Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir süre ertelenen müzakereler ve bildik Rum muzırlığı!

Tabi Annan planından mayalıydık! Müzakerelerin nasıl yapıldığının filmini seyretmemiş de olsak haberleri senaryo haline sokup kafamızda kurgulamak yolunda bayağı mesafe kat ettikti.

Demek gerçekten tarih tekerrürden ibaretmiş! Şimdi de benzer müzakerelerin haber kırıntılarından elde ettiğimiz bilgileri kurgu haline getirip kafamızda film gibi oynatıyoruz.

MESELA: müzakereler tam  çıkmaza girdi girecek, Sn. Akıncı “Anastasiadis’i şaşırtan açılımlar  yapar!” Masada otururken başına saksı düşmüş gibi şuuru grileşen Anastasiadis önce şaşırır ardından şunu söyler: “Ben bu açıklamalara cevap verebilmek için durumu önce halkıma  sonra Yunanistan’a anlatmam lazım!”

Vay be! Demek Sn. Akıncı’nın toprak konusundaki açılımı o kadar tam göbekten vuruştu! Pekala neydi o açılım? Bize de  açıklasaydı da şaşırsaydık keşke! Oysa bilen yok ama kurgusu da tahmini de bedava!

BİR HAFTALIK ARA: Belli ki toprak konusunda Sn. Akıncı’nın cebinde iki kart vardı. İkisi de önceden hazırlanmış, “biri olmazsa öteki olsun, yeter ki  süreç tıkanmasın” stratejisinde.. Sn. Akıncı’nın “sürpriz açılım” denilen toprakla ilgili önerisi o 2. karttır! (Nereden biliyorsun diyorsanız yukarıda yazdıklarımı yeniden okumanız gerekir. Çünkü müzakereler süresince sadece başlıkları verilen süreçle ilgili haberleri senaryo haline getirip kafamızda filmini çekmek bize ait oldu!)

Aslında Toprak konusunda bazı bölgelerin “federal devlet yönetiminde Türk ve Rum Kurucu Devletlerince oluşturulup yönetileceği haberleri medyada ayazlanmıştı. Her ne kadar bu açılım bana,  “ne şiş yansın ne kebap” tutumunu hatırlatıyorsa da esasını görmeden   konuşmak da yanlış…”

Sn. AKINCI’NIN AÇIKLAMALARI: Mont Pelerin dönüşünde (Başaran Düzgün’e göre anlamı Hacı Dağı’ymış) Ercan Hava Alanında medyaya konuşan Sn. Akıncı tüm başlıklarla ilgili en çok “ilerleme oldu” kelimesini kullandı. Üstelik hemen her konuda diyor. Bazı konularda da  “fikir alış verişinde bulunulduğunu” söyledi. Garantiler gibi konularda ise “beyin egzersizi” yapıldığını  açıkladı. Tabi içeriklerinin ne olduğunu açıklamadan!

Kısaca Mont Pelerin’i  Havadis gazetesi ekibinin beş gün süresince verdiği haberlerle izledik. Müzakereleri yerinden izleyen Havadis  ekibinin haber ve yorumlarından ne anladığımızı da  yazalım: “Anastasiadis’li Rum takımı her zamanki gibi yine muzırlık yaptı! Müzakereleri kabak gibi ortadan kesip “yine görüşelim” diyerek süre istedi! Şimdi görüşmelere yeniden başlayacakları günü bekleyeceğiz.

 


       GEÇEN HAFTA NE OLDU?  (ŞİDDET DEMOKRATİK HAK DEĞİLDİR!)

Ne olmadı demek daha doğru olacak çünkü yapılmaya çalışılanlar hükümetin ayağına atılan kösteklerle  darmaduman oluyorlar!

       Mesela Süt üreticilerinin sütlerini tercihlerine göre imalatçılara doğrudan satabilecekleri kararından  sonra; geçen haftanın başında bu kez de Toprak Ürünlerinin yanı sıra piyasadaki ilgili “özelin” de arpa ithalatı yapmasının önü açıldı. Bu tarım kesiminde uzun süreden sonra alınan en radikal kararlardan birisiydi ve TÜK devreden çıkartılmamış olsa da devlet iki büyük kamburunu silkelemek için ilk adımı atıyordu!

Bu olayın ardından  Hayvan Üreticileri Birliği elan sürdürmeye devam ettiklerince “darbe gibi” dediğimiz iş araçlı eylemlerine başladılar, Lefkoşa’nın altını üstüne getirdiler, Bakanlık kapısı kırdılar!

Devlet pek çok  konuda Hayvan Besicilerinin isteklerini kabul ederken, bu  “örgütlü” fakat “kaba kuvvet gösterisi” ile hak arayan zümrenin önünde çaresiz kaldı!  Eğer tüm istekleri kabul görmezse bugün yanlarına Çiftçiler Birliğini de alarak daha büyük kazan kaldıracaklarmış…

BÖYLE EYLEM OLMAZ! İşçinin köylünün, toprağı tırnakları ile kazarken ömrünü ağıllarda mandıralarda geçiren hayvancının, hangi siyasi iktidar yanında ve destekçisi değil ki? Mümkün mü?

Pekala ama Hayvancı ve çiftçi bu teşvik ve desteklere karşın kendilerine bahşedilen olanaklarının ne kadar bilincinde ve sahibidirler?                                                                          On binlerce dönüm toprak ekip biçen, bir yıl kuraklıktan bir yıl verimden kazanırken hiç kaybetmeyenler…  Dengeler kazançlarına halel getirecek tırnak kadar sapma gösterse, anında  Lefkoşa sokaklarına dökülüp etrafı savaş alanına çevirenler… Hep kazanmak üzerine kurulu düzenlerini “avanta emek” haline getirenler… Ne kadar haklıdırlar? Bu nedenle uzlaşı diyoruz!

 


       KISACA TAKILDIĞIM: (BİR KARIŞ TOPRAK BIRAKMADAN)

Kentlerimiz şantiye alanlarına döndüler.  hatta bazı köylerimizde bile yavaştan çok katlı binalar, villa tipi evler yapılıyor.                              Hep yazarız. Bu hızlı gelişime uygun alt yapı oluşturulamıyor. Hatta apartman kümeleri arasındaki yollar iki arabayı yan yana sığacak kadar bile değiller. Üstelik “araba park yerleri” düşünülmeden, dikkate alınmadan devam eden bu inşaatlar furyası, yarının beterince azan trafik sorunlarını müjdeliyor.                                              (Tabi sormalıyız. Hepsi “yüksek” etiketli devlet tarafından denetim konusunda resmen tescilli “Mimar, Mühendis Odaları Birliği”  bir inşaata kendinden izinsiz   tek taş bile konamazken;  adına “çarpık” dediğimiz bu yapılaşmanın ne kadar denetçisi ne kadar caydırıcısı ve elindeki yetkilerle ne kadar cezalandırıcısıdır? Tabi inşaatlardan aldığı parasal bedeller karşılığı mükellefiyetinde!)

Devam ediyorum. Mesela Mağusa’nın hâlâ nazım planı yok!  Hani şu “Şehircilik Planlama Dairesi” dediklerinin  çalışmaları da yapılmamış!

Bu nedenle Mağusa’da bir yandan Avluka, Karakol bölgelerinde, öte yandan Sakarya’da, beride  Mağusa Lefkoşa  yolu güzergâhında öbek öbek abartmanlar siteler oluşturuluyor.

FAKAT: Bu hızla çoğalan inşaatların yapıldığı yerlerde bir yeşil alan, bir okul, bir poliklinik, bir muhtarlık oluşturulacak tırnaklık arsa, toprak parçası bırakılmıyor! Avaz avaz bağırıyorum: “Mağusa’da çarpık ve denetimsiz inşaatlar devam ediyor. Yetki ve sorumlular da uyuyor!”