Yeni araştırma uzay taşının nitrojen ve yüksek miktar karbon içeren bileşiklerle dolu olduğunu gösterdi.

Bu bileşiklerin içinde Dünya’daki yaşamın protein inşa etmek için kullandığı 20 aminoasitin 14’ü ve DNA’yı oluşturan adenin, guanin, sitozin ile timin de bulundu.

Çalışmada bir dizi mineral ve tuz da tespit edildi. Bu, bir zamanlar asteroitin üzerinde su bulunmuş olabileceği anlamına geliyor.

Numunede, biyokimyasal reaksiyonlarda önemli rol oynayan amonyak da bulundu.

Bu bileşiklerden bazıları daha önce Dünya’ya düşen uzay taşlarında bulunmuştu, ancak bazıları daha önce hiç tespit edilmemişti.

Prof. Russel, “Zenginliği gerçekten inanılmaz. Daha önce meteorlarda görmediğimiz minerallerle ve minerallerin daha önce görmediğimiz bir karışımı ile dolu. İncelemesi çok heyecan verici bir konu oldu” diyor.

Bu araştırma, Dünya’ya su ve organik maddelerin asteroitler tarafından getirildiğine dair artmakta olan kanıtlara bir yenisini ekledi.

Doğal Tarih Müzesi’nden Dr. Ashley King, “Güneş Sistemi ilk dönemlerinde çok çalkantılıydı ve Bennu gibi milyonlarca asteroit etrafta uçuşuyordu” diyor.

Bu uzay taşlarının o sırada hala genç olan Dünya’ya art arda yağdığı ve gezegenimize okyanuslar ile yaşamı mümkün kılan malzemelerin tohumlarını ektiği düşünülüyor.

Ancak yapı taşlarının darbelerine maruz kalan tek gezegen Dünya değildi. Asteroitler başka gezegenlere de çarpmış olmalı.

Dr. King “Dünya bu zamana kadar yaşamın keşfedildiği ilk yer olması açısından özel, ancak asteroitlerin Güneş Sistemi’nin başka yerlerine de bu maddeleri, karbonu ve suyu taşıdığını biliyoruz” diyor ve ekliyor:

“Şimdi anlamaya çalıştığımız büyük konulardan biri de, eğer doğru koşullar sağlanıyorsa, neden Dünya’da yaşam var ve Güneş Sistemi’nin başka yerlerinde de yaşam bulabilir miyiz?”

Bilim insanları bu kritik soruyu yanıtlamaya çalışmaya devam edecekler.

Bennu’dan gelen numuneye dair on yıllarca yıl sürecek araştırma ve kozmik mahallemizin keşfedilecek diğer bölümleri onları bekliyor.