Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir Venizelos Daha Olsaydı…

Geçen Pazar Hürriyet gazetesinin “seyahat” ekinde, gezip gördüğü yerlerin “hastasıyım” diyerek  ruhunu yansıtan Ayhan Sicimoğlu’nun “Atina” izlenimlerini okurken, “eğer ‘köşeme’ aktarmazsam haksızlık ve eksiklik olacaktır”  dediğim yazısındaki şu paragrafa dikkatinizi çekmek isterim. Sicimoğlu “Atina’dan” söz ederken şöyle bir giriş yapar:

“YUNANİSTAN’ın eski Başbakanı İngilizlerin kışkırtmasıyla 1920 yılında Türkiye ile sonunda fena halde kaybedeceği bir savaşa girmişti. Bükemediği bileğe saygı duymuş ve Atatürk’ün yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi doğrultusunda 29 Ekim 1929 da Türkiye’deki Cumhuriyet bayramı kutlamalarına bile katılmıştı. Atatürk’e Nobel Barış Ödülü verilmesini teklif ettiği bir mektubu ise şöyle bitiyordu: (Venizelos’tan söz ediyor)

“SAMİMİ barış arzusuyla dolu olduklarında en derin farklılıklara sahip halkların bile tekrar yakınlaşabileceklerini gösteren bu yeniden birbirimize yakınlaşma faaliyeti hem iki ülke için hem de Yakındoğu’daki barışı sürdürmek için faydalı oldu.     Barışı Tesis etmek için yapılan bu paha biçilmez katkıyı gerçekleştiren kişi elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal paşadır. Bu yüzden 1930 Yunanistan hükümetinin lideri olarak Yunan-Türk Anlaşmasının imzalanmasının Yakındoğu’nun barışa doğru yürüyüşünde yeni bir dönemi başlattığı bu zamanda Mustafa Kemal Paşanın, Nobel Barış Ödülüne sahip olmasının ayırt ediciliği itibarıyla ödüllendirilmesini teklif etmekten onur duyarım.” İmza: “Saygılarımla Eleftherios Kyriakou Venizelos.”

DÜŞÜNÜN ki  Atatürk’e “Nobel barış ödülü verilmesini” teklif eden Venizelos, İstiklâl savaşından yenik ayrılırken askeri İzmir’de denize dökülmüş Yunanistan’ın  başbakanıdır.

Kİ  o talihsiz  savaştan sonra “ya iki ülke arasında düşmanlıktan kaynaklı kin ve nefrete dayalı sürtüşmeler devam edecekti ya da geçmişteki hataları tekrar etmeden iki komşu olarak her iki ulus için de çok gerekli olan  “dostluğa” ve “işbirliğine” dayalı bir yeni anlaşma ve dayanışma gerçekleşecekti..

Venizelos ve Atatürk savaşın hemen sonrasında o “barışçı dostlukla işbirliğini” seçtilerdi. Yazık ki  “Türk düşmanlığı ile megali idea kapsamındaki İyonya  hayalleriyle uçan sonrası Yunan liderleri, “düşmanlıkla husumeti” yeğledilerdi ama!

OYSA Atatürk’e Nobel Barış Ödülü verilmesini teklif edecek kadar Yunanistan’da bir  Venizelos daha yetişseydi, şimdi Kıbrıs sorunu da olmayacaktı, Türk-Yunan sürtüşmeleriyle  kavgaları da!

Kıbrıs siyasi sorununu çözmek bu nedenden dolayı da    çok zordur.

**********

BU TOPLUMSAL ÇILGINLIĞI NASIL DURDURACAKSINIZ..

Seçim 7 Ocak’ta gerçekleşti. Bugün 15 Mart! Yani aradan iki ayı aşkın süre  geçti ve hâlâ bütçe görüşmelerinin sonlanması bekleniyor!

Ki hemen akabinde Kaymakamlıklardan önemli müdürlüklere ve sair makamlara kadar yeni atamalar yapılırken; bütçeyi gözleyen “yatırımcılar, müteahhitler, büyük küçük ticaret erbabı da iki ayı aşkın süredir rölantiye aldıkları “çalışmalarını” yeniden hareketlendirsinler…

DOĞRUSU 3 yüz 50 bin seçmenlik bir ülkede seçim sonrasının  bu kadar uzun süre zaman yemesini anlamak mümkün değil!

…Öte yandan geçtiğimiz günlerde bazı anket ve gazetelere yansıyan “toplumsal huzursuzluktan” bu huzursuzluğun yansımalarından söz ettikti!

FAKAT inanın hiçbir huzursuzluk  bir kızgınlıkla husumet sonucunda bir insana 6 kez bıçak sokup çıkartacak kadar korkunç olamaz! Ki aylar önce de Mağusa’da bir kişi   sevdiği kadını otuzu aşkın bıçak darbesiyle öldürdüydü! Kaldı ki artık bıçaklı saldırılar   günlük rutinliğe geçti! Neredeyse diyeceğiz ki “canı sıkılan bıçağını çektiği gibi canını sıkanı bıçaklıyor!” Yeni hükümetimize soralım ama:

NE düşünüyorsunuz bu toplumsal çılgınlık karşısında? “Alışalım mı bu tip darp ve vukuatlara?  Çünkü Trafik kazaları da almış başını giderken önceleri çok yadırgamış, tüm suçu “yollara, trafik işaretsizliğinin yetersizliğine, akşamları yanmayan elektrik lambaları nedeniyle karanlıklara yüklemiştik!”

Oysa şimdilerde daha iyi anlıyoruz ki bu altyapı eksiklikleri kadar  “sürücüler” de suçludurlar!

TUTUN ki toplum kabuk değiştiriyor! İşte sorun burada: Çünkü yeni kabuğunu en adi en tehlikeli en zarar verici maddelerden giyiniyor:

“Uyuşturucu, sürat, bıçaklama, gasp, sirkat, saygısızlık, dolandırıcılık hem de devletin üst kademelerine kadar çıktığı dedikodularında rüşvet!…”

FAKAT şaşkınız da! Çünkü hukukun üstünlüğünü  savunacak, halkın güvenini kazanmış yargı gibi “kurumlar” da artık ağızlarda sakız gibi çiğnenir oldular! Özellikle bu olay umut kırıcı olmakta!

ÇOK mu abartıyoruz? Yoksa küçük toplum oluştan çıkarken  artık bir  milyon turist görmenin, yüz bini aşkın üniversite öğrencisiyle tanışmanın dolayısıyla artan nüfusla birlikte artan sorunlar karşısındaki şaşkınlığımızdan mıdır “korkularımızla tedirginliklerimiz?”

NE olursa olsun ama: Adını gelişme büyüme de koysak 3 bin kilometre karelik bir toprak parçasındaki bu olumsuzlukları yaşamak zorunda kalmak kaderimiz olmamalı!

Diyecektik ki hükümete,  yakında icraatlara başlayacaksınız. Var mı bu toplumsal çılgınlığı dizginleyecek bir sihirli değneğiniz? O zaman gösterin hem görsünler korksunlar, hem görelim sevinelim…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (KAFA İŞİ!)             

Yukarıda hükümete “durdurun bu toplumsal çılgınlığı” dedim de işitir gibi oluyorum. “Bir bu eksikti” denildiğini! Oysa, işte size Ahmet Sanver’den aktardığım bir fıkra:

-Doktor hastasının eşine der ki “kocanız kafa yorgunluğu hastalığa uğradı artık sakın ha kafa işleriyle uğraşmasın!” Kadın, “aman doktor bey der,  olamaz çünkü benim kocam  berberdir!”

Kısaca artık biline ki KKTC hükümetleri  delilerle de uğraşacaklar!