Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR UMUT YAZISI

Tam bir sürek avı duygusu.

Kimin başına ne geleceğini kimse bilmiyor.

Aslında süslü püslü laflarla herkes bir şeyler söylüyor ama kimse sonrasından emin değil.

Sonrası herkes av olabilir.

Toplum topyekün tükenişe sürüklenebilir.

Bu duygu en iyimserlerde bile baskın.

“Destekliyoruz” diyenler bile “tükeniş” paranoyası yaşıyorlar.

Ülke sanki “Cesur Yürek” filminin platosuna dönüşmüş gibi.

Üç kuruşluk çıkarları için İskoç derebeyleri satıyorlar Cesur Yürek’i.

Acılar içindeki infazı herkes bedeninde hissediyor.

Ama sonuçta İngilizler kazanıyor.

Herkes kaybetme travması yaşıyor.

 

****

 

Kıbrıs Türkünün tek görevi bu topraklarda neslini devam ettirmek oldu.

Devasa güçlerle mücadele etti.

Boyunu aşan, hacminden büyük ve cismine  tehlikeli güçler.

1878’de kiralandı, 1923’te terk edildi, 1935’te “terk et” emri aldı.

Ama bu topraklara tırnaklarıyla tutundu.

Kiralanmasına, terk edilmesine ve  bu topraklardan koparılmak istenilmesine rağmen hep burada kaldı.

Hep buralı oldu.

Gün geldi İngiliz’e kafa tuttu, gün geldi Rum ile savaştı.

Sabretti ve tevekkülün en güzel örneğini sergiledi.

Utanç duyacağı süreçlerden de geçti.

Muazzam bir yağmanın parçası yapıldı.

Kuralsızlığın kural olduğu günlerde çeşitli suçlar da işledi.

Bu dünyada varolmak için kaderine neler yazılmışsa tüm toplumların, Kıbrıs Türkünün kaderine de onlar yazıldı.

 

***

 

Hiç bu denli aciz olduğumuz görüldü mü  tarihte.

Sevgiyle bağrımıza bastıklarımızdan şüphe eder duruma düştük.

Bir kıvılcımın patlatacağı volkan gibi kaynıyoruz için için.

En kötüsü belirsizlik vuruyor bizi.

Bir de Ahmet Arif’in  dediği gibi “her yanımız puşt zulası….”

Yavşakların, satılmışların, tetikçilerin günlerinden geçiyoruz.

Boğazımızdaki lokmadır göz diktikleri.

Unuttular ki bu toplum 30 liraya talim ettiği günlerden geçti.

30 liraya talim etti de neslini ezdirmedi.

Bilsinler ki ezdirmeyecek bundan sonra…

Kavgamız bu toprakları vatan yapmak içindi.

Bu vatanda özgür ve müreffeh yaşamak içindi.

Peki ne oldu?