Köşe Yazarları

BİZ NASIL İNSAN YETİŞTİRİYORUZ?



Ne oldu Kıbrıs’ın kalender Türk insanına? Ağlarken bile gülen her olayın alay edilecek yanını bulan…

Yok artık öylesi insanlar. Küçük bir cemaat oluşun senli benli hayatları, akraba dost yarenlikleriyle sürüp giden köy kasaba  ilişkileri,  devlet oluşla birlikte değişiverdi.

Tutun ki sempatiye empatiye dayanan “küçük toplum” yapımız, Devletin kanun nizamlarıyla yetki ve sorumluluklarında bircik bircik yeniden kurallaşıp kurumlaşırken; insanların hayatları da büyük oranda değişiverdi. Yerine “paraya” dayanan insan hayatları geldi.” Şöyle ki en çok parası olanın en büyük insan oluş gerçeğinde…

Ve insanlar çok değişti! Şöyle ki kimilerinin “şeytana uyup, kimilerinin canları çektiği için memleketin ormanlarını yakacakları  kadar!

…BÖYLESİ can sıkan “insan olaylarına” her tosladığımda Rahmetlik Arif Hasan Tahsin’in bizlere anlattığı bir hatırası gelir aklıma, tekrar tekrar yazarım.

Yine çok kısaca tekrar etmem gerekirse olay şuydu: “Yıllar önce Arif Hasan Tahsin (Desem) Avustralya’daki evli kızının ziyaretine gider. Ve sıcağı sıcağına şöyle bir olaya tanık olur: “Yirmi otuzlu yaşlarda bir genç yolcularla dolu bir şehir otobüsüne girer ve üzerinde sakladığı tüfeğiyle ateş ederek onlarcasının ölümüne yaralanmalarına neden olur!

ARİF Desem bu olayı anlattıktan sonra şöyle devam eder: “ÇOK merak ettimdi neden yirmili yaşlarda gencecik bir insan bir otobüs dolusu insanı tüfekle vurarak öldürecek kadar kendinden geçmişti? En çok merak ettiğim de diyordu anlatırken Desem, bu olaya ilişkin yetkililerin, insanların ne düşündükleriydi. Nitekim ertesi gün sabah sabah bir gazete aldımdı. Manşetinde beklediğim ve tahmin etmeye çalıştığım gibi söz konusu genç için ne ‘katil, canavar, deli’ gibi ifadeler vardı ne de sövüp saymalar! Sadece ve mertek kadar harflerle, “biz nasıl bir genç yetiştirdik” sorusu vardı.. İlgili haberlerde de ‘nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz’ diye soruluyor, yorumlar yapılıyordu…”

…İŞTE olay budur! “Şeytana uyanlar” da “canım öyle çekti” diyenler de Eğer KKTC’den söz ediyorsak bizim insanlarımızdırlar!

Hatta “medyadan düşmeyen haberleriyle esrar, fuhuş, gasp, dolandırıcılık, taciz… Olaylarının sorumluları da bizim “yurttaşlarımızdırlar.” Onlar KKTC devletinin okullarında yetiştiler.. Belki hâlâ daha ana baba kucaklarından bile düşmediler.. Özgür egemen bir ülkenin tüm insanları gibi seçme seçilme hakkına sahip oldular, memleketin siyasi kaderi için oylarıyla karar verdiler…

FAKAT: Yazık ki tüm çabalara karşın hâlâ “şeytana uymaktalar!” Kimi köpeğini öldürdükleri için canı çok acıdığından, kimi ağaçlarını kestikleri için intikam duyguları ile yaşadığından yakmışlar ormanları! “Biz nasıl insanlar yetiştiriyoruz” diye sormaz mısınız?


DEĞİŞMEYEN KAFALAR!

Bir yandan Türkiye Turizm Bakanı Mehmet Ersoy Yunan Turizm Bakanı Theoharis ile bu yıl Ege Denizini dünya turizmine açmak için ortak çalışmalar yaparlarken; öte yandan Atina’da 19 Mayıs 1919 Spor ve Gençlik Bayramını hedef alan gösterilerde Türk bayrağı yakılır!

Bir yanda “Fransa’nın, İtalya’nın, Mısır’ın, İsrail’in, Lübnan’nın hatta Türkiye’nin uğruna savaşacağı kadar savunuculuğu üstlendiği (nankör) Filistin Devletinin oluşturdukları ittifakla ayni Doğu Akdeniz Rum-Yunan Münhasır bölgesi haline gerilirken; Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye’nin hakları çiğnenir!

Keza Kıbrıs’ı hatırlatmaya gerek yok, Rum tarafı  hâlâ tümünün sahibi olduğunu iddia ediyor!

BÖYYLE bir Rum-Yunan ikilisiyle bu adada çözümsel barış olacağına inanıyor musunuz? Ki Edek hâlâ yüzde 70 Rum, Yüzde 30 Türk azınlığına dayalı meclislerden bahsediyor, Anastasiadis de Fransa ile savunma işbirliği anlaşması yapıyor! Gerçekten ama bu adada bu kafalarla çözüm olacağına inanır mısınız?


MÜJDE ZAMANI GELDİ!

Soru: “Belediye seçimlerinin zamanının geldiğini nerden anlarsınız? Cevap: “Battık diyen belediyelerin evlere sakgulla sakgulla patates, limon, portakal dağıtmasından…”

Bravo doğru cevap! Yalnız Mağusa Belediyesinden istirhamımızdır, lütfen bundan sonrası partide limonlar çekirdeksiz olsun!


“KARIŞTIRMA” MERAKI!

Tatar Hükümeti’nin bir merakı da “Cumhurbaşkanlığı makamını bypass etmektir!

Ancak son olay “kör gözüne parmağım oldu!” Çünkü sorun haline gelen sınır kapılarının yeniden açılması görevini Sağlık Bakanı Pilli’ye veren Başbakan Tatar Sn Cumhurbaşkanı Akıncı’yı resmen baypass etti!

Nitekim bu konuda konuşmak gereğini duyan Sn. Akıncı “eğer Güney’le muhatap olunacaksa bu görev Cumhurbaşkanlığı Makamınındır,  dışındaki ilişkilerin pratiği yoktur” dedi..

EVET öyledir: Çünkü Güney Rum tarafı için KKTC korsan devlettir! Türkiye’nin işgalindedir. Hükümet de “kuklasıdır!”

Peki o zaman Sn. Akıncı ne olmaktadır? İşte biri tanınmış diğeri tanınmamış bu iki Devlet arasında (müzakerelerden kaynaklı yetki ve sorumluluklar içinde) ilişki kurmaktır, varsa eğer sorunları çözmektir…

Nitekim ne diyor Sn. Akıncı son hükümet kararına? Pratikte yeri yoktur! Ki o Pratiği bugüne kadar gelip giden Cumhurbaşkanları sürdürürdü şimdi de sadece Sn. Akıncı sürdürebilir.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı