmaya/uyutmaya çalışırdık. Maalesef “hep eller bahtiyar oldu” tıpkı yukarıdaki şiirdeki gibi. Neyse, sevgili Sepp ve de Jerome’ye de bin selam…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























