Poli

Bir dönem dünya dönerken







(Comandate Ernesto Che Guevara, Beatles-John Lennon ve Kıbrıs… Geleceğe cesur ve güzel şeyler bırakabilmek.)




Dünya şimdiki gibi değildi.



Günümüzdeki iletişim teknolojisi olmadığından anında haber almak ve bilgi edinmek sıkıntılıydı.

Bu yüzden dünyayı etkileyen olayların izleyebilmek, hissetmek belirli bir zaman geçtikten sonra gerçekleşiyordu.

1950’li yıllarda Elvis Presley fırtınası esmeye başlamıştı ki giderek “Rock&Roll kralı” olacak bu insan birçok müzisyeni de etkisi altına alacaktı.

O etki altına giren Liverpool’lu gençlerden biri de John Lennon’du.

İlk gitarını ona teyzesinin aldığı söylenir.

Elvis, Rock & Roll şarkıları söylerken, Lennon 1956’da Quarrymen adında ilk gurubunu kurmuştu.

O yıllarda Kıbrıs’ta EOKA dönemidir.

Plebisit çoktan yapılmış, çare olmayınca silahlı mücadele başlamıştı.

Her iki tarafta kurulan yeraltı örgütleri giderek Kıbrıs’ı kana bulayan eylemlere hız vereceklerdi.

John Lennon bir rock müzisyeni olmak istiyordu ama henüz gelecekte ne yapması gerektiğini kestiremiyor, kurduğu müzik guruplarından sürekli elemanlar girip çıkıyordu.

Yine o yıllardı Paul Mc Cartney ile taşınır (1957) ve ona gruba katılmasını önerir.

Derken, bazı kaynaklara göre Mc Cartney, Geroge Harrison’u Lennon’la tanıştırarak guruba alınmasını sağlar.

Bu arada oluşturulan grubun adı The Silver Beatles’dır. Bu isim daha sonra sadece Beatles olarak belirlenecekti.

1950’li yıllarda dünyanın bir başka yerinde Arjantinli bir devrimci bazen bisikleti bazen motosikleti ile uzun yolculuklara çıkmaktaydı.

Bu yolculuklarda insanların ne kadar acılar çektiğini, ne kadar baskı altında olduklarına tanık olacak ve “çözümün devrim olduğu sonucuna” varacaktı.

Taksim ve Enosis politikaları yüzünden dünyaya kör gözlerle bakan Akdeniz’in doğusundaki Kıbrıs Adası o sıralarda yeni bir düzenin eşiğindedir. Bu çerçevede Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş çalışmaları hızlandırılır. Olacak olan, ne Enosis ne Taksim’dir…

1960 yılına gelindiğinde Ringo Star Beatles grubu içinde yerini almış ve dörtlü, Love Me Do adlı ilk 45’liğini yayınlamıştı ki Kıbrıs gibi bir yerde bu başarılı çalışmadan haberdar olmak zaman alacaktı.

Sözünü ettiğimiz Arjantinli devrimci Ernesto Che Guevara’dan başkası değildir.

Raul Castro ile taşınan Ernesto Guevara, bu vesile ile Fidel Castro ile de tanışmış oluyordu, dönem 1950’li yılların ortasıydı.

İlk tanıştıklarında üçlünün gece boyunca yaptığı konuşmalar neticesinde Guevara, Fidel Castro’nun aradığı lider olduğuna kanaat getirmiş ve diktatör Batista’yı devirmek için 26 Temmuz Harekatı’na katılmıştı.

Aynı zamanda bir Tıp doktoru olan ünlü devrimci Guevara, bulunduğu her ortamda yüksek yetenekler gösterdiğinden, isyancı arkadaşları ona “Comandante” diyorlardı.

Beatles grubu başta İngiltere olmak üzere Amerika’da da dinlenmeye ve ilgi görmeye başlamıştı.

Bu dört genç sadece müzikleri ile değil, kılık kıyafetleri ile de dünya gençliğini etkiliyordu ancak isyankar tutumlarının dışında müziklerinde henüz toplumcu bir yan görülmüyordu zaten bunu Beatles adı altında pek başaramayacaklardı.

Uzun saçları, topuklu ayakkabıları ile kendilerine özgü bir grup olan Beatles, daha sonraları diğer grupları da etkileyecek, müzik gruplarının yanında giderek tüm dünya gençliği uzun saç bırakmaya alışacaktı, onlar gibi müzik yapacaklardı.

Love Me Do’dan sonra 1963’te kaydettikleri Please Please Me şarkısının sadece İngiltere’de değil Amerika’da da büyük satışlara neden olduğunu belirtelim. Bu gelişme onlar için ciddi bir ilerlemeydi.

Aynı dönemdi.

Dünyanın bir başka yerinde, küçücük bir adada, Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan ediliyordu.

Bu cumhuriyet sözde bağımsız olacak, iki toplum birlikte kendi kendilerini yöneteceklerdi.

Böyle olmasına rağmen, her iki taraftaki yer altı örgütleri dibelik yeraltına çekilmiş, kendi hesaplarının içine gömülmüşlerdi ki bu hesaplarının içinde kendi toplumlarına ait barışçı, cumhuriyetçi kişileri ortadan kaldırmak da vardı.

Comandate Guevara  “isyan ordusunun en tehlikeli işlerini yapan” “intihar timi” ni yönettiği sıralarda (1958) emperyalizme karşı savaş verirken, Kıbrıs’ta Derviş Ali Kavazoğlu ile arkadaşı Mişaulis emperyalizmin maşaları tarafından katlediliyorlardı. Bunları katledenlerin vizyonları başkaydı. Tam aksine öldürdüklerine pusu kuruyorlar, yapacaklarını arkadan yapıyorlardı.

Onlar için solcular ve komünistler  “sakıncalı piyade” ydiler.

Ahmet Altan’ın savunmasında savcıya söylediği gibi bir imkansızın peşinde koşturuyorlardı.

Hangi düşünceye pranga vurulabilirdi ki?

Kıbrıs’a ilk Beatles plağı ne zaman girmişti?

Bu kesin olarak bilinmese de 60’lı yılların içi olduğu net.

Kıbrıs’ta, Batista’ya karşı isyan edenlerden, gerillaların devrim hareketinden kimin ne kadar haberi vardı?

Dediğimiz gibi, o dönemlerin koşullarında dünyanın her köşesinde olup bitenleri anında izleme olanağı yoktu ve bu tür devrim hareketlerinin etkisi neden sonra kendisini gösterirdi.

Kimi zaman posterleşerek, kimi zaman türküleşerek…

İlk uzun saçları Che Guevara mı bırakmıştı, John Lennon mu?

Bu soru daha önce soruldu mu, ya da merak eden oldu mu bilmiyoruz.

Bunun ne önemi var ama bir merak işte!

Che’nin 1960 öncesi fotoğraflarına bakılırsa, bazı görüntülerinde saçlarının uzun olduğu görülür.

Fakat uzun saç modasının Beatles vasıtası ile yaygınlaştığını söylemek mümkündür.

Kıbrıs Cumhuriyeti yolunda gidiyor gibi görünse de perde gerisindeki gelişmeler öyle değildi.

Pusuya yatanlar çoktu.

Her iki taraftan da Cumhuriyeti cehennemin dibine yollamaya ant içenler vardı ve bunlar plan üzerine plan yapmaktaydılar.

O sıralarda olmalı, ünlü Mehmetaliler topluluğu Rum tarafındaki bir plak kayıt stüdyosunda “Kozan Marşı”nı yani gelin karşılama havasını kaydetmişlerdi.

Düğünlerde çalınan bu “hava” memleketin trajik havasına uygun olmasa da sevilen bir Kıbrıs havasıydı.

Düğünler bu hava olmadan yapılmazdı.

Henüz üç gitar bir bateriden ibaret beatlesvari topluluklar da kurulmamıştı zaten.

Def, keman ve döblek (darbuka) yeterliydi ve dünyadaki olaylar geriden takip edilmekteydi.

Anlayacağınız Kıbrıs’ta karanlık günler vardı fakat yine de herkes kendi havasını bulmaya çalışmaktaydı…

1959 yılında Küba Devrimi başarıya ulaşınca Comandate, Küba Merkez Bankası’nın başkanı olmuştu.

Bir kaynağa göre Guevara “sık sık parayı kınadığı ve yürürlükten kaldırılmasını desteklediği için bu horgörüyü göstermek adına Küba paralarını takma adı olan ‘Che’ ile imzalamıştır.”

Daha sonra Sanayi Bakanı olan efsane gerilla 1964 yılında Birleşmiş Milletler’de konuşma yaptığı sıralarda,

Birleşmiş Milletlerin gündeminde Kıbrıs da vardı.

1963’lü yıllarda Kıbrıs’ın garantör ülkelerinden İngiltere’de Beatlesmania (Beatles çılgınlığı) başladığında, adada cumhuriyet bir çılgınlık eşliğinde yerle bir olmuştu.

Birleşmiş Milletlerdeki çabalar bu yüzden başlatılmıştı.

Yıkılan ortaklık cumhuriyetini ayakta tutmak için gösterilen onca diplomatik trafik, ileriki zamanlarda kanıtlanacağı gibi boşa harcanmış olacaktı.

Ancak hayat devam ediyordu.

1960’lı yılların ortasına doğru Beatles müziği Kıbrıs’ta da iyiden iyiye yaygınlaşmaya başlamış ve bu giderek doruğa ulaşmıştı.

Gençler gecikmeli olsa da Lefkoşa sokaklarında uzun saç bırakıp, topuklu ayakkabı giymeye, modern batılı enstürmanlarla müzik grupları kurmaya başlamışlardı.

Sadece bu gecikme, iki şeyin birbiri içine girmesine kadar varmıştı.

Yükselen devrimci hareketler, uzun saç yanında parka giymeyi de gerekli kılıyordu.

Böylece bir yandan Beatles müzikleri dinlenirken bir yandan da devrimci türkü ve şarkılar dinlenmeye başlanmıştı.

Bu devrimci şarkı ve türkülerin kahramanları Ruhi Su ile Cem Karaca idi.

Ama en önemlisi, gelinen aşamada yer altı örgütlerinin çizdiği milliyetçi anlayışın karşısına, gençlerin çizdiği devrimci düşünceler dikiliyordu.

Kıbrıs’ta gidişat bu iken, bir basın toplantısında John Lennon’un ”Beatles şu anda İsa’dan daha popüler” demesi Amerikalıları çılgına çevirmeye yetecek,

Beatles’in plakları yakılmaya ve kırılmaya başlanacaktı.

Bu söylem John Lennon’un bilinçli bir başkaldırısı değildi.

Ağzından çıkan bir espriden ibaretti ki durumu sonradan düzeltmeye çalışmıştı.

Lennon’un barış aktivitesi olması ve müziklerine toplumcu öğeler katması daha sonraki dönemlere kalacaktı.

Aynı dönemde Comandate, Küba’dan sır kadem basarak nereye gittiği dünya kamuoyundan saklanmıştı.

Bunun üzerine türlü söylentiler çıktığı belirtilir.

Fidel’in Che’nin ününü kıskandığı söylentileri yanında, ünlü devrimci gerillanın Mao’cu bir politika izlediği, Catro’nun Sovyetlere yönelik politikasından memnun olmadığı, bu çerçevede aralarında görüş farklılıkları bulunduğu yolunda bir sürü şeyin ortaya atıldığı çeşitli kaynaklar tarafından ileriye sürülmektedir.

Havana’da John Lennon büstü yapıldığına göre, bunun nedeni Love Me Do, She Loves You gibi Beatles parçaları olmasa gerek.

John Lennon henüz müziklerinde toplumcu bir rota çizmemiş “Imagıne”ı henüz yazmamıştı.

Kübalılar, John Lennon’un Imagıne gibi parçalarından ve bir barış aktivitesi olmasından dolayı büstünü dikmiş olmalıydılar ki bu zaten ölümünden (1980) sonra gerçekleşmişti.

Dönem aynı dönemdi dünya hareketliydi.

Kıbrıs Cumhuriyetini yıkanlar namluları kendi toplumlarına da çevirmişlerdi.

Yeraltı örgütleri birçok insanı yok ettikleri gibi iki genç avukat olan Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet’in katledilmesinde başarılı olacaklardı (1962)!

Aslında Kıbrıs’ta ne olacağı belli değildi.

Comandate Che’nin de sonunun ne olacağı belli değilken, 1965 yılında Küba’yı terk ederek Kongo ve Bolivya’daki devrimcilerin safına katıldığı ortaya çıkmıştı Bu arada Vietnam savaşı patlak vermiş, CIA da Comandate’nin peşine düşmüştü.

Vietnam Savaşı patlak verirken Kıbrıs’ta 1967 yılında Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi kuruluyor ve ayrılığın temelleri atılmaya çalışılıyordu.

Beatles ise yeni ses teknikleri ile Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümünü yayınlıyordu.

Artık Liseli Mücahit öğrenciler de okullara topuklu potinleri ile, uzatılmış saç ve barbetleri ile gidiyorlardı ki okul yönetimleri ile başları dertteydi.

Gençler evlerinin duvarlarını (en azından kendi yatak odalarını) Beatles posterleri ile donatıyor, kızılı erkekleri gençler birbirlerine Beatles plakları hediye ediyorlardı.

CIA tarafından Bolivya dağlarında yakalanan Che öldürüldüğünde (1967) Beatles hâlâ uyanmamış apolitik şarkılar yapmayı sürdürüyordu.

Ama John Lennon’un kafası bir yerlerde atmış olmalıydı ki, ünlü grup içinde hafiften anlaşmazlıklar baş göstermeye başlamıştı.

Amerika,  Vietnam’a saldırdığında, Eokacılar da Köfünye’ye saldırmışlardı!

İki toplum ölü ve kayıp insanlar biriktiriyordu durmadan.

Dünyanın bir başka tarafında1968 yılında Lennon’un karısı Yoko Ono bir grup üyesi gibi Beatles toplantılarına katılmaya başlayınca, grubun başında tehlike çanları çalmaya başlayacaktı.

Halbuki doğrusunu söylemek lazım, Yoko Ono çok kültürlü, toplumcu bir barış aktivisti idi ve Lennon’u etkileyebilecek, onun müzik anlayışında makas değişikliği yapabilecek bir donanıma sahipti.

Bu arada Kıbrıs’ın kuzeyinde Geçici Yönetim derken ayrılığı geçici kılmaya çalışanlar o yıllarda BEY faşizmini de başlatmış oluyorlardı.

Bu yakıştırma dönemin ilerici ve devrimci muhalifleri tarafından sloganlaştırılmıştı ki,

Anlatılmak istenen faşizm Bayraktarlık, Elçilik ve Yönetim’i işaret etmekteydi.

Beatles’ın yaptığı son albüm Let It Be olmuştu (1970).

Albüm yayınlanırken John Lennon da gruptan ayrılmış, bir müddet sonra Paul Mc Cartney tarafından grubun dağıldığı resmen ilan edilmişti.

İşte, o yıllardı, soluğu Amerika’da alan Lennon “Imagıne” parçasını yaparak, bu evrensel değere sahip parçayı dünya insanlığına armağan etmiş olacak, daha sonra yaptığı müziklerle barış ve savaşa karşı temalar işleyecekti.

O sıralarda Kıbrıs’ta 1968 yılında başlatılan ikili görüşmelerden de herhangi bir sonuç alınamıyorken bir taraftan da,  Türkiye’de okuyan öğrenciler zaman zaman Kıbrıs’ta bildiriler dağıtıp topluma yeni fikirler aktarmaya çalışıyorlardı.

Zaten Türkiye’de Che posterlerinin önünde yeni gençlik liderleri çıkıyor, 68 kuşağı denilen bu kuşağın önderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hareketleri ilgi odağı oluyor, gençler bu atmosfer içinde devrimci eğilim gösteriyorlardı.

70’li yıllardı.

Artık Beatles yoktu,

Comandate Guevara da yoktu.

Ne yazık ki bir başkaldırı hikayesini yazan Deniz Gezmişler de olmayacaktı.

06 Mayıs 1972’de asılan Deniz Gezmiş ve arkadaşları geride Comandate gibi posterlere yazılacaklar, hikayeleri tüm zamanlara kalacaktı…

Kıbrıs’a gelince,

1963 yılında yıkılan cumhuriyet sadece bir toplumun elinde kalacak,

O gün bugündür görüşmeler “birleşme”den çok “ayrılma” zemini üzerinde sürdürülecekti…

Geride yapılanlara bakıldığına, ileriye güzel ve cesur olan şeylerin kaldığı anlaşılır.

Comandate’nin efsanevi mücadelesi, Beatles ve özellikle John Lennon müzikleri, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının cesur hareketleri…

Bakalım şu Kıbrıs adasında, geleceğe güzel ve cesur şeyler aktarılabilecek mi?









Başa dön tuşu