Köşe Yazarları

“BİR ZAMANLAR KIBRIS” ÜZERİNE…







1955 yılının sıcak yaz günleri. Dolayısıyla okular tatilde. Kısa pantolonum, parmak arası papuçlarım, askılı atletimle Ortaokullu bir çocuğum..




EOKA’nın  yeni yeni faaliyete geçtiği yıllar. Fakat henüz “Türk avına” çıkmamışlar. Ya ingiliz askerlerine pusu kuruyor, bombalar patlatıyorlar yada o yıllarda Maraş’ta bir koloni haline gelmiş İngiliz aileleri fertlerini yollarda köşelerde, çarşı pazarlarda kurşunlayarak öldürüyorlar.



Amcam Hasan İskeleli (Korudağ) Mağusa polisinde görevli. O zaman polis merkezi  Namık Kemal Lisesini hemen geçtikten sonra, şimdilerde sıra sıra dükkânlardan oluşan Evkaf’a ait kemerli binalardaydı.

AMCAM dedi ki “seni ve bazı arkadaşlarını “special constable” yazacağız. Bir Kıbrıs lirası günde.. 24 saat, sekiz  saat üzerinden dönüşümlü olarak görev yapacaksınız. Göreviniz ise bildiriler dağıtan yada şüphelendiğiniz EOKA’cıları tespit edip bana haber vermek. (Sonradan bu görevi rahmetlik Cafer bey devralır.)

Ve İskeleli Hasan (Korudağ)  bin tembihte bulunur. “Bakın kahramanlığa gerek yok. Görün fakat sakın müdahale etmeyin. Kendinizi hep saklı tutun…” (Yani görevimiz hafiyecilik!)

Ekipte kimler yok ki Şimdilerde çoğu rahmetli olmuş Namık Kemal Lisesi öğrencileri. Sırf İngilizin parasını kapmak için.. Ki az buz para değildi ama biz onları tespit edeceğiz derken ya onlar bizi tespit etseydi? Nitekim gerçekleşti ve ölümün kıyısından döndüm. Benden beteri de bazı arkadaşlarımın başına geldi!

Kimler mi vardı ekipte? İsmet Kotak, İsmet Cin, Mustafa Başar, Bolkan ve şimdilerde adlarını hatırlayamadığım yirmiyi aşkın öğrenci. En küçükleri bendim!

DİKKATİNİZİ çekerim: İngiliz işte bu çocuklarla çıkar EOKA’nın karşısına! Rumların sömürge yönetimine karşı başkaldırılarını küçümsediğinden mi yoksa var mıydı bir stratejisi bilemiyorum ama sonraları  Türklerden oluşan Oksidari ve Komando Birlikleri oluşturarak bu kez de  Trodos dağlarında Eokacı avına çıktıydı..

Ve adada ilk kez “silahlı”Türklerle Rumları karşı karşıya getirme başarısı gösterdi ki sonrasının devamı bugünlere kadar gelir!

***                              NEDİR ANLATMAK İSTEDİĞİM? Hoca Nasrettin’e  sormuşlar: “Eskimiş ayı ne yaparlar? Hoca “kırpıp kırpıp yıldız yaparlar” demiş!

Bizim kuşak için artık yaşanası bir gelecek yoktur. Fakat yetmiş,  seksen, doksan yıl yaşanmış bir geçmiş vardır.

Hiç güzel günleri olmayan, meşakkat, acı, göç ve ancak  ölümlerle kavuşulan huzurlar…

BU nedenle “Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisinin ilk bölümünü heyecanla beklediydim. Türk halkının 1940’lardan sonra gitgide daha çok kötüleşen, sadece İngiliz sömürgesi değil, Rum sultası altında daha çok ezgi cefaya dönüşen hayatının ekranlara nasıl yansıtılacağını çok merak ettimdi.. Yoksa ben genelde Türk dizilerini hiç seyretmem!

Ve ilk bölümü de zaten yirmi dakika izleyebilme tahammülü gösterebildim bir daha izlemedim..

NE var ki medyadaki eleştirilerden anladım ki uydurma, komik, saçma bir dizi kurgulanmış. Belli ki berbat bir senaryonun sonucu. Yoksa teknoloji, oyuncular değildir eleştirilenler. Saçma sapan senaryo ve efsane haline getirilen sokak çocuğu bir katil olan Samson’u kahramanlaştırmalar gibi abukluklar !       Dizi BRT gibi büyük olanaklara sahip bir devlet  kurumu adına da olsa hiç yakışmadı!                                               Kİ bu yazıyı  yazma nedenim dizideki  o Samson’u size anlatmak içindi.. İki paralık bir “tetikçiydi!”

ASIL başı çeken ötesi Rum  “büyükleriydi” ki  ben olsam daha ilk bölümde perde kalkarken temaşası yapılan senaryoyu şöyle kurgulardım.

***

AKRİTAS PLANI: “Ortada bir yuvarlak masa… Etrafında Makarios, Kleridis, Papadopulos  ve kod adı “Akritas” olan, ayni zamanda Türkleri 24 saatte esir alıp tüm adanın sahibi mutlakı olacakları hayalini kuran Polikarpos Yorgacis…  Ki “Akritas Planını” hazırlayan da kendisiydi.

O masa etrafında o plana uyguluğunca konuşmalar yapılırken, Makarios şöyle der: “Anadolu’daki Türklerin adadaki uzantıları olan Kıbrıslı Türklerden  bir teki bile bu adadan çekip  gitmedikleri sürece, EOKA görevini yapmış sayılmayacaktır…” Ve perde..

Sonrası? “Mücadele tarihimize kazınmış. Dünya kadar belgeler, kitaplar var. Hâlâ yaşamakta olan dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının tarihini anlatacak canlı kanlı mücahitler var.. Bir zahmet keşke acele edilmeden sorulsa, araştırılsa ve de iki paralık Samson kahramanlaştırılmasaydı! Ki ben…

***

SAMSON’U GÖRDÜM: Nasıl bilir misiniz? Maraş’ta “arabuşak” dediğimiz bir iş insanını kaldırımda yürürken tabancayla vurup öldürdüğü esnada!

Öğrenciydim. 1957’ler falan olmalı. Ali eniştem (Mağusa’da TMT’nin kurucularından ve Ankara ile telsizle sürekli temasta olan görevliydi.  Ayni zamanda “İngiliz bahriyesi devriyelerine yakalanmamak için  özellikle  kış mevsimlerinde ve  akşamların zifiri karanlıklarında TC’den gelen silahları Balalan köyü açıklarına gelen gemiden kıyıya yüzerek taşıyan ekipteydi…”                  Maraş’ın hemen girişinde bir radyo tamiratölyesi vardı. Samson vurdulu bombalı olaylarından sonra Türk dükkânı olduğu için İngiliz asker ve polislerinin şüphelenmeyeceğini dolayısıyla dükkâna gelmeyeceklerini  bildiğinden bu atölyeye sığınırdı.                                                                  Tabi Ali Eyup  olayı bilirdi  ama parmağını bile oynatamazdı çünkü Maraş’ta bir dükkânda ekmek parasıydı söz konusu olan! Zaten kısa süre sonra da  Maraş’taki Türk dükkânları Mağusa surlar içine taşındılardı..   Samson’ı bir iki kez  o dükkânda gördüm. Sırtında her zaman bir çanta vardı. Sözde gazete muhabiriydi! Orta boylu, velet görünümlüydü..

Söz konusu arabuşağını ise, Radyo atölyesinin az ilerisinde eski Anortosis binasının tam karşısında, yemişçi Fehmi’nin dükkanının önündeki kaldırımda vurdu.            O sırada ben yolun karşısındaydım ve olayı film gibi izlediydim.. Arap bağırarak ve karnını tutarak eğilirken kaldırımdan yola düşmüş,  başını bacaklarının arasına sokarak öylesine kıvrılıp tostoparlak kalakalmıştı..                                   ***

HATIRLATAYIM: Kıbrıs Türk halkı hiçbir devrede inanmadığı liderlerin peşinde koşmadı.  Ki o liderler doktor, avukat, hukukçu  olan  insanlardı. TMT’i bile siyasi davasının dışında tuttu.

Fakat Samson gibi bir tetikçi gün geldi Rum’un Cumhurbaşkanı oldu! O kadar yani!

Makarios sadece “başpiskopostu.” Elinde asası, sırtında cübbesi, başında kakuletası elini krallara kraliçelere öptürürken Rum toplumu bünyesinde bugünlere kadar sürüp gelen Türk düşmanlığını yaratıp yaymakla  kalmadı; Rum halkının da desteği ile adanın bölünmesine iki düşman kampa ayrılmasına  neden oldu!

Rum halkı her devrede  “Türk düşmanlığını” odağına koyan  kilise çıkışlı saldırılarda bulunurken, Türk halkı kendine “mücahit” de dense her devrede “vatanını korumak kurtarmak için disiplinli bir asker gibi hareket etti!

KISACA: Kıbrıs’la ilgili  film olmadı! Şimdi çekim ekibi galiba Ayvalık’a  taşınıyormuş. Dizinin çekimine  orada devam edecekmiş!

Keşke  Kıbrıs’ta geçen bir macera dizisi çekselerdi. Kıbrıs’ın turistik yerlerini, kıyılarını, tarihi eserlerini görüntüleyen çekimler yapsalardı.. Keşke dizi  bir Hürrem Sultan tadında olabilseydi… Fakat sadece “yazık” oldu!

Not: Yazımın ekindeki  sözünü ettiğim ve İngiliz Polis müdürlüğü tarafından 1956’da tarafıma ulaştırılan “special constable” belgemdir..









Başa dön tuşu