Köşe Yazarları

Bir kafa karışılıklığı daha…


Asil Nadir’in kirasında olan ancak kira şartları yerine getirilmeyen ve viraneye dönen bir değer üzerinde çıkan haberler yine birbirini tutmuyor.

Çelişki 1…

Bir önceki hükümet geçen yıl, Geçitkale havaalanı üzerinden uçuşları engellediği söylenen yüksek gerilim hatlarını taşıma kararı alıyor ama bu hükümet, aniden bu hatların “gündüz uçuşlarını”  engellemediğini açıklıyor.

Sonra 18 Haziran’da Bakanlar Kurulu, Geçitkale Havaalanı’nın VFR (görerek uçuşlara) açılması kararı veriyor.

İkinci çelişki; bu karar alındıktan sonra, bazı Bakanlar, havaalanını elinde tutan Asil Nadir’i dinliyorlar. Pilot eğitimi, uçak bakımı gibi faaliyetler için projelerden bahsedildiği açıklanıyor,  görüşmeden, ihale süresinin uzatıldığı haberleri sızıyor.

E hani gündüz uçuşlarına açılacaktı? Eğitim, şu bu nedir? Bari kararınızı Asil Nadir’i dinledikten sonra verseydiniz.

Üçüncüsü… Ercan işletmecisiyle yapılan sözleşmede, KKTC’de başka bir havaalanının hizmete giremeyeceği şartı var.

O sözleşmenin arkasında da, zamanın Maliye Bakanı Ersin Tatar bulunmakta.

Her fırsatta devlete sorun yaratan Taşyapı, bu karara itiraz etmeyecek mi?

Ya da ikna mı edildi?

Bunların hepsi kafa karıştıran durumlar…

Madem ki resmen Bakanlar Kurulu kararı alıyorsunuz, madem ki yıllardır yapılmayan yatırımın gerekçesi olan ve daha önce “engel” denilen elektrik hatları aniden engel olmaktan çıktı, madem ki yıllar önceye ait kiralamanın süresini uzatmayı konuşuyorsunuz ve bunların hepsi de kamuoyunun gözü önünde oluyor, bir zahmet düzgün açıklamalar yapın da anlayalım.

Neydi, ne oldu, neden böyle, ne yapmaya çalışıyorsunuz, eğer biliyorsanız, bize de açıklayın.

Birbirini tutmayan açıklamalar, bu konuda da güveni sarsıyor, bilesiniz…

 

 YÜKSEK ÖĞRETİM GELİRLERİNE DİKKAT…

Devlet Planlama Örgütü Müsteşarı Ödül Muhtaroğlu ödemeler dengesine ait rakamları açıkladı.

İhracat, ithalat arasındaki makas büyüyor.

Bir ada ülkesi olarak tarım ya da sanayi ürünü ihraç ederek kalkınamayacağımızı biliyoruz, çok da önemli değil.

Açık, çoktandır yüksek öğretim ve turizm gelirleriyle kapanıyor.

Yani hizmet sektörüyle…

Bu kez verilen rakamlarda dikkat çeken bir durum var.

Turizm gelirleri epeyce artmış.

864.9 milyon dolardan, 912.4 milyon dolar…

Artış, yüzde 5,5 civarında…

Gerçi bundan çok daha fazlası olması gerekir, devletin turizm gelirlerinden alacağı pay da artmalı falan ama, yine de neyse diyelim.

Ancak yüksek öğrenim gelirlerinde artış çok cüzi.

765.9 milyon dolardan, 786.9 milyon dolara.

Sadece yüzde 2,7’lik bir artış.

Oysa bu artış, 2016’da yüzde 9,2 olarak gerçekleşmişti (YÖDAK Raporu 2018).

Çanlar mı çalıyor ne?

Malum öğrenci sayısındaki artışta da bir düşüş yaşanıyor.

Çoktandır yüksek öğretimin kalitesi, fiyatları, piyasanın öğrenciler için zorlayıcı olması, rekabet unsurunun ortadan kalkması gibi nedenler sıralanarak, çeşitli kesimlerden “dikkatli olun” uyarıları gelmekteydi.

İbre şu anda az da olsa yukarı doğru. Bu da dövizin artışıyla ilgili olarak yüksek görünüyor olabilir. Böyle giderse, ibrenin aşağı dönmesi hiçten.

Hükümet edenler ve sektör temsilcilerinin külahı önlerine koyma vakti gelmiş gibi görünüyor.

Çünkü artık KKTC’nin ekonomik yaşamını sürdürmesi bu iki rakama bağlı, başka şansımız yok…

Ve her ikisinin de devlet tarafından iyi yönetilmesine…

 

 YERİN KULAĞI VAR

İLLE AYAĞI MI KIRILMALIYDI:

Rum lider Anastasiadis’in Limasol’da geçirdiği kaza sonrası ayağı kırılmış. Cumhurbaşkanı Akıncı da kendisini arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve bu telefon görüşmesinde de, tedavisinin tamamlanmasının ardından ilk fırsatta bir araya gelme konusunda anlaşmışlar. Bölge adeta ateş üstünde, bir kıvılcım her yanı yakıp kavuracak ama, aylardır fellik fellik kaçan, barış dili yerine şiddeti savunan Anastasiadis’in, Akıncı ile biraraya gelmesi için ille de ayağının kırılması mı lazımdı…

VER MEHTERİ:

Ülkenin her yanı alıcı bekleyen, kiracı bekleyen boş evlerle dolu, ne eskisi gibi alıcı, ne de bu evleri kiralayacak öğrenci kaldı. Başbakan da bu arada, “Türk malı-Rum malı kalmadı… KKTC ekonomisi geliştikçe, mallar evler, daireler, her türlü yatırım değer bulacaktır. KKTC’ye yatırıma devam edin” çağrısı yapıyor. Tabii bir de Maraş ve üstüne atılmaya hazır sermaye grupları var. Ülkenin tamamı yanlış emirnamelerle tümden Maraş’a dönmüşken, biz ne yapamaya çalışıyoruz acaba?

AL DA BOZDUR:

Avukat Murat Metin Hakkı, Uluslararası hukuka göre Maraş’ta esas alınması gerekenin 1974 tapu kütükleri olduğunu söyleyerek, “eğer vakıf mallarıyla ilgili bir usülsüzlük yapılmışsa bunun bir zaman aşımı süresi vardır. Bir vakıf malı haksız yere başkasının adına  geçmişse, iddia edildiği gibi İngilizler böyle yapmışsa, zaman aşımı süresi 36 yıldır” diyor. Örnek de veriyor, buna göre, 1925’de bir usülsüzlük olmuşsaydı, bunun zaman aşımı süresi 1961’de dolmuş oluyor değerlendirmesinde bulunuyor. Hah işte, şimdi tam karıştı.

BEN DEMİYORUM:

HP’ye yakın bir arkadaş Kudret Özersay ile ilgili yaptığı tesbitinde şöyle diyor; “Parti içerisinde düzgün çalışan, aklına ve fikrine güvendiğim çok insan var. Bence Özersay’ın bu tavırları, bu dönüşleri ve halkın aklı ile bu denli dalga geçiyor oluşu tabanda kabul görmüyordur. İzleyip göreceğiz ne olacağını ama artık HP halkın nazarında oldukça puan kaybetmiştir”… Demek ki eleştiren bizler yalnız değiliz, partililerinde de şüpheler var.

DİMYATA GİDERKEN:

Daha siyasete atılmadan siyasi geleceğini kafasında çoktan belirlemişti. Hatta bazı özel toplantılarda, bu hedefini de çekinmeden dile getirmişti. Aslında “Toparlanıyoruz Hareketi” siyasi geleceğini şekillendirmek açısından tasarlanmıştı. Ve bugün o cumhurbaşkanlığı hedefi için devirmediği çam, kırmadığı dostu kalmadı. Hani bir laf var; “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu” diye. Bu deyim Özersay’ın geleceğini çok güzel özetliyor…

 BİRİNE HAPİSLİK, DİĞERİNE ÖDÜL:

Üç kuruşluk çakmağı çaldı diye 15 ay hapse mahkum olan hırsızla, ekmeğini yediği kurumdan milyonları götürenlerin serbest kaldığı tek ülke KKTC’dir sanırım. Çalmanın küçüğü büyüğü olmaz, bir kuruş da çalsan, milyon da çalsan bunun adı hırsızlıktır ve mutlaka bir cezası olmalıdır. İşte o zaman yargıya olan güven zarar görmez…

 ZİRVEDEKİLER

Bülent Kanol: “ ‘Bu memlekette hiç bir şey olmaz!’ şiarıyla ve siyasetteki basiretsizliğimizle gençleri siyasetten uzak tutmayı hatta siyasetten nefret ettirmeyi başardık…. Şimdi siyaset karanlık güçlerin gerici merkezlerde gençlere verdiği bağnaz ideolojilerle yapılmaya başlandı….. E bunun neticesini de tahmin etmek zor olmaz”…

 DİPTEKİLER

Kaçak Çalıştıranı Koruyan Düzen: Medyada arkadaşlar, polisin bir süre önce başlattığı operasyonlarda yakalanan kaçak sayısını, basından takip ederek çıkartmaya çalışmışlar. Kimi 119 diyor, 143. Toplam resmi bir açıklama yok. Asıl önemlisi esas bunları çalıştıranlar da ortada yok. Yabancıların Çalışma İzinleri Yasası’nda asgari ücretin 12 katına kadar para cezası, işyeri kapatma, çalışma izni başvurusundan men edilme ve hatta hapislik cezaları var. Yani yasa var da uygulama yok. Kaçağı getireni, çalıştıranı, bildirmeyeni koruyarak bu beladan nasıl kurtulabiliriz ki?

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı