Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Biz statükoyu çok sevdik

Sorunsuz ülke olmaz, sorunsuz insan olmaz, sorunsuz aile, toplum, kurum olmaz…

Ancak o sorunlar da, içinde boğularak çözülemez… Tümüne  birden, kuşbakışı bakılmadan çözülmez…

Birine takılıp kaldığınızda, diğerleri alıp başını gider. Diğer sorunlara bakacak ne ilginiz kalır, ne de enerjiniz…

Ben KKTC’yi böyle görüyorum… Kurulduğu günden bugüne, içine kapalı…

Bu, şartların dayattığı bir durumdu. Ambargo vardı, tanınmamışlık vardı. Dünyayla ne sistem olarak ne de başka bir şekilde bütünleşemedik.

Bütünleşemeyeceğimiz duygusu da bizi öylesine kapladı ki, yapabileceklerimizi de yapamaz olduk.

Ama sevdik be kardeşim bu durumu. Statükoya bağlandık, kopamıyoruz…

Basit bir örnek, bir ABAD kararı çıktı, narenciyeye, patatese AB ülkeleri ambargo koydu, sanki tüm ihracat kapıları kapanmış gibi, biz de üretimden kaçtık.

Belki tümüyle bırakmadık ama, o karardan önceki kadar da önem vermedik.

Ağaçları kuruttuk, tarlaları arsa yaptık, ranta  döndük…

Kazancı içte aramaya başladık, kapandıkça kapandık…

Bunun gibi bir çok örnek var.

Her dönem AB yasalarıyla uyum dedik, her gelen hükümet bir heyecan başladı, yıllar içinde o heyecan da kalmadı. Tamamlanmayan dünya kadar uyum yasası var…

Neden? Eski sistemde devam etmek kolayımıza geldi de ondan…

Bir başka örnek, modern dünyanın kurallara bağladığı çevre, eski eser, şehircilik, nüfus politikalarından uzaklaştık… Çünkü kapalıyız, arayan yok, soran yok… Hesap verilecek bir örgüt yok…

Yıllar yılı enerjimizin, vaktimizin çoğunu içte birbirimizi yemeye ayırdık.

Kim seçilecek, kim o koltuğa oturacak, kimin yakını bir yerlere gelecek, kim nereye kimi yerleştirecek… Tamamen eskinin feodal düzeni… Bireysel… Asla toplumsal değil… Çıkarımızın nerede olduğunu bile göremiyoruz artık…

Türkiye’nin gönderdiğinin üstüne, bir miktar da yerli değer yarattık, bunu bölüşmenin kavgasını verdik.

Yurt dışında okuyup gelen çocukların ilk çarpıldıkları bu oluyor. Önce tepki gösteriyorlar, yapılacak çok iş olduğunu söylüyorlar, sonra onlar da düzene alışıp gidiyor, bulaşıcı hastalık gibi…

İçte tartıştığımız konulara bakıyorum, siyasetçilerin açıklamalarına bakıyorum, icraatlara bakıyorum, dar alanda kısa paslaşmalar, o kadar… Afrika’nın kayıp kabileleri gibiyiz… Hani bir av için birbirlerini paralayan…

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “Eğer çözüm olmadan kazılar başlarsa, işbirliği yapabileceğimiz o yerde yeni gerginlikler, yeni zıtlaşmalar söz konusu olabilir” sözlerini okurken, yan tarafta kısır çekişmelerle ilgili haberlere baktım, karşılaştırdım, Sayın Akıncı’nın bahsettiği konunun önemini, geleceği belirleyen tek gelişme olduğunu, diğerlerinin ne kadar önemsiz, manasız olduğunu düşündüm…

Diyeceğim şu, halihazırda Kıbrıs adasının belki de odak noktasında olduğu bir uluslararası şekillenme var. Bir siyaset projesi…

Akdeniz’de, Ortadoğu’ya bağlı yeni bir şekillenme, yeni güç paylaşımları…

Güney Kıbrıs tam bir aktör gibi olayın içinde…

Bizim dışımızda sonuçlanacak yeni düzen, şüphesiz ki hem bizim hem de Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşmeyecek…

En azından,  dünyayla birebir temas içinde olduğumuz dış politikayı doğru anlamak, doğru şekillendirmek için çaba göstersek…

Ne yazık ki, umut yok.

Görüşmelerin kesilmesini memnuniyetle karşılayanlar, statükonun kalıcılaşması politikalarına hız verdiler.

Başka bir şey yok…


YERİN KULAĞI VAR

2 AY SONRA YENİDEN: İki lider yaklaşık iki ay sonra yeniden masada buluşuyor. Hem güneyde, hem de kuzeyde görüşmelerin kesilmesinden, hatta masaya dönülmesinden mutsuz olanlar var. Belki yine geçmişte olduğu gibi bir sonuç alınamayacak ancak, bu işi zorlamak, sonuna kadar görütmekten başka çaremizin de olmadığını görmek zorundayız. Mevcut durum sadece zarar veriyor. Sonuçta onlar yoluna devam eder belki ama, bizim bu konjonktürde yapacak fazla bir hamlemiz yok sanırım…

 

SAĞLIK SİGORTASI ZORUNLU DEĞİL MİYDİ: Sağlık Bakanı KKTC’de okuyacak yabancı öğrencilere sağlık sigortası şartı getirileceğini söyledi. Oysa benim bildiğim, üniversite kaydı yaptırılırken, sağlık sigortası da çıkarılıyor. Üniversiteler bunu zorunlu tutuyor. Şimdi ortaya çıktı i, bazı üniversiteler bu paraları toplayıp, devlete aktarmıyor, kendi bütçelerinde kullanıyorlar. Bu büyük bir skandal. Yani devlet sağlık hizmetlerini üniversitelerden bu paraları almadan mı veriyordu? Bu nasıl bir kıyaktı ki? Vatandaşın sırtına nasıl haksız bir yüktü… İşte böyle çarpık çurpuk bir düzenimiz var. Ülkenin değil, birilerinin çıkarına yürüyor bu devlet…

 

ENAYİDİRLER SAYIN ANGOLEMLİ: Sanki rutine bağlanmış gibi, af üstüne af. Yapılmadık af kalmadı. Bu sene değil bu, sürekli böyle. Hüseyin Angolemli Meclis’te soruyor, “Sigorta yaıtımını düzenli yapanlar enayi mi” diye. Sadece sigorta konusu mu? Vergisini ya da seyrüseferini düzgün ödeyen de enayi, kaçak çalıştırmayan da enayi… Af üstüne af çıktıkça, vatandaşın sisteme güveni her seferinde bir o kadar daha azalıyor. Yakında ödeme yapan kalmayacak. O zaman ne yapacaklar merak ediyorum…

 

BAHANE HAZIR: Vatandaşlık konsuna tepki gösterince hemen ırkçı, düşman ilan ediliyoruz. Bir kez daha yazmakta fayda var sanırım. Biz bu ülkeye kanını, terini, emeğini akıtan, yıllardır bu toprakları vatan bilmiş ama, o veya bu nedenle vatandaş olamayanların, vatandaş olmalarını eleştirmiyoruz.  Bizim tepkimiz, bir günde Bakanlar Kurulu kararıyla haksız yere vatandaşlık alanlaradır. Sadece bir günde vatandaş yapılanlara uygulanan kriterin ne olduğunu bilmek istiyoruz…

 

O TANTANA NEYDİ: Türkiye’de 16 Nisan’da yapılacak Anayasa referandumu için, Kıbrıs’ta kayıtlı 104 bin 507 seçmenden sadece 43 bin 480 kişisi oy kullanmış. Özellikle AKP’nin KKTC’deki büyük kampanyasına, Başbakan’ın bile katıldığı mitingine rağmen %40 civarında kalmış. Yine de genel seçimlere bakılırsa, katılım yüksek denebilir. Zira 2015 seçimlerinde, yüzde 27 ve yüzde 34 civarındaydı….

 

PARA YOK AMA: Parasızlıktan, ekonomik yıkımdan bahsederiz ama, lüksümüzden de vazgeçmeyiz. Bu 300 bin nüfuslu ülkede, dünyanın birçok yerinde göremeyeceğiniz kadar lüks araç, villa ve son model telefondan geçilmiyor. Lüks arabaya binip 20 TL’lik benzin alanı mı istersiniz, evlere temizliğe giden ama elinde son model telefon taşıyanları mı… İş ağlamaya geldi mi çok iyi beceririz ama, lüksümüzden vazgeçmeye gelince beceremeyiz…


ZİRVEDEKİLER: Girne Belediyesi: Girne Belediyesi, eskiden elektrik trafo binası olarak kullanılan ve yıkılmaya yüz tutmuş binayı sanat galerisine dönüştürmek için kolları sıvadı. Bu ülkede sanata ve sanatçıya ne yazık ki gereken değer verilmiyor. Devlet tiyarosunun binası on yıllardır yanık duruyor.Bir başkası yarım inşaat halinde kaderine terkedilmiş… Girne Belediyesinin bu girişimini alkışlamamak elde değil.

 

DİPTEKİLER: Özdemir Berova: Eğitim Bakanı Berova, yeni, Yükseköğretim Yasası’nı Cumhurbaşkanı imzalarsa, devam mecburiyeti de gelecek diyor. Doğru söylemiyor. Devam mecburiyeti zaten vardı. Yükseköğretim Kurumları Tüzüğü 35. Maddesinde açıkça  %70 devam zorunluluğu olduğu belirtiliyor.Buna rağmen üniversiteler, internet sayfalarında, “KKTC’de devam mecburiyeti yok” diyebiliyor… Yasa çıkaracakmış da engelleyecekmiş. Varolanı uygulatsaydınız yeterdi. Gösterişte üstümüze yok…