Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Belki çocuklarımız görür…

Hani adettendir, hergün siyasetle yatıp kalkan biz yazarlar, bayram geldi mi, biraz da o siyaset havasından uzaklaşmak, bayram yazıları yazıp aslında beynimizi ve kendimizi dinlendirmek isteriz. Bayramlar, küskünlerin, dargınların barıştığı günlerdir. Durum böyle olunca da, birşeyler yazıp, birilerini üzmektense, ortaya birşeyler atıp, herkesin payına düşeni alması çok daha iyi olur…

Eskiden bayramlarda gazeteler de çıkmazdı, sadece memur değil, basın emekçileri de bayram yaparlardı. Ne oldu, nedendir bilinmez, son yıllarda gazeteler de, bayram seyran demeden hergün okuyucusuyla buluşmayı daha uygun buldu.
Siyasetin ve tüm kurumların tatilde olduğu bir dönemde, insan ne bulup da sayfalarca gazeteyi dolduracak diye düşünüyor. Ama sağolsun siyasilerimizin, bayram nedeniyle yayınladıkları ve aslında kendilerinin de inanmadıkları içi boş bayram mesajları, gazetelerin sayfalarını doldurmaya yeter de artar bile…
Her bayram veya milli günlerde, basmakalıp, birbirinin kopyası kutlama mesajları, kurban kesme teknikleri, bayramda kiloları koruma yöntemleri, şu bu… Alt alta koysanız, bir gazete baştan başa dolar da artar bile…
Hepsi suni, hepsi göstermelik, lafola, manasız…
Zerre kadar heyecan vermiyor. Çünkü gerçek anlamda bayram yok…
Vatandaş ne yaptı bu arada? Durumu uygun olan, çoktan aldığı biletleriyle kendini yurt dışına attı. Bayram süresince Ercan 555 sefere ev sahipliği yapacakmış. Gidenler çoktan gitti. Kalanlarsa, eminim bir şekilde kentlerden uzaklaşmaya çalışacaklar. Belki piknikler, belki deniz ve büyük olasılıkla da Güney Kıbrıs…
Oysa bayramların özünde neler var? Bir kere birarada olma, sevgi saygıyı paylaşma, aile birliğini yaşama var…Sosyal dayanışma var… Başka, başka? Temizlik var, temizlik. Bayramlık giymenin amacı, temiz olmak, senede bir kaç defa da olsa giysileri yenilemek. Bizler Allah’a şükür işin kişisel temizlik tarafını yapıyoruz da, ya etrafımız..?
Evler temiz, ama kapının önüne çıktığın anda, dağ başı. Sağımız solumuz pislik içinde, yollarda yürümeye, çevreyi seyretmeye dayanmıyor insanın içi…
Burada bir sakatlık yok mu sizce..?
Şöyle olsa, böyle olsa diyecek noktayı aştık bir kere. Hoş, deseniz ne olacak ki? Alacağınız cevap belli, “para yok”! Oysa olmayan sadece para değil…Şükür olsun dünyayı bilen, gören insanlarız ama, vizyonumuz yok, daha iyi olalım diye bir planımız, programımız da…
Derbederlik, tükenmişlik içimize işlemiş…Hatta bu şekilde yaşamayı kanıksadık bile. Peki ama çare var mı sizce..? Onu gönder, bunu getir. Yıllar yılı yaptığımız bu…
Sonuç? Her beş yılda beş yıl ileri gideceğimize, geri gitmekteyiz…
Aslında toplum olarak ne bayram kutlayacak, ne kutlama mesajı yazacak durumumuz yok…
Tüm kurumlarıyla batmış, bitmiş, pislik içinde, bakımsız, köy bile denemeyecek yerleşim yerlerinde, kimsenin kimseye saygısının kalmadığı, sevginin yerini düşmanlığın, birlikteliğin yerini kamplaşmanın aldığı, ortak hedefin, ortak bilincin olmadığı bir toplulukta yaşamıyor muyuz..?
Aslında bayram yazıları malum, zorlama da olsa güzel olmak zorunda, umut vermek zorundadır. Öyle alışılmıştır. Ama ne kadar zorlasam iyi şeyler yazmak gelimiyor içimden, gelse de yazacak ne bulacağım ki..?
“Şimdi olmayan, ama geçmişte varolan nelerimiz vardı, niye kaybettik, geri kazanmak için ne yapmak lazım”, işte bunların kısaca bir muhasebesini yapalım dedim. En azından kendi içimizde hatalarımızla yüzleşebiliriz diye düşündüm, o kadar…
Bayram yazısı yazmak için oturmuştum. Eski bayramları, çocukluktaki o mutlu bayramları yazacaktım güya. Ama elim gitmedi bir türlü. Zaten yaşadıklarımızdan sonra mutluluk tabloları çizseydim, hem kendime, hem de sizlere haksızlık etmiş olacaktım. İyisi mi burada noktalamak. Bu bayram içinizi daha da karartmak istemiyorum…
Bazı şeyler bizim için belki artık geç ama, hiç olmazsa çocuklarımızın çok daha iyi bayramlar görmesi dileğiyle…

BAYRAM MESAJLARI

Bugün bayram değil…
Erken kalkmayın çocuklar…
Bugün bayram değil…
Terörün ellerinde, yüzlerce fidanın kırılmadığı,
yuvaların ateşler içinde kavrulmadığı gündür bayram…
Bugün bayram değil…
Sahillere çocukların cansız bedenlerinin vurmadığı gündür bayram…
Bugün bayram değil…
İnsanların sınır kapılarında sefil, perişan, aç, susuz beklerken
yüzlerine kapalı duran kapıların açıldığı gündür bayram…
Bugün bayram değil…
Savaşların olmadığı bir dünyaya gözlerini açmaktır bayram…
Bugün bayram değil…
İnsanların gözlerinden nefretin değil, sevginin aktığı gündür bayram…
Bugün bayram değil…
Erken kalkmayın çocuklar…
Böylesi bir dünyaya erken uyanmayın çocuklar…
(Özdemir Tokel)

                                                 *****
Umarım 2016 değişim yılı olur
2015'in son bayramı…Kötü bir yıl yaşıyoruz. Hem başka ülkelerde,
hem bizim ülkemizde iyi günlerle anmayacağız bayramı, bayramları…
Bayram demek mutluluk, huzur, sevgi, kardeşlik demek.
Maalesef ki birçok ülke şu anda savaş durumunda ve çocuklar ölüyor.
Bizim ülkemizde savaş yok ama huzur da yok…
Yanlış bir siyasi düzen ve bunun sonucunu hergün kötü bedeller ödeyen bir halk…
Umarım 2016 bir "değişim" yılı olur ve çok daha istikrarlı bir siyasi düzende
daha huzurlu ve mutlu bir halk olarak bayramları hak ettiği coşkuda kutlarız…
(Gizem Çeliker Akandere)

                                                    *****

Hepimizi muhabbetle bir arada tutmayı başardı

Kendisi ağrıdan, sızıdan ve de yaşlılıktan yürüyemezdi
ama diz kapağının tam üzerinde düğümlenmiş çorabının altına elini daldırır,
o günlerin kağıt paralarından birini çıkarıp torununa uzatır,
gerekli öte beriyi aldırırdı…
O fukaralık ortamında nasıl yapardı bilinmez ama,
Bayram günü tüm çocuklarını ve torunlarını aynı masa etrafında
biraraya getirip bir biçimde muhabbetli kılmayı,
sevmeyi, sevindirmeyi her defasında başarırdı…
Gerekli iyi değerler hamurumuzda bir yerlerde duruyor, yeter ki isteyelim…
Herkesin Bayramı kutlu olsun…
(Kudret Özersay)

                                                        ******
Yaşarken de verilse…
Mezarlıklar doldu taştı yine, ne güzel…
Yollarımız, sokaklarımız, hatta kapılarımızın önünden temiz ve bakımlı mezarlıklar.
İnsanı mutlu eden bir bakım, memleket sınırları dışında sanki…
Ve her seferinde "ölüme verdiğimiz değeri keşke hayata da verseydik" diyorum.
Aynı özeni yaşarken göstersek, sanki hayat daha çekilir hale gelir gibi…
Vesile olsun bize bayramlar, bir yerden start verelim. Aramak, ilgilenmek, hatırlamak,
değer vermek, şefkat göstermek için hastalıkları, ölümleri, hüzünleri beklemeyelim…
Kötülüğe inat hep iyi kalalım, hayata dokunalım…İyi bayramlar
(Nezire Gürkan)

5 liralık mutluluktu eski bayramlar !!!

Öldürsen zor kalkardık yataktan sabahın köründe… ama bayram sabahı kurulmuş saat gibi başucumuzdaki gıcır potinciklerin mis kokusu ile dipdiri kalkardık içtimaya kalkan asker gibi…
Tarifsiz bir mutlu tebessüm olurdu gözlerimizin içine de yansiyan gabira kokusu çoktan sarmıştı ortalığı annemin alt kattan seslenişi ile paralel…
Alıç macunu, köy hellimi, "gaynanmış" yumurta ve gabiralikta zeytin eşliginde Kral Faruk modunda yapardık bayram kahvaltisini da…
Daha küçücük çocukken aklimda kalan tüm ayrintilar dün gibi hatirimda hala…bilmem, belki de en mutlu anlarin yaşandığı anlardılar, belki de ondan.
İşin diğer en güzel yanı da tüm yeğenlerin her bayram toplanıp sira ile Dedemin bir gun once yillarca çobancılık yapıp emeği ile tegavüt olduğu maaşından çekip dize dize ettiği ütülenmiş kivamindaki 5 liraliklari bize vermesiydi…
Tabi bayramın sadece kucuk bir ayrintisiydi bu aslinda… Gercek mutluluk o 5 lira degil, yaşanan o saf duygulardi…
Mutlu olacaginiz nice Bayramlar…

ZİRVEDEKİLER
Vatandaş: Dövizin zirve, hayat pahalılığının tavan yaptığı bir dönemde, bayramın gereklerini yerine getiren, hatta bayram tatilini evinde değil de, yurt dışında geçirme becerisini gösteren vatandaşlar zirveyi hak ediyorlar. Ayın sonu, maaşlar ödenmedi ama, yine de bir formülünü bulup da tüm bu saydıklarımı yapma becerisini gösterenleri kutlamak istiyorum… 

DİPTEKİLER
Rum’un Faturası: Rumlar 1964-85 arası Kuzey’e verdikleri elektriğin faturasını çıkartmışlar. 2 milyar euro belirlemişler, müzakerelerde masaya konması bekleniyormuş. Haydi bakalım bizim taraf, 1963-74 arası kayıpların maliyetini hesaplamaya…. Yıllar yılı görmezden geldiğimiz kayıpların…. Yitirilen canların yakınlarına tazminattan başlamalıyız mesela. Bu konuda BM’nin Rumların kayıp yakınlarına tazminat ödemesi çağrısı bile var. Sonra geçelim yakılıp, yıkılan köylere… İşlerinden atılanların tazminatlarına… 63’de terketmek zorunda kalınan malların en azından 74’e kadarki kullanım bedellerine. Ne dersiniz?