Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

BİLMEYENLER İÇİN YAZDIM

KÖŞEMDEN:

 

      Dünyada “bizim gibi” diyeceğimiz bir toplum var mıdır bilmiyorum. “Nevi şahsına münhasır” derlerdi eskiden, “kendine özel!”

Tutun ki 1. Dünya Savaşından sonra Osmanlı İmpartorluğunun dağılması sonucunda, “Misakı Milli Sınırları” dışında kalmış Türk topluluklarından  biri.

Önce dünyadaki yaygın sömürgeleri nedeniyle “Büyük Britanya İmparatorluğu” ünvanıyla İngiltere’nin sömürgesi olmuş daha sonra da İngiliz’in adadan ayrılmasıyla Rum toplumu ile oluşturduğumuz “Kıbrıs Cumhuriyetine” dönüşmüşüz…

Ben buna “halkların savrulması” derim!

Ait oldukları “sulara dönemeyen” balıklar gibi! Yada “aidiyetlerinin” kurbanları!

Nitekim Rum ile bu adayı yan yana, iç içe  paylaşırken, hep bu duygularla yaşadık!   Gözlerimiz Kuzey’deki deniz ötesi “Anavatan” dediğimiz Türkiye’yi aradı hep..         Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması bu “aidiyet duygusunu” uzaklaştırmak yerine tam aksine Kıbrıs Türk halkını daha çok ve daha anlamlı  bağladı Türkiye’ye!                           DOĞRUSU şu ki Rum toplumu açısından Yunanistan bakarken, farklı değerlendirmeler yapamıyorum! Aynen onlar da “ne kadar oldukları” belli olmamasına karşın, “Yunanistan’a kavuşmaları gereken Anavatanları” olarak yaklaşıyorlar.                                                             Nitekim bir gün bu iki etnik toplumu “Kıbrıs Cumhuriyetini” kurup bir araya getirdiklerinde ve hadi kendinizi kendiniz yönetin dediklerinde ilk icraatları  “kavga etmeleri” olduydu!  Nitekim 1963’lerden beridir o kavga devam ediyor! Çözüm için sürdürülen çabalar ise sonuçsuz kalıyor..

Ve “Kıbrıs”ta da “Türkiye ile Yunanistan arasında bir ikinci sınır oluştu” ki vakti zamanında Ecevit’in korkusuydu!

***

BU “korkudur” ki 1963 Kıbrıs Cumhuriyetinden kalmış Türk Rum siyasi sorunlarıyla kaim, iki toplumun  katılımları ile oluşacak  Federal Devlet sistemi oluşturulması için  müzakerelerden müzakerelere koşuşturulmasına karşın sonuç alınamıyor!

Bunların yanına “Doğu Akdeniz’deki  hidrokarbon yatakları” da ekleniyor ki daha düne kadar “çözümsüzlüğü ile siyasi sorununun uzayıp gitmesine,” sürekli müzakerelerden bir sonuç alınamamasına kimselerin  dönüp bakmadığı gerçeğini de kattık mı; artık Türk Rum halklarının bu umursamazlıkların ve tabi çözümü sağlayamamalarının yerini kendilerinden ötelerdeki   farkında olmadıkları “dünyasal bir ilgi” alıyor!

KIBRIS ilk defa “sağmal bir inek” esamesinde, sağıldıkça doğal gaz üretecek ada konumuna geçiyor..                                      Artık kabaran iştahlardan dolayı ağızlardan akan salyalarıyla ilgili ilgisiz ülkeler bu ineği sağmak için Doğu Akdeniz’in MEB’lerinde ve Sondaj alanlarında yerlerini alıyor almaya devam edecekler…

***

O zaman müjdeyi vereyim: Rum toplumunun “ne kazanacağını” bilmiyorum! Fakat “enerjiyi Türk tarafıyla paylaşmazsa” kaybetmesi kaçınılmazdır!

 

Çünkü Doğu Akdeniz’de, şimdiden çok zengin olduğu söylenen ve hesapları dudak uçuklatan “hidrokarbon yataklarından” sağlanacak, sonra borularla AB’ye taşınacak denen bu “doğal gaza” kimse bigane kalamaz, kıçını çeviremez, bana ne diyemez!

“Ve Türkiye başta olmak üzere, “kimseler” bu Doğal gazı sadece “Rum Yunan”  ikilisine yedirmezler!

NİTEKİM Türkiye ilk adımı “Libya” ile anlaşmaya vararak attı ve Meclis’ten Libya’ya asker göndermeye yönelik tezkere onayını da aldı.. Ve tabi “Rum Yunan cephesi” için de ilk kriz de patlamış oldu!                                    İkinci bir kriz  Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan arasında imzalanan fakat Türkiye’yi baypas ederek gazı AB’ye taşıyacak boru hattı oldu!

Kısaca Doğu Akdeniz’de “Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan üçgeninde çatışma olasılığı artık çok fazla!”                                                                                              *****

FAKAT asıl facia tüm bu gelişmelerin çözümle ilgili müzakereleri olumsuz etkilemesi! Anastasiadis’li Rum tarafı bunu görüyor mu? Görüyorsa bile bile ateşin üstüne yürüyor demektir! Ne diyelim? “Her koyun” derler, kendi bacağından asılır..