Rum tarafı şu son çeyrek asır içinde değil, iki asırdır “nasıl bir Kıbrıs” istediğini çok iyi bilerek geldi bugünlere.
Türk tarafı için ayni şeyi söylemek mümkün değildir ama! Çünkü İngiliz sömürge idaresine geçene kadar zaten Kıbrıs’ın sahibiydi! Dolayısıyla ne Osmanlı’dan kopma gailesi vardı ne Rum kilisesinin Enosis hedefinden çekinip korkacak bir siyasi sorunu!
Hatta sömürge idaresine geçtikten sonra da değişmediydi Kıbrıs’a bakışı ile değer yargısı!
FAKAT Rumlar, Türk toplumunun aksine geleceğin Kıbrıs siyasi statüsünü zaman zaman aralara eylemsel tepkilerini de koyarak hep “Enosis çerçeveli” bir çözümde tasavvur etti, hedefinin yolunu da öyle çizdi!
Tarihi süreci biliyoruz: 1974 Barış harekâtı Rum toplumu için tüm hayallerinin yıkılması, Türk halkı için… (Hadi siz söyleyin neydi siyasi tezi? Ve sorun: Ne oldu?)
İŞTE bugün de bu sorulara cevap veremediğimiz içindir ki hâlâ çözüm bekleyen bir Kıbrıs sorunu vardır! Çünkü 1974 sonrasını “yaşatmaya çalışanlar” artık öncesi “mücadele liderleriyle insanları” değillerdir! Ki bu insanlar, Rum tarafı “Enosis’in gerçekleşmesinin savaşçısı olan Eoka’nın Rum okullarında okutulup yaşatılmasını müfredata sokarlarken bile birleşik Kıbrıs’ta Türk Rum ortaklığına dayalı bir federal sistem düşlemeye devam ettilerdi! Hâlâ da umutlarını yitirmediler, bir gün Rum’u kandırıp bu siyasi çözümü gerçekleştireceklerini zannediyorlar!
MADALYONU çeviriyorum. Beğenmek zorunda değilsiniz ama kabul etmelisiniz ki artık Kıbrıs siyasi sorunu sizinle Rum toplumu arasında değildir! Çözüme yürünen yolda muhatap alsanız da almasanız da Türkiye de vardır! Üstelik siyasi ve sosyoekonomik çıkarlarıyla! Tutun ki Yunanistan’ın Güney’deki siyasi konumu gibi!
Bu nedenle son zamanlarda çok sık seslendirdiğimizce, “çözümü önce Türkiye ile sağlayacağız. Türkiye de Yunanistan’la.”
(Oysa ne diyor bizim neo-barışçılarımız: “Biz halledeceğiz bu işi!” Nasıl? Türkiye’yi Kuzey’den uzaklaştırarak mı? Vay be! Gördünüz mü büyük politikayı!) BİR kez daha tekrarlayalım: İşte hendek işte deve! İktidarı muhalefeti, sivil toplum örgütleri, medyası hukukçuları bir araya gelin, dövüşe tokuşa “bu adada nasıl bir çözümden yana olduğunuzun ulusal bütünselliğine varın…” Yani Rum kadar olamadınız, bir kez olsun, olun!
**********
BİRBİRİMİZİN KURDU MUYUZ? YOKSA…
Bilinen gerçektir: Demokratik bir devlet, “anayasası, yasaları ile devlet olur.” Çünkü doğasal olarak insan “disharmonik” yani birbirine uyumlu olmayan, bireysel olarak kendi başına dağınık bir varlıktır. Bu nedenle “devlet” olduk demek yetmez. O devletin insanlarını ulusal değerler içinde dirlik ve düzenle yaşayacağı, hukuk ve yasalarla da donatırsınız! Nitekim bu hukukun üstünlüğüne dayalı yasaları koymazsanız “insanları birbirlerinin kurdu yapmaktan kurtaramazsınız” derler!
O zaman soralım: Şimdi KKTC “birbirimizin kurdu muyuz?” Yoksa “hukukun üstünlüğünde yarattığımız devletimizin yasa ve güvencesi altında mesut ve müreffeh yaşayan harmonik bir toplum muyuz?”
Kİ şimdilerde de dörtlü koalisyon hükümeti, KKTC’i bir hukuk devleti haline getirmek, insanlara hukukun üstünlüğünde güvence sağlamak için yasa üstüne yasa çıkarmakta, eskimiş olanları da yenileri ile değiştirmektedir…
BUNA karşın tutun ki memlekette bu yasalara karşın hâlâ kırk binin üzerinde seyrüsefer ruhsatsız sürücü vardır yollarda!
Uyuşturucu, trafik kazaları da onca cezai yasalara karşın artmaktadır!
Yahut bütün çabalara karşın mesela ahlâki yönden de çok önemlidir, insanlara çevreyi temiz tutmaları gerektiği öğretilememiştir!
Sirkat, dolandırıcılık, alavere dalavereli işler, rant gibi olaylar… Öylesine yoğalıp çoğalmışlar ki memleketi ahtapot kollarıyla sararlarken, bir yandan da kanını emiyorlar!
BEN, “ebesinin” Kudret Özersay olduğu ve bir süredir çalışmalarını sürdürdüğü, sonuçta Meclis’e kadar taşımayı başardığı “nereden buldun” sorgulu yasa tasarısını bu devlet olgusu vizyonundan izleyip değerlendiriyorum. Çünkü “kirli ve kanunsuzluklar üzerine oturmuş” devlet olmaz!
ANCAK: “Çıkardığı yasaları denetlemekten aciz devlet de olmaz! Ki eğer bu ülke “yolsuzluk iddiaları içinde burnuna kadar şaibe ve töhmet altına girmişse, bunun bir suçlusu da çıkardığı yasalara karşın denetim mekanizmasını çalıştırmayan devlettir!
GÜNÜN konusu olduğu için örneği de olduğundan yazayım: “CAS çalışanları bakanlık kapıları önünde eylem yaparken haksız mıdırlar? KTHY’nın batmasından sonra iki cami arasında kalmış binamaz gibi ne yapacaklarını, statülerinin ne olacağını bilmeyen bu insanlara yıllardır hangi iktidar çözümsel bir statü sağlayabildi ki?
İNSANLARA devletin yasalarıyla dirlik ve düzen vaat ederek iktidara gelen siyasi erk sahipleri kendi koydukları yasaların bile sahipleri olamazken, (KKTC’i işaretleyerek sorayım) KKTC yurttaşlarına nasıl kalkınmış ve istikrarlı bir devlet hediye edeceksiniz?
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BÜYÜK AYIBIMIZ!)
Gazetelerde seçilen belediye başkanlarının “yan yana yayınlanan resimlerine baktıkça hayıflanıyorum! “Bir kadın belediye başkanı çıkartamadık” diye!
Ki şansını deneyen Gencay Eroğlu’na bile yılların büyük politika ustası, hükümet kurup hükümet yıkan, UBP’i sırtında taşırken, Cumhurbaşkanı olan babası Eroğlu bile elini uzatamadı! Ve Eroğlu ne Sertoğlu’na yar oldu ne kızına!
Söylerlerdi de inanmazdım. Meğer doğruymuş: “Politikayı yaşında başında bıraktın mı bir daha bulaşmayacaksın!”
































