Köşe Yazarları

Bir daha düşünürler herhalde…

Demek ki neymiş, artık toplum adaletsizliğe karşı çıkabiliyormuş…

Popülist önerileri, kim getirirse getirsin, geri aldırabiliyormuş…

Dün Meclis’te gördük.

UBP ve CTP’nin birlikte onay verdikleri, polise erken emeklilik yasası komiteye geri gönderildi.

Hem de UBP tarafından…

Olmazdı be kardeşim.

Olmamalıydı…

Tamam polislerin çalışma saatleri insanca değil.

Çalışma koşulları da öyle…

Yıpratıcı bir iş yapıyorlar…

Ama bir de yasalar var, eşitlik var, adalet var…

Polis Güvenlik Kuvvetleri’ne bağlıdır diye, askere uygulanan ayrıcalığın polise de verilmesini istemek, yasanın etrafından dolanmaktır.

Aynen doktorlasr konusunda olduğu gibi…

Onların işleri de meşakkatli.

Çok uzun bir eğitim döneminden geçiyorlar. Masa başı oturan katipten çok daha büyük sorumlulukları var ama, olmuyor işte… Anayasa orada duruyor…

Marifet, polisin ya da benzer diğer mesleklerin çalışanlarının sorunlarını çözmek olmalı.

Onlara ayrıcalık tanıyarak kolayı seçmek, demokrasiye sığmaz, adalete sığmaz.

Daha fazla polis almak için çaba göstermek, çalışma saatlerini aşağı çekmek, koşullarını iyileştirmek gerekmez mi?

Üstelik bu devlet, 40 yıl önce yine yapılan erken emeklilik yanlışının cezasını yıllarca çekmedi mi?

Bugün buna onay verenlerin de, geçmişte erken emekliliğe en ağır eleştirileri yaptığını hatırlıyorum ben.

Sırf GKK’ya bağlıdırlar diye bu adaletsizliği tekrar mı yapalım.

Kılıfına mı uyduralım?

Zaten fare düşse başı yarılacak devlet hazinesini bir o kadar daha zora mı sokalım?

Tabii bunları yapmak, öyle oturduğun yerden parmak kaldırmak kadar kolay değil.

Çalışmak, planlamak, üretmek gerekiyor.

Nitekim şimdilik eğri gemi doğru sefer, komiteye geri gitti.

Bundan sonrası için, ilk geldiğinde onay veren CTP de, UBP de, gelen tepkilere bakarak bir kere daha düşünecektir umarım.

Ve yine umarım ki, polis arkadaşlar da diğer kesimlerin üstüne basarak hak talep etmeye devam etmezler, mesleklerinin koşullarının iyileştirilmesi talebine dönerler.

Çıksınlar sokağa, bunu talep etsinler, hepimiz yanlarında olalım….

Bu arada Mehmet Çakıcı’nın da “Mercedes’e para var da buna yok mu” diyerek hala popülizm yapmasını anlayamadım.

Benim bildiğim TKP’nin tarihinde de, bu tür işlere karşı net bir muhalif  duruş vardır.

“Yeni Güçler”den, sağa doğru meyleden, yeni bir politik anlayışı mı anlamamız gerekiyor?

Serdar Denktaş’ın olaya sadece para olarak bakması da aynı şekilde yanlış….

Bir tek şöyle düşünülebilir, harcanacak 82 milyonla, hatta çok daha azıyla eksik polis kadroları doldurulabilir. Başka ne ihtiyaçları varsa giderilir.

Ama olaya sadece bütçeden çıkacak para olarak bakamam.

Anayasa’ya aykırılık esas…

 

 

 


 

YERİN KULAĞI VAR

 

YETTİ YAHU:

Yine bir yanlıştan kıl payı dönüldü. Hasan Taçoy’un, kendi başına sunduğu Turizm Endüstri Teşvik Yasa Önerisi’ne kimse onay vermedi. Serdar Denktaş, “hiç haberimiz yok” derken, CTP ve TKPYG, yöntemini eleştirdiler. Öneri, turizmde artık kabak tadı veren teşvik kurallarının, restoranlara kadar inmesini içeriyordu. Tam bir popülizm. Herkes ‘artık yeter, kalksın bu teşvikler’ derken, bunu yaygınlaştırmak başka ne anlama gelebilir? Umarım yeni dönemde cesur birileri gelir ve büyük otel sahiplerinin devlet gelirlerine daldırdıkları ellerini, oradan çıkartır. Hem bu ülkenin en değerli topraklarına oturup para basacaklar, hem de üstüne teşvik. Böyle devam ederek adam olacağımızı mı sanırsınız..?

 

ŞEREFİYE VERGİSİYMİŞ:

YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, Mal Tazmin Komisyonu’na kaynak sağlamak adına, bir şerefiye vergisinden bahsediyor. Kuzey’de Rum malı tutan son sahiplerden alınacakmış bu vergi. Tamam da, Kuzey’de mal alan Güney göçmenlerinin bıraktıkları mallar ne olacak? Bu vergi, olsa olsa, Güney göçmeni olmadan, başka bir şekilde tahsisten yararlananlar için söz konusu olabilir. Yani şimdi, Türkiye’den gelip, tahsis, tapu alanları mı kastediyor..? Bunun bile adaleti yok…

 

EYVAH…

Biz ‘kim kazanır, kim kaybeder’ derdine düşüp, dünyayı unutunca Rumlar da bunu fırsat bilerek, emlak piyasasını yıkacak adımları atmaya devam ediyor. Kıbrıslı bir Türk’e eşdeğer olarak verilen malının üzerine inşaat yapılmaya başladığını gören Rum, mahkemeye başvurarak, tazminat ve mal sahibiyle, malın üstüne inşaat yapan müteahhidin tutuklanmasını talep ediyor. Konu AİHM’de onaylanırsa, Kuzey’de çıldıran inşaat sektörü darbe alacak. Ama bedelini yine hepimize ödetecekler.

 

ŞAKA GİBİ:

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Hüseyin Özgürgün, “Güzelyurt, verimi ve üretimiyle konuşulacak” demiş. Kırk yıldır aynı terane. Bırakın üretimi, yanlış uygulamalarla olanı da yok ettik. Ölülerini bile başka kentlere gömen Güzelyurtlular, siyasilerin elinde oyuncak oldu. İktidar olan her parti koltuklara oturana kadar ne sözler, ne vaatler verdi Güzelyurt için. Ama gerçek ortada. İnsanlar mutsuz, üretim yok denecek kadar az ve gelecekle ilgili umutlar tükenmek üzere…

 

ADAYLARIN KAZANMA ŞANSI %8:

50 Kişilik Meclis için farklı partilerden ve bağımsız 388 aday yarışacak. Bu durumda her adayın kazanma şansı yaklaşık yüzde sekiz. Bu 388 kişi yüzde sekizlik şansını en iyi şekilde kullanıp, kapağı Meclis’e atmaya çalışacak. Ama sandıklar açıldığında geri kalan 338 kişi, hevesini bir sonraki seçimlere erteleyecek…Bakalım 7 ocak, kaç kişinin hayallerini gömecek, kaç kişinin hayallerini gerçekleştirecek…

 

GÖRMEZDEN GELİNİYOR: Kundaklamaları, kurşunlamaları, kimliği belirsiz cesetleri, apartman boşluklarında bulunan öğrenci cesetlerini artık kanıksamamız mı gerekiyor? Kişiler arasında husumet deyip geçelim mi? Herhalde öyle… Baksanıza kimsenin şikayet ettiği ya da bir tedbir geliştirdiği yok. ne isterse olsun, birileri hesap kesiyor, birileri mafyacılık oynuyor, birileri bu ülkede istediği gibi at oynatıyor. Organize değil mi bunlar? Toplumsal güvenlik sadece polisiye tedbirlerle sağlanmaz. Gireni, çıkanı kontrol edeceksiniz. Başka yolu yok.

 


ZİRVEDEKİLER

Mehmet Eziç (İş insanı): “Şu yanlış yaptı, bu yanlış yaptı deriz ama, kendi kendimize kaldığımızda, ‘böyle iyiyiz’ deriz. Çünkü herkes biryerden beslenir, nemalanır. Siyaset aslında ülke için yapılması gerekir ama, bizde siyaset maalesef meslek oldu. Siyaseti meslek olmaktan çıkarmalıyız”…


DİPTEKİLER

Boykotçular: Neredeyse siyasi bir parti kadar örgütlendiler… Seçimi boykot edelim… E, edelim tamam da o zaman ne kazanacağız? Aksine böyle bir sonuç, en istemediğimiz kesimlerin iktidarına neden olmayacak mı? Bunu savunanların çoğunun da sol ideolojiden gelmesine şaşıyorum. Böylesine pasifist bir tavırla demokratik haklardan vazgeçmek, mücadeleden vazgeçmek değil midir? Mücadeleyi bırakmak da, yenilgiyi peşinen kabul etmek değil midir?

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı