Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Beşli Konfrerans Olursa Ne Olacak?

Belli ki 20 Kasım’a kadar sancılanmaya devam edeceğiz. Eğer son anda Anastasiadis caymaz ve Mont Pelerin’e giderse her iki taraf da zevahiri kurtarmış olacak.

       Bu arada düzeltme yapayım ama: Son günlerdeki değerlendirmelerimde “20 Kasım’da Mont Pelerin’de masaya harita serilecek” diyordum. Oysa Rum hükümet sözcüsünü cevaplamak zorunda kalan  Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu “haritaya  nihai şeklin 5’li konferansta verileceğini” söyledi. Anladığımız şu oluyor:

       Evet Mont Pelerin’de masada Annan planından kalma bir harita olacak. Taraflar o harita üzerinde çalışacak. Fakat yine de son karar 5’li konferansta  verilecek!

       TC’NİN KONUMU: Biz bugüne kadar adadaki toprak paylaşımını Türklerle Rumlar arasında olacak bir pazarlık sonucu olarak düşündük.  Her ne kadar sık sık “bölgedeki büyük değişimleri hatırlatmış da olsak..  Mesela hidrokarbon yataklarının, Doğu Akdeniz’de  değişen egemenlik alanlarının, parçalanmaların  bölgede yarattığı  çok komplike siyasi gelişmelerin  Kıbrıs’ı da sarmalına alabileceğini  vurgulamışsak da tüm bu etkenleri  “çözümün” esasına yansıtacak bir   siyasi Kıbrıs denklemi haline getirmedik!

       İşte bizim kuramadığımız bu denklem eğer 5’li Konferans gerçekleşirse  masaya yatırılacak harita üzerinde katılan ülkelerin çıkar hesaplarında yeniden saptanacak! Çok da olağandır çünkü:

       İngiltere’nin adadaki üs bölgelerinin toplamı 2.76  kilometre karedir. Annan planında 1.17  kilometre karelik bir tarımsal alanı, kurulacak federal devlete iade etmeyi kabul ettiydi.  Şimdi olası bir çözümde Kıbrıs’taki egemen İngiliz üsleri yine gündeme gelecektir ama bu kez de kazın ayağı farklı olacaktır. Çünkü:

  1. Artık Doğu Akdeniz’de, Suriye’deki üsleriyle Rusya vardır.
  2. Doğu Akdeniz’de ileride çıngar çıkartacak Rum, İsrail ortaklığında hidrokarbon yatakları vardır!
  3. Rum yönetimi, Mısır, İsrail ve araya Rusya’nın da sıkıştırıldığı askeri anlaşmalar vardır.
  4. Ve Suriye’den Irak’a Türkiye’nin de artık iyicene bulaştığı sürgit savaş vardır.

       Kıbrıs ilk defa “duran uçak gemisi” konumuna geçmiştir. Bu yönü ile       önem kazanmıştır. Kısaca İngiltere, Amerika’nın ve NATO’nun çıkarları ve bölgedeki etkinlikleri nedeniyle Kıbrıs’taki varlığını üsleriyle devam ettirmeyi dünden daha çok isteyecektir. Keza  Kıbrıs Türk halkının garantörü olarak Türkiye zaten hep Kuzey’de olmak isteyecektir!

       KISACA: Çözüm olsa da kimse pılısını pırtısını toplayarak adayı terk etmeyecektir!  Aksine yeni statüler isteyeceklerdir. Bu yönü ile 5’li zirve sadece Türkler’le Rumlar arasında değil, tüm katılanlar arasında pazarlıkların yaşanacağı bir platform olacaktır.  Muhtemelen yeni sınırlar da bu pazarlıklar sonrasında ortaya çıkacaktır.


       GENÇLERE EĞLENCE YERİ…                        Çaresizliğin insanları intihara sürükleyecek kadar büyük bir psikolojik baskı haline geldiğine zaten geçmişte bu nedenle intihar eden insanlarımızla da tanık olduktu.

       Ya devletler? Devletin kaderini yüklenen seçilmiş hükümetler? Onlar da bu memlekette çaresizlikleri nedeniyle hep erken seçime gittiler!. Şimdi de mevcut UBP-DPUGhükümetinden bekliyoruz o erken seçimi!

       Çünkü  hükümet şimdilerde 2017 KKTC bütçesinin Meclis’teki tartışmalarından dolayı  “rölantiye yatmışlığını” kamufle edecek fırsatı kullanıyor ama yarın o bütçe ile baş başa kaldığında vaziyetleri nasıl idare edeceğini eminim bizatihi hükümetin kendisi de bilmemektedir!

       (Tabi artık tüm yazdıklarımıza bir de “çözüm olsa da olmasa da” şerhi koyuyoruz. Çünkü bundan sonrası kesinlikle öyle geldiği için böyle gidecek değildir! Özgürgün hükümetini bekleyen en sıkıntılı dönem de 20 Kasım’dan sonra müzakerelerde ortaya  çıkacak sonuçtur. İster olumlu ister olumsuz!)

       Kaldı ki 42 yıldır yaşadığımız “çözümsüzlüğe” hiçbir devrede hazır olamadık! Hazır olabilmek   toplumsal konsensusla yeşertilecek “seferberliği” gerektirirdi. Oysa biz tüm organları ile yeşertip büyüteceğimizi sandığımız,  siyasi yönden tanınmış bir devlet oluş statüsünü seçtik. O kadar ki “Otonom Kıbrıs Yönetimini” beğenmeyip yerine “Kıbrıs Türk Federe Devletini”      onu da beğenmeyip “KKTC’yi kuracak kadar.

       Tabi ki kendimize ne ad verirsek verelim mesela son tercihimizdeki KKTC’i   işlevsel yapabilmek de mümkün olmadı!

       MAL MEYDANDA: Geçen gün işittim haberini. Turizm ve Çevre Bakanı KKTC’de gençlerin eğlence yeri eksikliği nedeniyle Güney’e (mesela Aynapa’ya) kaymalarını  önlemek ve daha güvenli ortamlarda eğlenmelerini sağlamak için biri Kuzey diğeri Güney sahil şeridinde, “eğlence kentleri” oluşturacakmış.

       Gençlerimizin dünyada marka haline gelmiş Aynapa benzeri eğlence yerlerine ne kadar ihtiyaçları olduğunu bilmiyorum ama çok iyi eğitime ihtiyaçları olduğunu, “eğlenceyi” de ancak o eğitim öğrenim  prespektifi içinde yetişirlerse yeterince değerlendireceklerini iyi biliyorum!

       Olay bu da değildir ama! Gençlerine aş iş gelecek vaat edemeyen bir Yönetimin “eğlence yeri” vaat etmesidir!

       Olayın savrukluğunu elbet turizm Bakanımız da bilir!  Fakat çaresizlikle devlet yan yana gelince çareler de böylesi savruk ve şaşkınlık yaratacak kadar palyatif olurlar!

       Kısaca devlet iddiasındayız ama “yerli yerinde” değiliz!


       KISACA TAKILDIĞIM:        (MAĞUSA’YI DA HARCAMAYIN!)

       Önce Lefkoşa kaybedildi! Ardından Girne! Şimdi sırada Mağusa var ve kimsenin umurunda değil. Ne seçilmiş Hükümetin ne  seçilmiş Belediyenin!  Birisi zaten Hayvancılarla cebelleşiyor öteki “yürüyüş yolları” derdine düşmüş! Ya Glapsides’e parkur yapacağım diyerek milyonları kuma gömüyor yahut Venedikliden kalma hendeğe millet sanki bugüne kadar yürümüyormuş  gibi bir milyon liraya o yürünen yolun üstüne yeni yol yapıyor!

       Oysa  Mağusa trafiği, çarpık yapılaşması ile çoktan SOS vermeye başladı, bir süre sonra bu kent yaşanamaz hale gelecek gören yok!