Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR MEZARLIK YAZISI

 

Sevgili Ahmet Okan, dünkü yazısında, “olayı Başaran’dan duydum” diyerek Medine Mezarlığı’nda insanların üst üste gömüldüğünü, benzeri bir uygulamanın bizde de yapılabileceğini söyledi.
Biliyorum, Pazar’a uygun bir konu değildir “mezarlık” tartışması ama öncelikle oluşabilecek yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için hemen belirteyim ki “mezarlık uzmanı” değilim.
Ve ötesi mezarlarla ilgili de değilim. Sadece özlem duyduğunda mezar ziyareti yapan birisi olarak bildiklerim sadece gördüklerimden ibarettir.
Bir sohbetimizde de (sanırım gelenekler ve dinle ilgiliydi) Ahmet Okan’a bu konuyu nakletmiştim.
Çünkü Medine’deki mezarlığı gördüm.
Bizimkisi gibi coğrafyada gidenlerin, Medine’deki mezarlığı gördüklerinde yaşadıkları muazzam şaşkınlığı ben de yaşadım.
Şaşkınlığım şu olmuştu:
Devasa mezarların olduğu bir mezarlık beklerken 3-4 futbol sahası büyüklüğünde dümdüz bir alan.
İnsana “nasıl yani” dedirtecek bir durum.
İslam’ın ilk döneminden itibaren yani ilk Müslümanların 622 yılında Mekke’den Medine’ye zorunlu göçünden itibaren Medine’de bir mezarlık oluşturulmuş. İlk Müslümanlar dahil ölenler bu mezarlığa gömülmüş.
Sadece Hz. Muhammed 632 yılında öldüğünde kendi oluşturduğu camiye, Mescid-i Nebevi’ye gömüldü. Sonraları da yanına Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer defnedildi.
Hem Hz. Muhammed’in mezarını hem de Medine’deki mezarlığı gördüm.
Hz. Muhammed’in mezarı bizdekilerle kıyas kaldırmayacak kadar mütevazıdır.
Hani bizdeki bir deyim ile “fakir mezarı” gibidir.
Mezarın böyle olmasını özellikle kendi istemiş.
Çünkü bizde çok algılanmayan bir mücadele vardır, aslında İslam Firavun’ların yarattığı düzenin anti-tezidir.
Çok Tanrı’ya karşı tek Tanrı inanışı ve gösterişli yaşam ve yapılara karşı mütevazı bir hayat.
Firavun mezarları, yani piramitler tapınma mekanlarıydı. Dolayısı ile İslam Firavun mezarına tapınmayı ortadan kaldırdı ve haliyle kendi mütevazı mezarlığını yarattı.
Medine’deki 3-4 futbol sahası büyüklüğündeki mezarlıkta kabir yoktur. Hatta mezar taşları bile yoktur. Sadece Hz. Muhammed’in son eşi Aişe’nin üzerinde ismi yazan küçük bir mezar taşı vardır.
Müslümanların Medine’ye gidişiyle birlikte yani 622 yılından itibaren her ölen bu mezarlığa gömülür.
Üst üste.
Ve günümüzde hala bu mezarlık kullanılır.
Kumdan oluşan düz ve büyük bir alandan ibarettir.
Bizimkisi gibi villalara benzeyen mezarların olduğu ülkelerden gidenler Medine’deki mezarlığı görünce elbette şaşırırlar.

      ***

Geleneklerin İslam’ı etkilediği ve hatta İslami kuralları değiştirdiği aşikardır.
Sanırım bizde Osmanlı’nın ve sonrası cumhuriyet döneminin izleri vardır.
Ve belki de Lefkoşa Mezarlığı’nın Lefkoşa ile yarışır durumda olmasının nedeni budur.
İlk İslam’ın mütevazılığı bu topraklara uğramadı.
Firavunlar gibi ölülerimize devasa anıt mezarlar yaptığımızda huzur içinde olacağımızı zannediyoruz.
Veya dünyasal mal-mülk hırslarımızı mezarlara da yansıtıyoruz.

      ***

Neyse, Medine’de şaşırmıştım ama İzmir’in Seferihisar ilçesinde bir mezarlıkta gördüklerim karşısında hayretten hayrete düşmüştüm.
Ağaçlar ve yeşillikler içinde bir mezarlık ve mezarların yanında piknik yapan insanlar. Etrafta koşturan çocuklar, saz çalan dedeler.
Sanırım o bölge, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgedir.
Ve Arabistan’dan Osmanlı’ya tüm mezar uygulamalarından farklı bir gelenekleri vardır.
Ölümün aslında bir son olmadığı ve yas tutulup ağıt yakılmasına gerek bulunulmadığı inanışı.
Enteresan buldum.
Neredeyse ölen ile ölünülmesi gerektiği, en az 40 gün yas tutulduğu ve devasa mezarlarla adeta ölümün kutsandığı bu geleneklerin bize ne faydası vardır bilmiyorum.
Bildiğim bu konuları da abarttığımız ve büyük bir soruna dönüştürdüğümüzdür.
Tıpkı rahmetli Denktaş’ın mezarında yaptığımız gibi.
“Beni oğlumun yanına gömün” dedi, dinlemedik.
10 milyon liralık anıt mezar yapmaya giriştik. Para bulamayınca da birbirimizi suçlamaya başladık.
Üstelik “sizde yoksa biz verelim gibi” aşağılanmalara maruz kalarak.
Bizim durumumuz da budur…