Köşe Yazarları

YAKIN O BEYTAMBAL PASAPORTLARI






Yine başladı aynı terane.

Değişen aktörlere rağmen aynı konuları tartışmaktan artık bitap düşmüş bendeniz, “Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu / vatandaşlığı” konusunda en çok mağdur olanım herhalde.



Benimkisi mesleki mağdurluk.

“Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportları konusunda rahmetli Denktaş yapılması gereken herşeyi yapmıştı.

“Biz sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin değil, bağımsız KKTC’nin vatandaşlarıyız” diye bayrak açmış, ve hatta siyasi / yönetsel gücünü de kullanarak “elinizdeki pasaportları yırtıp atınız veya getirip bana teslim ediniz” diye kampanya da yapmıştı.

Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü idim ve bizim acar muhabirlerden birisi “istihbaratın belgesini ele geçirdim” diyerek, rahmetli Mehmet Ali Akpınar’ı yanıltarak ve Yazı İşleri Müdürü’nden de habersiz gazetede altı sütuna manşet çekmişlerdi;

“İşte Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu olan KKTC’li siyasiler” diye.

Listede kimler kimler yoktu ki;

Bakanlar, milletvekilleri, muhalefet parti yetkilileri falan…

Muhalefet yetkilileri pek takmamışlardı da bakanlar elbette küplere binmişlerdi.

Çünkü milliyetçi cepheye ait idiler ve o cephenin lideri Denktaş “Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu taşıyanlar haindir” olarak algılanan operasyonlar yürütüyordu.

Tabii ki dava açtılar;

Aylarca mahkemelere gidip-geldik.

Avukatımız rahmetli Ali Dana beyefendi ve sempatik tavırlarıyla “merak etmeyin ben sizi kurtaracam” deyip duruyordu.

Günü geldi tanık olarak “kutuya girdim.”

Hukuk camiasında “kutuya girme” deyimi kullanılır, hakim önünde ifade vermek için.

Kutuda özetle şunları söylemiştim;

“Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak kurduğu bir devlettir. Şuanda Kıbrıslı Rumların işgali altında olabilir ama bu işgal bizim oradaki haklarımızı ortadan kaldırmaz. Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı almak veya onun pasaportunu kullanmak bir haktır ve hakaret / küfür olarak nitelendirilemez…”

Avukatımız Ali Dana çok hoşlanmamıştı bu söylediklerimden.

“Savunmamıza uymadı” deyip söylenmişti.

Sonuçta mahkeme kararını açıklamış ve para cezasına mahkum edilmiştik.

Sonra zaman içinde ortaya çıkaracaktık ki yayınlara kaynaklık eden “istihbarat” belgesi dibelik uydurukmuş.

Akpınar fena halde yanıltılmış, Yazı İşleri Müdürü de zor duruma düşürülmüştü.

 

***

 

Aradan 25 sene geçti, siyasi sahnedeki aktörler değişti ama maalesef aynı konular ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor.

Kör milliyetçiliğin siyasi propaganda aracına dönüştürülen bu konu hala Kuzey’de ve Güney’de kullanılıyor.

Rum, işgal ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sürdüğünü ispat etmek için bizim vatandaşlığımızı kullanıyor.

Bizimkiler ise bu tartışmanın / kavganın kimseye fayda sağlamayacağını bile bile Türkiye’ye oynuyor.

Ne kadar milliyetçi ve anavatancı olduklarını göstermeye çalışıyorlar.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil kabinenin nerdeyse tümü Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıymış.

Eeee ne yapacaklar;

Denktaş “yırtıp atın” demişti.

Onlar da topluca yaksınlar ve bu konu da kapansın.

Yoksa temcit pilavı gibi artık gına geldi…







Başa dön tuşu