On yıllardır bilmem kaçıncı defa Muhaceret Affı geçiriliyor…
Bu defa gerekçe “pandemi”, yerseniz. Çünkü salgın öncesini de kapsayacak şekilde çıkartmışlar.
Bunun dışında her zamanki gibi, bölünen ailelerden, aktuarya dengelerinden, devletin gelir kaybından, patronları tarafından istismar edilen, kaçağa düşen çalışanlardan bahsediliyor…
Bu defa yine daha önceki bazılarında yapıldığı gibi, üniversite öğrencilerine de af getiriliyor. Hani üniversite öğrencisi kimliğiyle ama aslında taşeronlar tarafından ucuz işgücü olarak getirilenlerin durumu…
Bakanlar gerekçeleri açıklamakta zorlanıyorlar. Sonuçta anlıyorsunuz ki, sahte öğrenci olarak 20 bin kişi yaşıyor bu ülkede.
Cemal Özyiğit soruyor, “Tüzük çıkartmıştık öğrencilerin takibi için, üniversitelere görev vermiştik, bunu uygulasaydınız”…
İçişleri Bakanı yanıt veriyor, “denetim sorunu”…
İşte budur…
Kaçak işçi meselesi de aynı. Denetim yapılmıyor.
Hatta iddia ederim ki, sözde ekonomik gerekçelerle ve biraz duygusal, biraz da siyasal olarak bilinçli olarak yapılmıyor. Kaçakların yakalanıp, deport edildiği tarihlere bakın, UBP ve benzerlerinin iktidarda olduğu tarihlerde bu uygulamaya rastlamazsınız.
Bir tanesi çıkmış kürsüde bağırıyor, “deport edilenin ülkeye tekrar gelememesi insan haklarına aykırıdır”. Vay yahu. Niye bütün dünya böyle uyguluyor acaba?
Muhaceret affı denilen şeyin gerçekte savunulan gerekçelerle bir ilgisi yoktur. Bakın geçmişte çıkanlara,
2007, 2008, 2009, 2011, 2015, 2016, 2019….
Hemen hepsinde kaçakların tüm çalışanlara oranı yüzde 20 olarak açıklanmış. Şimdi buna bir de 20 bin sahte öğrenci ekleniyor. Resmi açıklamaları bu, gerçek rakamların bunun çok üstünde olduğu açık.
Sonuç, en çok 2011’de 9 bin geri dönüş olmuş, diğerleri 2 bin civarında. Müracaatlar, büyük büyük rakamlarla açıklanmış, ancak gerçekleşen çok küçük rakamlar. Örneğin Ersan Saner’in Çalışma Bakanı olduğu dönemde müracaatçı sayısı 2697, gereğini yerine getirip kayıt altına alınan sayısı sadece 1109 kişi. Yani murad edilen sayılara ulaşılmıyor. Bu kadar basit…
Yine hepsinde “bu son” denmiş, denetimlerin daha sıkı yapılacağı, hatta 3. ülkelerden işçi getirilmesine yasak konulacağı falan gevelenmiş. Hiçbiri olmamış, aflar berdevam.
Sen neredeyse her iki senede bir af çıkarırsan, o işveren ne diye titiz davransın. Ucuza kaçak işçi çalıştırma olanağı varken…. Ahmak mı adam. Ya da çalışanı düşünen kaç tanesi var? Hele de piyasanın durduğu bu dönemde, kaçak sayısı tavan yapmışken… Üstelik çalışma izinlerine pandemi dolayısıyla zaten af getirilmişken.
Tek görünen gerekçesi, affın bedeli olan birer asgari ücretle bir miktar gelir elde etmek. Yani kaçağı kayıt altına almak değil. Öyle olsa, sayının bu kadar artmasına izin vermezdi.
Bu laçkalık KKTC’de yasa dışılığa göz yumulduğu algısını yaratıyor. Yalan da değil. İkincisi ve en önemlisi devletin bizzat aylık gelirlerinden denetimsizlik nedeniyle feragat etmesidir ki, asla affedilemez.
Ha bir konu daha var ki, afların bu kadar sık yapılmasının altında bir de bu var bence. O da kaçağa düştüğünde mühür kaybedip, vatandaşlık haklarından mahrum edilme durumu. Bu da birilerini fena halde rahatsız ediyor. Çarpıklık, laçkalık, boş vermişlik, ama illa da nüfus yapısını değiştirme gailesi. Vatandaşlık yasası, en azından şu andaki muhalefetin iktidar olduğu dönemde değiştirilmiş olsaydı, bugün bunları yaşamayacaktık.
Her sene yeni aflar çıkartmaya devam edin, kaçak çalıştıran iş çevrelerini memnun etmeye devam edin, bakalım bu memleketi neye çevireceksiniz. Ya da bütün bu koşturmalarınız size nasıl geri dönecek. Çok kalmadı, sandıklar açıldığında öğreneceksiniz…
YERİN KULAĞI VAR
YASA DIŞI DURUM VARSAYMIŞ:
Kutlu Adalı cinayeti yeniden gündemde. Ersin Tatar konuşmuş, “Varsa bir yasa dışı iş, bunun için gereği yapılması gerekir”. Altına bir yorum gelmiş; “Yasadışı bir durum varsa mı? Adamı vurmuşlar sokak ortasında, daha ne kadar yasadışı bir durum olabilir?”. Başka söze gerek yok…
AZINLIK HÜKÜMETİ GERİ GERİ:
İki konu getirdiler dün Meclis’e, ikisini de geri çekmek zorunda kaldılar. Muhalefet, hibe dedikleri iki jeneratörün hibe olmadığını, bizzat imzaladıkları protokolde “kira” olduğunu ortaya çıkarttı. Gak, guk ettiler, sonunda geri çektiler. İkincisi de hayat pahalılığı ödeneğinin durdurulması düzenlemesiydi. Kendi ortakları Serdar Denktaş ve Bertan Zaroğlu “ret” vereceklerini açıklayınca, bunu da gündemden çıkarttıklarını açıkladılar. Dün Meclis tv’yi izleyenler aslında hükümetin nasıl sapır sapır döküldüğünü izlediler…
“SÖYLERSEM KRİZ ÇIKAR”:
Dünkü Meclis toplantısında muhalefetin kapıların neden açılmadığıyla ilgili sorularını yanıtlayan Saner, “nedenini bu kürsüden söylersem kriz çıkar, bu konuyu parti başkanlarına anlatacağım” derken neyi kast etti doğrusu pek anlamadık. Nedir bu “söylerse kriz çıkacak” dediği sorun. Daha doğrusu bilip de toplumdan sakladığı ne ki sadece parti başkanlarıyla paylaşma gereği duydu… Bir de şeffaflık demez mi…
ŞAŞIRDIK MI?:
Metron araştırma şirketince yapılan ankette Saner hükümeti vatandaştan geçer not alamadı. Araştırmaya göre Saner hükümetini başarılı bulanların sayısı % 13.7’de kalırken, başarısız bulanların oranı ise % 57.5 oldu. Peki bu sonuçlara şaşırdık mı, hayır. Hatta Saner bu sonuçları da bize “başarı” olarak sunarsa kimse şaşırmasın…
NE DEDİ; NE OLDU:
Arıklı’nın Ekonomi ve Enerji Bakanlığı koltuğuna gövde gösterisi eşliğinde oturduğu o ilk günü ve sonrasında verdiği demeçleri hatırlayın. “Kıb-Tek’te büyük yolsuzluk ve vurgun yapılıyor. Elektriği ucuzlatamadık, hayatı ucuzlatacağız. Elektriğe zam yapmak zorundayız” ve daha olmadık sözler, vaatler. Bir de bugüne bakın. Aksine, Kıb-Tek deneyimsiz kişilerin elinde ve eskisinden çok daha kaotik ve sorunlu. Kısacası elini attığı her konuyu yüzüne gözüne bulaştırdı…
NASIL GELDİLER:
“Işık görünme etkinliği” bahanesiyle ülkemize gelen yüz civarındaki AKP’li genç için salgın konusunda ne yapıldı? Karantinaya girmediklerini siz de biz de biliyoruz. Çift PCR’lı ya daaşılı bile olsalar, yürürlükteki salgın kuralları buna imkan vermiyor. Saner bu konudaki son açıklamasında, “10 Haziran’dan itibaren çift aşısı olanlar karantinasız KKTC’ye gelebilecek” demişti. O zaman bu gençler hangi şartlara ve kimin izniyle ülkeye geldiler…
FOTO GÜNDEM: Esnaf ve Zanaatkarlar Odası çoktandır yapması gerekeni, nihayet sınır kapılarının açılması talebiyle yaptı. Salgın döneminde en büyük zararı gören kesim olan esnaflar, her nedense çiftçiler, hayvancılar, turizm emekçileri ya da ek mesai isteyenler kadar sesini duyuramadı.
































