Köşe Yazarları

BİLİNMESİNDE YARAR VARDIR: (AB KIBRIS TÜRK TARAFINDAN DEĞİL, RUMDAN YANADIR!)






Medyada bundan bir süre önce,  AB çevrelerinden resmi olmayan bir haber yer aldıydı.  Belki çok  da önemsenmemesi gerekirdi çünkü  “haberin kaynağı”  “AB Parlamentosu’ndaki  bazı gözlemciler”  olarak işaretleniyordu. Tabii ki haber  “yayılıp yaydırılması”  amacında spekülatif de olabilirdi.  Her şeye karşın benim ilgimi çekti ama.  
NEYDİ HABER?   AB Parlamentosu’ndaki bazı “gözlemciler” çözüm olana kadar Türk tarafının defterini kapattıklarını duyuruyor ve  neden olarak şunları söylüyorlarmış:         “2004’ten sonra Türk tarafının eline AB konusunda çok önemli fırsat geçmiştir ama bu fırsatı kullanamamıştır…           Buna karşılık Rum ve Yunanılar siyasi  sorunu zamana yayarak   tamamen kendi inisiyatiflerine çevirmişlerdir…         

   TC-AB ilişkilerinde de ayni sorun  vardır.   Türkiye 2004’ten sonra AB’ye katılım stratejisini terk etmiştir…  Kıbrıslı Türkler oyunu kuralına göre oynamamışlardır…        Annan planı sonrası Türk tarafı sadece  “biz haklıyız”  demekle yetinmiştir.        ANCAK:  “Haklıyız”  demiştir ama   “haklı çıkmayı” unutmuştur!     
Ve haber şöyle bitiyor:  “Bu nedenlerle   sürprizlere hazır olun  ve artık çözüme odaklanın!”
ALİ EREL’İN AKSİNE:  Tabii ki  AB’nin  Kuzey’de altyapı ve eski eserler konusunda parasal himmette bulunduğunu biliyoruz.  Yani  “defterler kapanmadı”  diyoruz!
Fakat haberi yalanlayıp  “ilişkilerimiz çok iyidir” diyen AB  Derneği Başkanı Ali Erel kadar iyimser olamıyoruz. Bunu da yukarıda  kısa cümlelerle aktardığım   “AB Parlamentosu’ndan çıkan habere”  bağlıyorum  ve ekliyorum.   “Bugün de halen sürdürülen AB yardımları ve ilgisi devam ediyorsa,   bu kara gözümüz kara kaşımız için değil,  çözüme gidecek yolu  açmak içindir.” 
ŞİMDİ SORULMASI GEREKİR:  Nedir AB için çözüme giden yolun rotası?  Elbette ki Anastasiadis’in,   “masada AB temsilcisi de olsun”  isteği değildir!   Yahut Barosso’nun,  Füle’nin  “çözüm olmalıdır”  dilekleri de değildir!  “Yeter ki iki taraf anlaşsın”  da değildir çünkü Rum tarafının  “isteriz de isteriz arsızlığı”  ile bağdaşmaz.
VE İŞTE O CÜMLE:  Ne diyordu  Türk tarafına yönelik haberde?   “Sadece haklıyız,  hakkımızı verin  demek yetmez.  Sürprizlere hazır olmalısınız!”
Pekala,  niçin Rum tarafına bu tip imalı ve uyarıcı laflar atmıyorlar da sıra Kıbrıslı Türklerle Türkiye’ye gelince  yağmur gibi tehdit edici laflar yağdırıyorlar?  Neden çözüm Rum tarafı için  “sürpriz”  değil de Türk tarafı için  “sürpriz”  olsun? 
VE ASIL SORUN ŞUDUR:   Hiç kimse AB’nin Kıbrıs siyasi sorununda  “tarafsız”  davranacağını,   “haklıya haklı”  diyeceğini,  “mazlumla muzafferi”  birbirinden ayıracağını   dolayısıyla  “Rum’a rağmen Türk halkının hakkını da savunacağını sanmasın,  bundan büyük gaflet  olamaz! 
“Nereden biliyorsun” diyorsanız, Almanya’dan,  Fransa’dan,   İngiltere’den,  Batı  ve Orta Avrupa Ülkelerinin Türkiye’ye karşı olumsuz tutumlarından,  nasıl Rum ve Yunanistan kayırıcısı olduklarından  biliyoruz!              VE RUSYA GERÇEĞİ:  Öte yandan bir de Rusya gailemiz vardır.  Nitekim Amerika  ile AB’ye  her vesile ile tos atar,  bir müttefik değil, tehlikeli düşman olarak hâlâ stratejik önemini korur ve de yangın yerine dönmüş Suriye ile yeniden yutmaya çalıştığı Ukrayna’da kılıç sürer at oynatırken;  “Güney Kıbrıs’ta bu Rusya’nın ne işi vardır”  diyen bir AB ülkesi görüp işittiniz mi? 
Hatta Biden’ın Güney’e gelmesinin hemen ardından Rus Dışişleri Müsteşarının da Güney’e gelip   “AB ile fazla yakınlaşıyorsunuz”  uyarısını yaptığı için Rum tarafına AB’den bir serzeniş yahut  “sen ne biçim AB üyesisin”  lafı konduruldu mu? 
Kısaca AB bize değil,  “Rum’un istediği çözüme” yardım ediyor,  biline!         

   **********     

  SORUNLAR BİNDİRMEYE DEVAM EDİYORLAR   
Sorunlar çözülemediklerinden  hem birikip bindiriyor hem de devlete zarar veriyorlar!  Nitekim  KKTC gene altından kalkması zor olan sorunlarla boğuşuyor!
MESELA ÇİFTÇİNİN SORUNLARI BİTMİYOR:  Hazinede zaten hiçbir zaman para olmadı bu kez de yok dolayısıyla çiftçiye  “müjde”  diyorlar:   “Kuraklık tazminatları  “tohumluk arpa ile   verilecek!”
Kuraklık nedeniyle büyük zarara uğramış çiftçinin bunu kabul etmesi çok zor.  Çünkü o tohumlukları alır,  eker,  gelecek yıl yine kuraklık olursa sonra ne eyler?
Kaldı ki “paranın” yerini tutar mı tohumluk arpa?  “Para” dediğin çiftçinin bir yıllık harcamalarını, borçlanmalarını,  kısaca  kuraklık nedeniyle uğradığı zararlarını az biraz telafi edecek tek çare!  Kaldı ki  “para” yerine verilecek  tohumlukları bankadaki kredi borcuna  yatıramaz ki? 
ÖTE YANDAN:  (E-DEVLET OLACAKTIK!)  Eğer  “E-devlet olacağız”  gibi çok iddialı vaatlerde bulunulmamış olsaydı,  üçüncüdür çöken ADSL için  “kel başa şimşir tarak zaten olamazdı deyip” teselli bulacaktık! Fakat öyle değil!  Kaç yıllık olay.  Üstelik aralara şu veya bu bilgisayarlı teknolojik icraatlar  da kattılar.  Kimlik kartları,  çipli  belgeler falan…
Fakat E-Devletin anası babası olması gereken ADSL’yi çökmekten kurtaracak ne bir tedbir alabiliyorlar ne de teknolojisini geliştirebiliyorlar…  Çaresizlik o kadar büyük ki geçen hafta yine 23 bin abone internetsiz kalmış,  TC’den uzmanlar getirtmek zorunda kalmışlar.  Sistem eski,  parçalar eski zaten eskidikleri için yedek parçalarını bulmak da güç oluyormuş…
Telekomünikasyon müdürü Remzi Avram’ı çok iyi tanıyorum.  Bu memleketin ne olup olmadığını,  olanaklarını,  neler yapılması gerektiğini bircik biricik saatlerce sayıp dökecek,   bilgi ve bilinçte bir kişi.  İşe bakın ama!  Hani derler ya, “devenin sevmediği diken burnunda bitermiş.”  Tam da o yapısal kusurun göbeğindeki  “sorumlu ve yetkili müdürü olmuş!” 
Demek istiyorum ki iş yapacak yetişmiş insanlarımızı  “devletin çaresizliğinde harcıyoruz!”   BU NEDENLERDEN DOLAYI ANKARA’YA SERZENİŞİMİZ SÜRÜYOR:  75 milyonluk Türkiye dünya ekonomisinde söz sahibi olur,   Türkiye’yi E-devlet dediğimizin şahı ile donatır,  mesela telefonu dinlenmeyen tek yurttaşı kalmaz  (yani “öyle büyük teknoloji” demek istiyoruz, yanlış anlaşılmaya)   havaalanları,  köprüleri,  barajları yerlerden  mantarlar gibi biterler ama yüz akı olması gereken himmet ve güvencesindeki Kuzey Kıbrıs yerlerde sürünür!   Oldu mu,   yakıştı mı ya!          

    **********     

KISACA TAKILDIK:  (“PİS İNSANLARDAN KURTULDUK DA PİSLİKTEN DE KURTULURUZ!) 

Tanınmamış devletiz ama,  maşallah dilimiz,  hayatımız  “uluslararası!”  Nitekim  “temizlik kampanyası” diyemedik.  “Let’s Do İt” dedik…  Hem fantastik oldu hem de anlamlı!  Anlamı da  “hade yap”  olmalı ama  “Temizlik” için söylendikte  “hade temizle”  oluverdi…  
Geçen hafta kampanyanın ertesi günü bazı yöreleri dolandım,  pırıl pırıl…  Her taraf tertemiz olmuş…  Sahiller, ağaçlı alanlar,  yol kenarları…  Temizlemişler,  kaymak gibi bir görünüm çıkmış ortaya…
Ve akşamüzeri DAÜ yolundan arabamla geçiyorum:  Önümde bir araba.  Önce öndeki Sağ camdan   irice bir kâğıt parçası atıldı,  üzerinden geçtim.  Bir süre sonra Sol pencereden daha küçük bir kâğıt parçası atıldı,  havada uçuştu,  kaldırıma düştü!
Söylendim:  “Let’s Do It!”  Ve karnımdan konuşmaya devam ettim.  “Pis insan pistir!”  Çünkü  “pisliğe”  alıştırılmıştır!  Bir örnek:  “Mağusa’ya Güney’den her gün otobüsler dolusu turistler gelir.  Yaşlısı genci ile.  Orta halli insanlar oldukları  “üç liralık hediyelik eşya için bile pazarlık yapmalarından”  belli!  Zaten alışveriş yapmadan dolanırlar,  bir kuruş bırakmadan çekip giderler…
Bu insanlara  bile ibretle bakarım ama!   “İşte derim medeni insanlar…”  Bugüne kadar arkalarında tek çöp kırıntısı bırakanını görmedim.  Ne yediği dondurmanın kâğıt kılıfını attı yerlere ne de içtiği suyun şişesini…  “Oysa yabancı bir ülkede kim görür kim duyar, at gitsin”  düşüncesinde gezip gittiği  her yeri zibilhaneye çevirebilirdi!   Yapmıyorlar  çünkü yapamıyorlar!   Yetişme biçimleridir, onlara  “yapmamaları  gerektiği” alıştırılmıştır
Böylesi bir eğitimle bilinç sahibi olduğumuzda memleket pislikten kurtulacaktır.  Yoksa bir günlük temizlik kampanyası,  olsa olsa  “kirletilecek temiz yerleri hazırlar  kirletecek olan  pis insanlara!”







Başa dön tuşu