Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Biten bayramların ardından

Ellerimdeki kına kokusunun o gece bende yarattığı heyecanı bugün bile anımsayabiliyorum. Ertesi gün Bayram’dı. Gülünce dudaklarının kenarından yıldızlar dökülen kadın – annem-  benim ve ablamın ellerine kına yakmıştı. Ben 5-6 yaşlarında falan olmalıydım, ablam da 8-9… O geceki ne büyük bir heyecandı.

Annemle babam bütün olayların hakkını vererek, mutlulukları, Bayramları, yeni yılları hayatımızın özel anlarını duygu olarak da evimize getiren insanlardı.

Tadını çıkara çıkara yaşayan bir adamdı babam… Yediğimiz yemek, okuduğumuz kitap, söylediğimiz şarkı hep mutlu anların ürünüydü. İlmek ilmek örerek günleri, yaşamlarımıza rengarenk boyalarak sürerek gitti aramızdan. Hayata karşı heyecanlı, enerjik,  anlamın peşinden koşan çocuklar olarak büyüdük onun ardından…

Sabahleyin uyandırdı bizi annem o Bayram sabahında. Gülünce dünyanın en güzel kadını olan annem… Güçlü kadın, dik duruşlu, yoldaşımız, sırdaşımız annem…

Uyurken iyice dağılan kıvırcık saçlarımı düzeltmeye çalışarak fırladım yatağımdan. Ardımdan ablam kalktı. Ablamla aynı odada yattık hep, evlenip de gidene kadar o.. Hayatımız, her adımımızı, her anımızı, her sözümüzü bilen, tamamlayan, anlayan , hisseden , bir elmanın iki yarısı gibi geçti. Kendimle ilgili yazdığım her şeyde onun da mutlaka olduğunu çok sonra farkettim…

Pamuklu pijamalarımızla incecik iki kız çocuğu Bayram Sabahına hazırlanmak için kıkırdıyorduk. Odamıza yıldızlarını döke döke giren annem ise çoktan kahvaltıyı hazırlamış naneli, karanfilli çayımızı ılıması için dökmüştü bile. “önce kahvaltınızı yapın” dedi annem. Günlerdir giymek için beklediğimiz kıyafetlerimizi kirletmemeliydik. Odadan çıkarken annemin ablamla bana takım diktiği bordo kadife “cellabiya”yı elimle okşadım. Giymek için sabırsızlanıyordum.

Babam çoktan Bayram namazına gidip dönmüştü bile. İçi kan ağlasa bile bizi  her gördüğünde dünyanın en büyük mucizesini görmüş gibi sevinen yakışıklı babamız bizi sevgiyle kucakladı, saçlarımızı koklayıp öptü. Evet bugün de anlıyorum ki, O gün BAYRAM’dı. Bayram bizim evimize hakimdi.

Annem her günkünden farklı olarak kahvaltıda çorba koydu sofraya. Ben şaşırmıştım. “Babanızı tanıdığım günden itibaren bu çorba her Bayram sabahında evimizde pişiyor, siz de seveceksiniz” dedi. Biz şaşırmıştık. Tavuklu, maydanozlu, terbiyeli bir çorbaydı bu. Neydi özelliği diye daha sonra sorguladığımda babamın çocukluğuna kadar ulaştırdı beni o çorba. Güneyde sadece iki Türk aile yaşayan Menevi köyünde Bayram sabahlarında babamın yediği bir çorbaymış o. Annem o ritüeli hep sürdürmüş Bu ne güzel bir incelikti. Birine değer vermek ve sevmek küçük olayların içindeydi.

Önceleri pek de iştahla yemediğimiz o çorbanın değerini babamın erken veda ettiği o Bayram sabahında anladım. Babamsız geçireceğimiz ilk bayramda annem aynı geleneği devam ettirerek o çorbayı koymuştu sofraya. Henüz 12 yaşımdaydım. O çorba öylece kazıldı kaldı hafızama.

12039464_10153692634420982_2708637373888468895_n copy

Dün dizlerine ağrılar yerleşen ve geçen yıllara rağmen gülünce yine dünyanın en güzel kadınına dönüşen annemin elini öpmeye gittik.  Bütün ailenin nerdeyse buluşma yeri olan anacığımın evi yine cıvıl cıvıldı. Kaşla göz arasında annem “yemekler hazır, gelin yeyin” dedi. “anne biz aç değiliz sonra yeriz” diye yanıt verdiğimde annemin yüzünden bir bulut geçtiğini farkettim.  Hemen mutfağa koştum ve annemin tencerelerindeki yemeklerine baktım. O da kahve yapmak için mutfağa gelmişti. Orada karşılaştık. Açtığım tencerede kapak elimde anneme baktım.  Çocukluğumun bayram sabahında bizim “yumurtalı çorba” dediğimiz BABAMIN ÇORBASI vardı tencerede. İçimden anneme sarılıp ağlamak geçti, yapamadım…  “yemez miyiz hiç anne, hep birlikte yeriz” dedim. Yüzü açıldı. “sizin için yaptım” dedi…

Hayat koşuşturmacası, çocuklar, genişleyen aileler, sorumluluklar arasında koşar adım günleri devirirken çocukluğumda sindire sindire yaşadığım Bayram sabahına geri dönmüştüm. Oğullarıma seslendim: “Cemal Dedenizin çorbasını, o da sofradaymış gibi yiyelim” dedim. Yaramazlıklarından saat saat hiçbirşey duymayan yaşam pınarlarım dedelerinin adını duyunca kocaman iki adam gibi davrandılar. Ablam da sesime çıkıp geldi. Eşim, annem, oğullarımız, bu çorbayla tanıştığımızda henüz doğmayan erkek kardeşimiz, eşi, kızı hepimiz sofraya oturduk. Onca yemeğe, onca lezzetli ve çeşitli yiyeceğe rağmen o çorbayı bir tören gibi yedik.

13590265_868178903288331_2606117681188568441_n copy

O sofra, uzun yıllar sonrasında ailenin birliğini korumak, ailenin temsil ettiği değerleri muhafaza etmek,  geçmişe, anılarımıza sahip çıkmak demekti. Tıpkı her anne babanın Bayram Sabahında çocuklarına sunmak istedikleri gibi. Tıpkı ailenin kutsal bağını korumak gibi…

O kına kokusu burnumda, çocukluğumun Bayram sabahı kalbimde, gülüşünden yıldızlar dökülen kadın sofranın başında duruyordu.  Oğullarımın yüzüne her baktığımda hayatın en büyük mucizesine sahip olmanın ne demek olduğunu biliyor ve babamı şimdi daha iyi anlıyorum. Eksikliği yaşamlarımızda her gün büyüse de sevgisi, öğrettikleri sevdiklerimize aktarıldı. Hayatın anlamı, insanın maddiyata satılmayan erdemleri miras olarak kaldı bize.

Annemiz sıradan bir çorbayı özel hale getirdi. Babama ait her güzelliği yaşatarak devam ettirdi. Onun sevgi mirasçısı gibi ondan devraldıklarını çoğaltarak bize ve çocuklarımıza verdi. Yıl 2016. Dünyada çocuklar, insanlar ölüyor. Dünya aslında Bayram’ı kutlayamıyor. İnsan olanın içinden herhangi bir kutlama yapmak geçmiyor.

Bir insanın bu şartlarda sahip olabileceği en değerli şey nedir ki? Hangi an, hangi mutluluk? Hangi Bayram?  Bana sorarsanız yukarıda anlattıklarımdır, Bayram ailenin bir arada olmasıdır derim…

Not: Bu yazıyı yazarken bir paragrafını da sosyal medyada paylaştım. Londra’dan sevgili aydın dost Aycan Saraçoğlu ise onların ailesin  için de bu çorbanın Bayram  ve yılbaşılarda yendiğini ve özel olduğunu yazdı ve ekledi, bu çorbanın adı :AVGOLEMONO’dur…  Bu bilgiye çok sevinmiştim. Küçük bir araştırma yaptığımda bunun doğru olduğunu anladım. Bu bir Yunan çorbasıydı. Halam da hep Rum komşularından bu çorbanın öğrenildiğinden bahsederdi. Batı Trakya yemekleri arasında da geçen bu çorbanın milliyeti pek umrumda değil. Bir geçmişin ortak mirasçıları, anılarıyla birlikte ortak kültürü de yaşatmaya devam ediyorlar nasılsa…

17315_10153433725037940_3392946385269133230_n copy