Bakanlar Kurulu Türkiye ile imzalanacak olan anlaşma metnini onayladı, artık sıra uygulamada.
Sonuca ne kadar sevinmiş olsak da, isteyen belediyelerin sistemin dışında kalması için kendilerine seçenek tanınması işi tamam değil. Kaldı ki, yapılacak anlaşma uluslararası bir nitelik taşıdığı gibi, aynı zamanda Meclis’te yasa haline gelecek. O zaman isteyen belediye yasanın dışında mı kalacak, böyle bir şey olabilir mi?
Diyelim ki, yaşadığımız belediye bu sistemin dışında kalmayı tercih edecek. O zaman ne olacak? Tamam, suyu alacağız, ama nasıl, eski, yüzde 40’ı kaçak su borularıyla, gelecek suyun tazyikinden yararlanamayacağız. Sistemimiz yenilenmeyecek.
Bu belediyeler sudan yüzde 10 pay almadığı gibi, yatırımını da kendisi yapacak deniyor. Hangisinde para var ki, böyle bir yatırımı yapacak?
Beldiye’nin siyasi duruşunun tüm bir halkın menfaatini olumsuz yönde etkilemesi, adalet midir?
Halkın belki de büyük çoğunluğu sisteme dahil olmayı isteyecek, ancak Belediye Meclisi’nde çoğunluğu yakalayan başkan, kendi görüşünü dayatacak.
Yarın öbürgün başka türlü düşünen birileri belediyede çoğunluğu yakaladığında, biz bu yatırım fırsatını bulabilecek miyiz?
Ya bu arada meydana gelecek geri kalmışlık? Halkın uğradığı zarar, kaybolup, yeraltı sularına karışacak su?
Şu anda iş belediyelere kalmış durumda. Umarım aklı selimle hareket ederler ve ayak diremekten vazgeçerler. Çünkü bu şahsi ya da grupsal olarak verilecek bir karar değil.
Gerekirse, referanduma gitsinler. Hem de hemen, ihale süreci başlamadan…
KRİZ BİTTİ, ŞİMDİ İCRAAT ZAMANI…
Su krizi sonunda bitti ve hem vatandaş, hem de hükümet derin bir oh çekti. Belki kamuoyunda daha uzun bir süre tartışılacak olsa da, hiç olmazsa, Türkiye ve KKTC hükümetleri arasındaki kriz ve hükümette yaşanması muhtemel kriz de şimdilik bitmiş oldu. Bundan sonra suyun biran önce hayatımıza dahil edilmesi için hızlı bir şekilde çalışmalara başlamalıyız. İhale süreci ile ilgili çalışmalar başlamalı, DSİ’nin taahhüt ettiği yatırımlara biran önce start verilmelidir.
Aslında sürekli olarak kamuoyunda yanlış algılar yaratılması için sanki de gayret gösterildi. Mesela, suyun yönetiminin Türkiyeli bir firmaya verileceği konusu. Peki ama, bu ihaleye bu ülkeden işadamlarının da girip ihaleyi kazanabileceğini niye kabul etmiyoruz. Ki bazı işadamlarımızın tek veya bir konsorsiyum ile bu ihaleye katılacakları duyumlarını alıyoruz. Bu nedenle, Türkiyeli bir firma gelecek ve suyun tüm işletmesini o yapacak gibi bir düşünce içinde olmak, son derece yanlıştır. Bu suyu kullanacak olan bizlerin dikkat etmesi gereken tek nokta, suyun musluklarımıza en kısa sürede nasıl ulaşacağı ve de fiyatının ne olacağı olmalıdır…
Hükümet gitti gidiyor derken resmen uzatmalarda direkten dönüldü. Bazıları belki üzüldü ama, toplum olarak, onlarca sorun çözüm beklerken, yaşanacak yeni bir hükümet krizini göğüslemeye hazır değildik. Ekonomide tehlike çanları çalıyor, bütçe her gün yeni açıklar veriyor. Toplumun tüm kesimleri, krizlerin değil, icraatların tartışıldığı bir düzen ve istikrar istiyor….
Artık önümüze bakma, işlerimize odaklanma zamanıdır. Hükümet, yaşanan krizler nedeniyle kaybettiği zamanı telafi etmek için çok ama, çok çalışmalı ve verdiği sözleri yerine getirmelidir…
Şimdi önlerinde hayata geçirilmesi gereken ve imzalanmadığı için, çalışanların maaşlarını ödemekte zorlandığımız bir protokol var. Tüm enerjimizi bu mali protokle harcayıp, zaman kaybetmeden imza aşamasına getirmeliyiz. Masada duran bu protokolde, bazı acı reçetelerin olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız. Ancak herşeye rağmen, popülizmin ve katı ideolojik zihniyetlerin tepkisini göğüslemek, bunları konuşarak en aza indirmek için şimdiden önlem almalıyız…
Reform hükümeti diyerek iktidara gelen CTP-UBP koalisyonu, bazı radikal kararları almaktan çekinmemeli, ülkenin geleceği için, seçim kaygısı olmadan bunları hayata geçirmeyi başarabilmelidir…
YERİN KULAĞI VAR
CTP’NİN ÖZELEŞTİRİYE İHTİYACI VAR:
Herkes ağız birliği etmişcesine şu son yaşanan krizi “rezllik” olarak nitelemekte. Bu süreçte siyasi hayatlarını riske atarak, toplum menfaatini öne çıkaranların kim olduğu bellidir. Onlar kutlamayı hak ediyor. Ancak önümüzde belki de daha zorlu bir ekonomik protokol dönemi var. Eğer aynı ikircikli tutum, aynı otoritesizlik, aynı beceriksizlik burada da sergilenecekse, su yüzünden yıkılmayan hükümet bu kez yıkılır. O bakımdan özellikle CTP, bu süreci özeleştiri konusu yapmalı, külahı önüne koyup düşünmelidir…
GÖZLER MALİ PROTOKOLDE:
Ülkedeki birçok yatırımın önünü açacak protokolla ilgili su konusunda yaşananların yaşanmamasını diliyoruz ama, görünen o ki, protokelle birlikte yeni tartışmaların yaşanacağı kesin gibi. Çünkü içinde, başta limanlar ve telekomünikasyon dairesi olmak üzere, bazı kurumların özelleştirilmesi maddeleri var…
BUNA NE BUYURURSUNUZ:
Heey, istemezükcüler, duydunuz mu haberi; “İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı Girit üzerinden deniz altından elektrik kablolarıyla bağlanmasını öngören EuroAsian Interconnector Projesi çalışmaları çerçevesinde Güney Kıbrıs ile İsrail arasında deniz tabanı haritalandırma çalışmaları başladı”. Ne fena değil mi, hepsi birden oturmuşlar vatanlarını satıyorlar…
HERKESİN BİLDİĞİ:
Son günlerde aratarak devam eden kundaklama olaylarına ne yazık ki önlem alamıyoruz. Ortada bir zaafiyetin olduğu kesin. Bu olaylarının arakasındaki güçlerin kimler olduğu ve nedenlerini bilmeyen yok. Ama bunları ortaya çıkarması gerekenler, herkesin bildiğini bilmezden gelir havasında. Bu işin kökü kazınmazsa, çok daha vahim olaylara hazırlıklı olmalıyız….
ALIN SİZE YENİ KRİZ:
Su sorununu çözdük ya, kimse umutlanmasın. Çok farklı ve çok daha fazla ürün yetiştirebileceğiz. Ancak bu kez de, yetiştirdiğimiz ürünleri kime satacağımızın kavgası başlayacak. Eskiden su yok üretemiyoruz diyenler, şimdi de ürün çok, kime satacaklarının derdine düşecekler. Umarım devletin bir planı vardır.
KENDİLERİ DÜŞÜNSÜN:
AKEL’in Avrupa Palamentosu vekili Takis Hacigeorgiu, “Türkiye, çözümsüzlük halinde Kuzeyde ‘Tayvan Modeli’ tarzı oluşum çalışması içinde olabilir” demiş. Aslında bu söylemi bir süredir yeniden duymaktayız. Kısaca, ambargonun bir ölçüde kalktığı, ancak tanınmayan bir varlık şeklinde özetlenebilecek bu formül, her nedense sık sık Güney’de dile getiriliyor. Bu kez de anlaşma olmazasa, bir elli yıl daha Kıbrıs Türklerinin aynı durumda yaşaması mümkün müdür… O zaman çaresiz başka bir yol bulunacak. Formül AB merkezlerinde de tartışıldığına göre, bence kendilerinin telaş etmesi gerek…
ZİRVEDEKİLER
Cenk Uzunoğlu: “Ticaretin, diplomasinin, siyasetin temel kurallarından biri, önleyemiyorsan karşılığını başka türlü talep edip almayı bilmekten geçer. Bizim siyasiler bu yazılı olmayan kuralın ve olasılığın farkında bile değil gibi geliyor bana. Bunun için önümüze gelen birçok fırsatı nedense hep tehdit olarak görüp fırsatları ıskalayıp durup, ambargoları ve Türkiye’nin baskısını sebep gösteriyoruz…”.
DİPTEKİLER
Erol Diker: 2013 yılında, 7 yaşındaki öz oğlu Mustafa Diker’e defalarca işkence ve tecavüz edip daha sonra öldüren ve mahkemece müebbet hapis cezasına çarptırılan Erol Diker, kendisine verilen cezayı fazla bularak, indirilmesi talebiyle Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulunmuş. Yaptıklarını değil de, verilen cezayı fazla bulan bu adam için, inanın söyleyecek söz bulamıyorum…
































