Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR KAPTANIN ÖNGÖRÜLERİ VE OSMANLI

Bir İngiliz Kaptan.

Adı John Macdonald Kinneir.
Dönemin İngiliz zenginlerine çeşitli ülkelerde vekillik yaptı.
İyi bir gözlemci.
Gözlemlerini çeşitli kitaplarda yayınladı.
Ada henüz Osmanlı’dayken 1814 yılında Kıbrıs’a da geldi.
Mevsim kıştı.
Böyle günler.
2 Ocak.

Adayı iyice gezen Kaptan’ın yaptığı bir yorum,
Kehanet gibi.
Şöyle:
“Kıbrıs’ın tasarrufu, İngiltere’ye, Akdeniz içinde hakimiyet etkisi yaratacaktır ve Doğu Akdeniz’in gelecekteki kaderini onun ellerine teslim edecektir…”

Kehanet tuttu…

Devamında şu öngörüler var:
“Mısır ve Suriye çok yakın bir zamanda ona boyun eğer duruma gelecekler ve Anadolu’ya kıyasla, korku yaratarak boyun eğdirme konumunu elde edecektir.
Babıali her zaman denetim altında tutulmalı ve bu bölgedeki Rusya’nın genişleme girişimleri geriletilmeli veya olmazsa durdurulmalıdır…”

Bu öngörülerin çoğu daha sonra İngiltere tarafından yapıldı.
Kaptan, sanki ülkesine strateji belirliyordu.

Adanın ticaret açısından önemi var mıydı?
İngiltere adayı tasarrufunda bulundurursa ne yapacaktı?
Kaptanın bunlar için de öngörüsü vardı.
Şöyle:
“Adanın ticaretini çok dikkate değer şekilde arttıracak ve ona mükemmel şarabının, ipeğinin ve bu güzel adanın diğer mamulleri ile Mısır’ın pirincinin ve şekerinin, Anadolu’nun pamuğunun, afyonunun ve tütününün dağıtımını kazandıracaktır. (Şimdi gaz üzerindeki planları anımsatıyor. A.O)
Savunması kolaydır ve liberal bir yönetim altında, çok kısa bir zaman dilimi içinde, kendi kuruluşu için gerekli olan masrafları fazlası ile geri ödeyecek ve donanmalarımıza erzağı, en bol şekilde ve önemsiz bir maliyetle vermeye mali olanakları yetecektir…”

Kaptan ne öngördüyse olmuştu.
Ada İngilizlerin tasarrufuna geçmişti.
Ticaretteki gelişmeler de beş aşağı beş yukarı söyledikleri gibi olmuştu.

Demek ki,
Adaya dışarıdan bakılınca böyle görünüyordu.
Osmanlı da böyle görüyordu.
Tuzundan, ipeğinden yararlanması bir yana,
Kelle vergisi de cabasıydı.
Vergilere karşı ayaklananların kesik kelleri balmumuna bulanarak Babıali’ye gönderiliyordu.
Sultan hazretleri kesik kelleri görünce her şeyin yolunda gittiğini anlıyordu.
Yılda bilmem kaç bin altın Babıali’nin haznesine toplanmak durumundaydı.
Toplanıyordu da.
En sonunda,
Hani, ada, Kaptan’ın öngörüleri gibi İngiliz’in eline geçtiğinde,
Osmanlı adadan kaçarken ahaliyi yüzüstü bırakıp çalışanların paralarını bile ödememişti…

İngilizler öyleyken,
Osmanlılar da böyleydi…