Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİTMEYEN KIBRIS SORUNU   

Uzun bir Kıbrıs tarihi sürecini yaşadığım için mutlu mu olmam gerekir karar veremiyorum.                                       Çünkü  mutlu olmak  bir iradenin sonucu değildir! “Oldum” demekle olmuyor.

Çünkü mutluluğu yaratan da   bir ömür  insanlarla birlikte şayet yaşatılabilirse  yaşanan  olaylardır… O olayların yarattığı duygulardır. Hoşumuza giderse elbet bahtiyar oluruz!

Fakat  Kıbrıs gibi asırlarla ifade edilen bir müzmin sorunun tarihi sürecinden gelip geçen insanlarından biriyseniz “bahtiyar” olmanız mümkün değildir!

***

…GELİP GEÇERKEN: Köşemi yazmak için klavyenin başına oturduğumda geldi aklıma. “Nerden geldik nereye gidiyoruz?”

Sonra düşündüm tabi ki güzel günlerden çıkıp gelmedik bugünlere. Nitekim 66 yıl önce patlattıydı EOKA bombalarını. O günden beridir bu adada ne dirlik var ne huzur. Ne barış var ne istikrar!

Rahmetlik pederim hem birincisini hem ikincisini yaşadıydı dünya savaşlarının.. Öldüğünde  dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı.  Bahtiyar insanların tebessümü.  Yüzü pembe pembeydi.

Fakat doksan yıllık ömründe  hiç mutlu  olmadıydı.. Zaten  giderken bu dünyadan ne bir dikili ağacı vardı ne geride bıraktığı bir taşı..

Tek sevinciyle tesellisi, kendisi söylerdi, “ölmeden Barış Harekâtını” görmesiydi.. “Artık esirlik ve mezelletten” kurtulduk diyordu..

***

BU DUYGUSALLIK  NEDEN? Can sıksam da yine geriye döneceğim:

İlk “devlet oluş” deneyimimiz 1960’larda Kıbrıs Cumhuriyeti oldu.  Rum’la azınlık çoğunluğa dayalı fakat az biraz “konfederal içerikliydi. Makarios benimsemedi, sevmedi, iki yılda yıktı.

Adada ilk kez “kendi tarihi ve sosyoekonomik kaderimizle baş başa kaldığımız milat işte o 1963 yılıdır ki bugünlere kadar uzayıp geliverdi devamı..

Aralık 1967 de ilk kez “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimini” kurarak kendi özgürlük ve egemenliğimizin siyasi tescilini yaptık.

1983’de de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” oluşturduk.

Rahmetlik Ecevit 2001 yılında Başbakandı. Kıbrıs için “Çekoslavak usulü ayrılık modeli önerdi. Çek Cumhuriyeti (Çekya) ve Slovakya gibi adada iki ayrı devlet oluşması gerektiğini söyledi.

Nitekim Sovyetlerde “komünist rejimin” yıkılmasından sonra Çeklerle Slovaklar anlaşmışlar “kadife ayrılık” oluşturmuşlardı. Barış içinde yaşıyorlar..                                                                ***                                         BİR DE BİZE BAKALIM:  Bu hatırlatmalardan sonra bizi kendi adamızda kendi topraklarımızda “egemen  ortak devlet” olarak kabul etmeyen Rum tarafına nazire, bakın  ancak “ayıpla” izah edilecek,  nasıl bir siyasi ve  siyasete  bağlı olarak sosyoekonomik açmazlar içinde çırpınıyoruz:       Sağlayamadığımız “siyasi görüş” birliğinden dolayı birilerimiz “iki ayrı devlete dayalı çözümü savunuyor birilerimiz Rum’un federasyonuna arka çıkıyor!

Ve hâlâ kendimizi bağımsız, egemen devlet olmaya layık görmek istemiyoruz!..

Bunun sonucu olmalı  sahip çıkamadığımız KKTC’den dolayı da  Kurumlarımızı çalıştıramıyoruz.

VE hâlâ varlığımızı, parasal katkıları yanı sıra maddi manevi  yardımlarıyla  idame ettirmemizi sağlayan Türkiye’ye olumsuz tepkilerle saldırıyoruz!

Halâ 1974’den sonra Rumdan kalan tesis ve limanları, yolları,  devlete intikal eden arazileri harcarken, yanlarına yenilerini koyamıyoruz.                                                           ***

KISACA büyüyemiyor gelişemiyor çöllerde susuz kalmış kavruk dikenler gibi  yaşamaya çalışıyoruz!                                     Dolayısıyla “büyük” düşünemezken, devleti palyatif tedbir ve  nizamlarla ayakta tutmaya çalışıyoruz tabi ki  tutamıyoruz!      Bunun sonucunda da  her iktidara gelen hükümet kafasını başarısızlıklardan başarısızlıklara vura toslaya paralarken, bir yılda çekip gidiyor!

Ki işte yine Meclis “erken seçimi” konuşuyor. Ad Hoc’lar kuruluyor, olmayan cici demokrasimiz elden gitti denilerek  kavgalar kopartılıyor!

***

ŞİMDİ ŞUNU DÜŞÜNÜN: Biz bu toplumsal yapımızla Türkiye’yi de aradan çıkartarak bu adada Rum toplumuyla şu veya bu çözümle baş başa, yan yana yada iç içe  kalırsak.. Ne oluruz?

Cevap hakkı sizindir…                                                              ***

KISACA TAKILDIĞIM:  (OLAĞAN DIŞI YANGINLAR)  Henüz bizi yakıp kavuran sıcaklar bastırmadı. Serin hava devam ediyor hatta yer yer yağışlar oluyor.

Fakat o bunaltıcı ve kavurucu sıcakların bastırmamasına karşın KKTC yaz mevsimini yangınlarla açtı!”

Öncesi yıllarda görülmeyen sıklıkta bir yerlerden sürekli yangın haberleri gelmekte.

Ben bu yangınların ihmalden, izmaritten kaynaklandığını yada kırık cam parçalarının güneş ışınlarına tutulmuş büyüteç gibi  denk geldiği için kuru otları tutuşturduğundan  falan çıktığını sanmıyorum..                                                                              ***

NİTEKİM Birbiri ardına balalar,  anızlar yanmakta..  Uzun yıllar sonra ilk defa Ormanlar tutuşmakta..                             Tüm bu yangınlara “sigara izmariti neden oldu” demek kesin bir izah olmamalıdır.                                                Bakın köylerde öğretmenlik yaptığım dönemlerden de bilirim. Nitekim yıllar önce bir arkadaşımın arabasında Kantara’ya çıkarken, dağın hemen eteklerindeki koruluk alanda traktöründen inerek otları çalıları tutuşturmaya çalışan bir köylüyü gördüktü.                            Arkadaşım Kantara’ya varır varmaz “yangın gözleme kulelerindeki görevlileri uyardığında “ha,  aha biz de dürbünle ona bakıyoruz” dedilerdi!

Yani tarla açmak için koruluğu yakan köylü kadar olayı sadece dürbünüyle seyretmekle yetinen  devletin resmi görevlisi de suçluydu.

Ve bu memlekette çok ormanlar koruluklar yakıldı tarlalar açmak için!

Yani ne? Yakılan orman ve koruluklar sonucunda açılan araziler demek ki bir şekilde yakana  tahsis ediliyor!                        Yada yananlar nedeniyle  devletten  zarar ziyan paraları kaparozlanıyor!        Yani insanın aklına böylesi yangın soruları da takılıyor! Ki tümünün de “kaza” olması mümkün değil.                                                                 ***

NEYSE ki  şimdilerde  ötesi yeni tedbirler yanı sıra yangın helikopteri bile aldılar! Gecikmiş ve giderleri pahalı da olsa faydalı bir başlangıç diyelim.                                              ***                                     VE ÇILDIRIYORUZ! Ben Söylemedim. Kaldı ki haddim değil..

İşin uzmanları, psikologlar söylüyorlar.. Pandemiden bu yanadır psikolojik sorunlarda patlama yaşanıyormuş. Prof. Mehmet Çakıcı söylüyor..

E çıldırmaz mısın kardeşim eğer kara para kulpu takılmış 2 milyar doların KKTC kumarhanelerinde aklandığını işitirsen?

Sekiz ayda sekiz kilo uyuşturucu ele geçirildiğini, belki kat katının KKTC sınırları içinde devrialem  yaptığını okudukta bunalıma girmez misin!

Kayıtlı işsizlerin sayısının 15 bine ulaştığının açıklaması karşısında “oh oh ne güzel ne iyi” mi dersin.. Çıldırırsın kardeşim çıldırırsın!

Hele KKTC trafiğinde hele Lefkoşa’da araba süreceksin de  mi çıldırmayacaksın!

Akşamları sivrisineklerle birlikte yatmak zorunda kaldığında sabahlara kadar  kaşınmaktan akıl sağlığını yitirmez misin?                            ***

…İKİ deli  iyileşmek üzeredirler.. Doktor son testini yapacak, ikisini de yanına çağırır “bakın der, eğer bu raflarla bu dolabı yedinci kata çıkartırsanız sizi taburcu edeceğim.”

İki deli hemen işe sıvanırlar ve kan tere batarken dolabı yedinci kata çıkarırlar. Birisi hemen doktorun yanına koşar. “Çıkardık doktor” der.

Doktor sorar “arkadaşın nerede? “O dolabın içinde rafları taşımaktadır!”

Öyle bir şeyler oluyoruz işte!