KıbrısManşet

Bir KKTC Klasiği: Biri yapar öbürü bozar


Öntaç Düzgün

Sosyal Riskleri Önleme Vakfı’nın Lefkoşa Surlariçi’nin tarihi okulu Atatürk İlkokulu sahnesinde gerçekleştireceği 23 Nisan çocuk etkinliklerine katılmak üzere davet alıyoruz. Çocukluk dönemimizin toplum tiyatro sahnesi olan küçük salona girdiğimiz zaman heyecanlanıyoruz. Çoğu göçmen olan yüze yakın anne-baba, sabırsızlıkla çocuklarının sahne almalarını bekliyorlar. Perde gerisine geçip oradaki çocuk heyecanlarına tanık olmak istiyoruz. Çocuklar kuliste ağlaşarak ve gülüşerek son hazırlıklarını yapıyorlar. Sahnede ise üniversitede okul öncesi öğretmenliği bölümünde okuyan ve vakıf çalışmalarına katılıp stajlarını tamamlamaya çalışan gönüllü gençlerle karşılaşıyoruz. Çocukların sahnedeki her hareketleri salonda alkış tufanının doğmasına neden oluyor. Çoğu yoksul insanlardan oluşan anne-babalar, çocuklarını seyrederek gurur duyuyorlar. Kendileri, zar zor bulabildikleri işlere giderlerken çocuklarına karşılıksız olarak hizmet veren, gözlerinin arkada kalmamasını sağlayan vakıf görevlilerine teşekkür ettiklerine tanık oluyoruz.

Başbakan’ın Surlariçi’ne vaadi vardı

 

Dörtlü koalisyon hükümetinin kurulduğu ilk günlerde Başbakan Sayın Tufan Erhürman, kısıtlı bütçe olanaklarına rağmen, hükümetin sosyal politikalar izleyeceğini, özellikle Lefkoşa Surlariçi ile Mağusa Maraş bölgelerinin pilot uygulama alanları ilan ettiklerini duyurmuştu. Hedef, dezavantajlı yoksul aileler ve onların çocuklarının standart toplum olanaklarına kavuşmaları olarak ilan edilmişti. Bir süre sonra, TC Lefkoşa Büyükelçiliği de Türkiye’deki Aile Bakanlığı’nın benzer bir hedef ortaya koyduğunu açıklamış ve alan olarak  yine Lefkoşa Surlariçi ve Mağusa Maraş bölgelerinin seçildiği duyurulmuştu. İlginç bir biçimde hem Başbakanlık hem de Elçilik, yürütmeci kurum olarak Vakıflar idaresini işaret etmişlerdi. Gençlik Dairesi’nin de bu çalışmalarda yer alacağı duyurulmuştu. Geçen zaman içerisinde gerekli açıklamalara tanık olamadığımız için yapılan çalışmaların ne düzeyde olduğunu bilmememize rağmen, başbakanlığın bazı yoksul aile çocuklarına tam gün eğitim veren özel okullarda parasız eğitim olanağı yarattığını biliyoruz. Ancak o kadar.

 

İlk kadın sığınma evi kapandı. Sıra kreşte

Çocuklar gösterilerine devam ederken vakıf yöneticileri ile sohbet ediyoruz. Sosyal Riskleri Önleme Vakfı yaklaşık 10 yıl önce, bugün Trenyolu Polikliniği olarak bilinen fakat o dönemde boş ve atıl vaziyette terk edilmiş olan binanın Bakanlar Kurulu tarafından uzun vadeli kiralaması sonucu faaliyete başladı. Binanın bugünkü görünümüne kavuşabilmesi için yaygın bir çalışma sonucu bağışçılardan 80 bin Sterlin katkı sağlandı. Çok çeşitli danışmanlık hizmetleri yürütüldü. KKTC’nin ilk kadın sığınma evi bu lokalde kuruldu ve onlarca kadına ve çocuklarına sığınma fırsatı tanındı. Çok sayıda sivil toplum kuruluşu, toplantı ve etkinliklerini vakfın yarattığı olanaklarla bu lokalde gerçekleştirdi. Yaklaşık üç yıldan beridir de, Surlariçi’deki yoksul ailelerin çocuklarına kreş ve gündüz bakımevi hizmeti veriliyor. Vakıf yöneticileri ile konuşurken göz ucu ile izlemeye çalıştığımız çocuklar işte bu çocuklar. Vakfın kreşinin çocukları.

 

 

Sağlık Bakanlığı’ndan zorla el koyma

Vakıf Başkanı Hatice Düzgün, çocukların bu gösterisinin belki de vakfın son etkinliği olabileceğini söylüyor. Söylediğinin bir ironi mi yoksa espri mi olduğunu anlamaya çalışıyoruz. O ise söylediğinde ısrar ediyor. Gerekçe olarak ise, daha önce binanın üçte ikisine zorla el koyan Sağlık Bakanlığı’nın geriye kalan kısmı da almak için bugün baskın bir operasyon yapacağını ileri sürüyor. “Gelecekler, geriye kalan üç odanın eşyalarını bir kamyona yükleyip götürecekler ve odalara el koyacaklar. Bunu dün yapmak istediler ancak gösterilerimiz olduğunu söyleyince bize bir günlük tolerans tanıyacaklarını söylediler” Bu durumu anlamlandırmak ya da kabullenmek mümkün değil.

Kreşte 40-45 civarında çocuk, sabah 07.30’dan akşam 17.30’a kadar hizmet alıyor. Verilen hizmetin karşılığı ise, günde sadece 10 lira. Üstelik çocuklara kahvaltı, ara öğün ve öğle yemeği de veriliyor. Bu iş için dört görevli hizmet veriyor. Çalışmalara üniversiteli gönüllü gençler de katılıyor. Bu kreş hizmetinin yaratılması, surlar içinde çok sayıda kadının iş bulup çalışmalarına fırsat yaratıyor. Ama şimdi faaliyetlerin sonlanma ihtimali var.

Vakıf Başkanı Hatice Düzgün, bağışçılarla sürdürdükleri bu hizmetin daha istikrarlı olarak devam edebilmesi için Çalışma Bakanlığı ile işbirliği arayışında olduklarını söylüyor. Bakan Zeki Çeler’in bir işbirliği protokolü ile kreşi birlikte yönetme konusunda irade koyduğunu söylüyor. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın vakfın kullanımında olan alanlara zorla el koyması halinde kreş çalışmalarına yeterli alan kalmayacağını ve büyük bir ihtimalle Çalışma Bakanlığı’nın geri adım atacağından endişe duyduğunu dile getiriyor. Hükümetin ve özel olarak başbakanlığın sosyal sorumluluk söylem ve girişimlerinin samimiyetini sorgulamamak elde değil.

 

Hükümet ve Elçiliğin samimiyeti sorgulanmalı

Aklımıza başbakanlığa bağlı Vakıflar İdaresi ve onun genel müdürü geliyor. İsimlerinin içinde “milli”, “manevi” veya “hizmet” geçen kelimeler olan kaç dernek ve vakfa verdiği binalar ve yarattığı olanakları düşünüyoruz. Genel Müdür geçtiğimiz yıl ”hayır” amaçlı dağıttığını açıkladığı 8 milyon liranın ne kadarının bu kreş hizmetlerinden daha “kutsal” olabileceğini açıklayabilir mi? Veya onu görevlendirenler bu hesabı sorgulayabiliyor mu?

Son sözümüz de tabii ki TC Lefkoşa Büyükelçiliği’ne olacak. Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinden gelerek Lefkoşa Surlariçi’ne sığınan ve ayakta kalmaya, tutunmaya çalışan yurttaşlarınıza karşı sosyal sorumluluk duymuyor musunuz? Sosyal amaçlarla olduğu açıklanan ve Vakıflar İdaresi üzerinden harcanan milyonlarca liranın gittiği yerler,  Surlariçinde yaşayan ve istekleri sadece işe gidebilmek için çocuklarına bakabilecek bir yer olsun arzusunda olan insanların isteklerinden çok daha mı önemlidir?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı