Köşe Yazarları

BİR SANSÜRÜNÜZ EKSİKTİ…






Demokrasiyi katletmekten bahsederken, her şeyi yaptılar derken, eksik bırakmışız.

Anayasa, yasalar, yani adalet; derken hür iradeye müdahale; oradan yasamayı bypass…



Demokrasinin 4 bacağı, vazgeçilmezi ifade özgürlüğüne sıra geleceğini tahmin etmek zor değildi…

Başbakanımız onu da gündemine almış. Hem de bir basın örgütünü kabulünde, sansür için destek de istemiş. Cürete bakar mısınız?

“Haber niteliği taşımayan” bir olgunun sosyal medyada paylaşılarak, gündeme gelmesinin yanlış olduğuna inanırmış.

Bunu önlemek için de Bilişim Yasası’na paralel bir düzenleme yapılmalıymış.

Yok yahu!

Neyin haber olduğuna, neyin olmadığına devlet karar verecek öyle mi? Hangi devire gittik? Baas partisi mi iktidardaki? Yoksa mollalar geldi de Anayasayı rafa mı kaldırdı?

O nasıl görürse görsün, şükürler olsun ki, bu devletin hala çağdaş bir Anayasası var.

Ve ifade özgürlüğü de dibine kadar bu Anayasa’nın korumasında…

Hasbelkader birileri bu sistemin başına gelecek, keyfine göre yasaklar getirecek. Hiçbir dönem görülmediği kadar eleştirilen, halkın öfkesini hiç olmadığı kadar burnuna getiren işler yapacak, kimse  kaşının üstünde gözün var diyemeyecek. Hatta alkış falan da bekler hani.

Yok öyle yağma…

Yanlış haber gördüğünde yapacağın bellidir. Neredeyse orduya dönüşen basın memurlarını görevlendirecek, doğrusunu açıklayacaksın. İnanan inanacak. Güven kalmadığı için inanan pek olmayacak ama neyse, bundan fazla yapabileceğin bir şey yok.

Ha, baktın da hakarete mi girdi? Onun da yasal karşılığı var. Açarsın zem ve kadih davanı, aklarsın kendini…

Halkın emaneten bıraktığı koltuklara oturanın, kendi halkına olmadık laf etmelerine ne demeli?

Ya kendi halkını ona buna şikayet edenlere?

Aptal yerine koyanlara?

Sağa sola tehdit sallayanlara?

Küfür edenlere?

Saner’in mesela Ekonomi Bakanı’nın küfürleri için tek bir kelime ettiğini duydunuz mu?

 

İnsanları bu kadar çıldırtmasaydılar, bu kadar da alay konusu olmazlardı…

Ateş olmayan yerden duman çıkar mı? Gerçek olmayan haber varsa, o da güvensizliktendir. Kimsenin kendi devletinin düştüğü durumdan keyif aldığı yok ki. Belki düzelir, belki eleştirileri ciddiye alırlar diye çırpınıyor herkes…

Her neyse, Ersan Saner’in hayallerindeki sansürü getirebilmek için halkın onayına ihtiyacı var.

Siyasi ömrünün sonuna gelmişken, ona eksik bıraktıklarını gerçekleştirme yetkisi verecek miyiz?

Mesele budur…

 

YERİN KULAĞI VAR

“YA FEDERASYON, YA TANINMA”:

UBP kurultayında başkanlığa aday olan Faiz Sucuoğlu’nun çözüm konusunda, “ilk hedefim federasyon ya da tanınmadır” sözleri UBP’nin aşırı kanadında rahatsızlık yaratmış. Tatar’ın gün 24 saat “2 ayrı devlet” politikasıyla taban tabana zıt görüş belirten Sucuoğlu için UBP’ye yakın bir internet sitesinin “Türkiye, bu adamı boşuna reddetmemiş” başlığı atması oldukça açıklayıcı oldu…

 

ÜNİTER DEVLET:

Güneyde yapılan bir ankete katılanların yüzde 39’u iki kesimli, iki toplumlu federasyon; yüzde 43’ü 1960 Anayasasına dönüş ve üniter devlet; yüzde 5’i bölünme ya da iki devlet; yüzde 4’ü mevcut durumun korunması; yüzde 4’ü konfederasyon ve yüzde 2’si çifte ilhak şeklinde yanıt vermiş. Tatar’ın çözüm formülü olan 2 ayrı devlet önerisine ise güneyden sadece yüzde 5’lik bir destek çıkmış. Federal çözüm modelinin iki lidere rağmen hala yüzde 40’lara yakın bir destek bulması, mücadeleye devam için umut veriyor.

 

DUYULSUN İSTEMİŞ:

Bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanı, bir partinin adaylarıyla toplantı yapıp ayar çekmişti ya, o kadarla da kalmamış. Mahkemede yargılanan bir milletvekili, yargılandığı suçların sadece bir tanesinden beraat edince, anında makamında kabul etmiş. Diğerinden suçlu bulunmasını görmezden gelmiş. Bunun kurultay dengeleriyle alakasız olduğuna kim inanır? Eski bir destekçisinin gönlünü hoş etmek istemiş. Bu acelenin başka ne anlamı olabilir ki? Bari basına servis etmeselermiş. Ama anlaşılan duyulsun istemiş…

 

KRİZİN FARKINDA DEĞİLLER Kİ:

İlahi Sayın Erhürman, “Bu hükümet gitmedikçe krizle baş etmek zor” demişsiniz. Onlar krizin farkında mı acaba? Kıymayı on liralık alanlardan bahsediyorsunuz, bu ülkenin Başbakanı da “mahalleliye sorun” diye dalga geçiyor. Konuştuklarına baksanıza, hepimiz mutlu, mesut, sağlığımız yerinde, onlar başarılı, yapılmayanı yapmışlar, onun için de tek başlarına iktidar rüyaları görürler. Partilisi, partisizi herkes ne çektiğini biliyor. Bu halk aklını hepten kaybetmediği taktirde, gereğini yapacak. Dileğimiz o sürenin uzamaması…

 

 

DEVLETİ SORUMSUZLARDAN KORUMAK:

Kıb-Tek meselesinin detaylarına artık kafa yormuyorum. O koltukları bıraktıkları güne kadar ihale yasası çiğnenmeye devam edecek, bizler kalitesi meçhul yakıtla belki de her zamankinden çok zehirlenmeye devam edeceğiz, kazıklanacağız, adalet arayacağız. Ancak bu dönemde bile, devletin kendisini, kurumlarını bunların elinden koruyacak bir mekanizması yok mudur? Ara emri yeterli olmadı besbelli. Yakında karanlıkta da kalacağız. Kıpırdanmazsak, kaldıkları her gün, onarılması mümkün olmayan çok daha kötü şeyler yapacaklar…

 

“EY MÜSLÜMANLAR, AŞI OLUN” DİYEN YOK:

Başpapaz, aşı olmayı reddeden papazların maaşlarını ödemeyeceğini açıkladı. Aşı karşıtlığının arkasında fanatik, radikal gruplar olduğu propagandası yapılıyor. Oysa çoğunlukla sebep, dini bağnazlık. Bizim Din İşleri Dairesi de böyle bir çağrı yapamaz mı acaba? Ya da cemaatin aşı durumunu bir araştırdılar mı dersiniz?

 

GURURLANDIM: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile İngiltere’nin yeni İstanbul Başkonsolosu Kıbrıslı Kenan Poleo’nun kabuldeki konuşmalarını izledim, gurur duydum. Buralarda hiç yaşamamış olsa da toprağımızdan birinin böyle bir mevkiye gelmesi de, kendini Kıbrıslı sayan, İstanbul gibi bir kentin Belediye Başkanı da gurur vermez de ne yapar….

 







Başa dön tuşu