Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİRER BİRER KAPANIRKEN KAPILAR…

İnsan memleketini sevmez mi? Sever de ya memleket kendini sevdiremiyorsa!..

47 yıldır bu düşünce gelgitlerinde memleketin sadece siyasi çözümsüzlüğüyle değil… Mali ve idari yapısının bozukluğu.. Çevresinin pisliği.. Trafiğinin keşmekeşi.. Altyapısının berbatlığı.. Sürekli artan kanun dışı olayları.. Kısaca her alanda dalda, sanayide, tarımda kısırlığı… Zırt pırt seçimleriyle değişen hükümetlerinin yarattığı sorunları.. Sorunlarının sorunları…KKTC’nin üzerine heyula gibi çökerlerken memleket sevgisinden söz edebilir misiniz? Fasit bir daire içinde döne dolana başımız döner, midemizle saframız kabarırken; “ben memleketimi çok seviyorum” diyebilir misiniz? Mesela:***

ALLAHINIZI severseniz şu Kıb-Tek’in önce “ihaleler” nedeniyle ortalara saçılan yolsuzluklarına bakın!” Ve yeni ihalelere giderken, utançla eğilmesi gereken başlarının hâlâ öyle geldi böyle gider tutumunda ve hâlâ altından çapanoğlu çıkan olaylar yarattıklarına bir mim koyun..

…VE hiç şaşmayın: Çünkü Turizm ve Tanıtma Dairesi Müdürü  sorumlu ve yetkili bayan, ilgili Bakana mektup yazarak diyor ki “beni görevimden affedin!” Yani istifamı kabul edin!

Neden?  Görevine atanmadan önce kendi bilgi ve görevi dışında hazırlanmış dolayısıyla denetimleri yapılmamış evraklara imza atması istendiği için!”

Bir bürokrat için bu “hareket” elbette takdirlere şayandır! Ya devlet için? Böyle bir devleti sevebilir misiniz?

***

HELE şu yılan hikâyesine dönen ve hâlâ yapımı “bitmemek” üzerine devam eden Lefkoşa Kuzey Çevre Yolu hikâyesine bakın.

En nihayet artık sonlansın diye koordinatörümüz Fuat Oktay’ın devreye girip, yapımının tamamlanması için TC’ye havale edilen çevre yolunu şöyle kuşbakışı göreceğiniz bir yerlerde durup bakın:

Hayıflanmaz mısınız o trafik keşmekeşine bakarken?  47 yıldır KKTC’i böylesi pişmanlıklarla, kapkara hüsranlarda “ah vah edelim” diye mi kurduktu! ***

VE ÖTESİ: Memleketimi sevmek istiyorum. Bahane arıyorum!

Fakat 47 yıl sonra görüyorum ki artık sınır kapılarından geçip Rum’un diyarına bile gidebilirken, Anavatan Türkiye’nin sınırlarından geçebilmek mümkün değil!

Ki bundan sonra “Türkiye’nin iç ve dış politikalarını eleştirecek olanlar bir defa değil, bin defa düşünmek zorunda olmalıdırlar! Dikkat etmelidirler: Kılı kırk yarmalı hatta söyleyecekleriyle yazacaklarını oralardaki ilgili yetkili birimlerden onaylatmalıdırlar! Olmaya ki ağızlardan çıkan sözcükler, kağıtlara dökülen düşünceler, açıklanan görüşler aykırıdırlar! ***

KİME göre niçin ama? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, anavatan Türkiye diyor ki Kıbrıs Türküne, “ağzınızdan çıkanı kulağınız duymalıdır. Duymazsanız TC’e giremezsiniz!”

(DOĞRUSU Anastasiadis için emsal teşkil eder düşüncesinde korktum! Şöyle ki buralarda adamın aleyhine cart curt yazarken ya kalkar da “sen de kimsin be” diyerek sınır kapısında bizi tutuklattırırsa!)

***

BÜTÜN bu ahval ve şerait içinde KKTC’i ne kadar sevdiğimi bir daha düşündüm yoksa artık sevmiyor muyum” şüphelerimde! YOKSA tüm sevgiler çevrenin, siyasetin, sosyal hayatın, çarpık yapılaşmaların, alavere dalaverelerin, hantal ve merkeziyetçi bürokrasinin, Ankara’nın, ekabirin, uğursuzunun, hırsızının falan…

Yarattığı olaylar nedeniyle bu memleket olanca sevgilerle sevgililerini yitirirken… Yoksa “nefret ve yolsuzlukların,” “pislik ve alevere daleverelerin” Cumhuriyeti mi oldu? ***

Kİ artık anavatanımız Türkiye’nin kapılarından da girip çıkamayacağız! Kapandı tüm kapılar, yüzümüze, yüzümüze ! ***

KISACA TAKILDIĞIM: (MADALYONU ÇEVİRİYORUM:) Bilir misiniz, “büyütmek” için artık taşları kaldırıp altlarında “sevgiler” aradığım bu ülke belki lime lime dökülüyor ama dış ülkelerde “36 temsilciliğimiz” vardır!

Bildiğimce bu “temsilciliklerin” yıllık giderleri 130 milyonmuş.. İşte bu “temsilciliklerimize” karşın ki çoğu Avrupa ülkelerinde olmalıdır, geçen gün AB Komisyonu Başkanı Ursula Van Der Leyen ne dedi? “AB’nin iki devletli çözüm teklifini asla ve asla kabul etmeyeceğimiz konusundaki duruşu çok nettir!” ***

BAŞINDAN beridir ne diyorduk Erdoğan ve Politikası için: “Eğer Kıbrıs siyasi sorunu adadaki Türk halkının esenlik, bağımsızlık ve güvenliğini sağlayacak kalıcı bir  çözüme götürülmek isteniyorsa; Türkiye’nin yüzünü Arap dünyasına değil, Batı’ya, Avrupa’ya çevirmesi gerekir…” Ve ekliyorduk:

“Türkiye kendini AB saflarında kanıtlayamazsa ağzıyla kuş tutsa Kıbrıs sorununu kazanamaz!”

“Ortadoğu, Arap dünyası sadece bu ülkelerin kendi varoluşları için değil, Türkiye için de tuzaktır! Ve şu anda TC Ortadoğu çöllerinde o tuzağın tutsağı durumuna getirilmiştir!Üstelik AB’de de hiç yoktan “Haçlı seferlerini” hatırlatan yada “islamifobiyi” çağrıştıran siyasi ortamlar da hortlatılmıştır.. ***

BU sıkıntılı dönemlerde ve gitgide “din, ırk” kavramlarıyla da iyice gerilen AB-TC ilişkileri ortadayken her halde artık Kıbrıs’ta hak hukuk iddiamızı destekleyecek tek AB ülkesi kalmadı!

Üstelik Ortadoğu’da da yok! Peki sonrası? ***

DÜNYADAN tecrit edilmişliği kabullenerek ve “bir gün belki çözüme ulaşırız” umutlarımızı sürdürerek gideceğimiz yere kadar gideceğiz… Ötesi mi? Bu durumda ne denir ki? Çekiverin kuyruğunu gitsin.. Keyfe bakın!