Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Entegre su yönetimi

Su konusunda mutlu sona ulaşıldı.
Sonunda CTP-UBP koalisyon hükümeti su anlaşmasına imza koydu.
Böylece aylarca gündemi meşgul eden su krizi aşılmış oldu.
Tabii ki işin bu noktaya gelmesinde CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşme etkili oldu.
Talat Erdoğan’la CTP Genel Başkanı olarak değil, 2’inci Cumhurbaşkanı şapkası ile görüşmeyi tercih etti.
Erdoğan’a “Ben buraya KKTC’nin 2’inci Cumhurbaşkanı sıfatı ile geldim, CTP Genel Başkanı olarak değil” diyen Talat, KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında ikili ilişkilerde yaşanan sorunlara dikkat çekti.
İlişkilerde bakanlarla müsteşar yardımcılarının görüşmesinin doğru bir yöntem olmadığına işaret eden Talat, su konusunda teknik olarak bir sorun bulunmadığını, bundan sonra meselenin siyasi olduğunu anlattı.
Talat Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan su konusunda yaşanan sorunun çözümlenebilmesi için siyasi bir zemin yaratılmasına yardımcı olmasını istedi.
Talat, “Teknik konularla ilgili her şey konuşuldu, anlaşıldı, siyasi bir iki karara ihtiyaç vardır” dedi.
Erdoğan da bunlara çözüm üretti. Gerekli makamlarla konuyu görüştü. Bunun ardından Ankara Lefkoşa ile temasa geçti. Başbakan Ömer Kalyoncu’dan yazılı olarak önerilerini göndermesi istendi. Kalyoncu da yazılı olarak önerilerini Ankara’ya ulaştırdı.
Öneriler Ankara’da kabul görünce kriz aşılmış oldu.
Peki değişen ne oldu?
Sisteme dahil olmak istemeyen belediyeler sisteme dahil olmayacak ama devlet de onlara entegre su sistemine girebilmeleri için kriter getirecek. Kriteri yerine getiremeyen sisteme giremeyecek.
Yani Türkiye’den gelen ve arıtılacak olan su sisteme verildiğinde evlerde bu suyun içilebilir kalitede akmasını sağlamadan, bu konuda alt yapı yatırımlarını tamamlamadan hiç bir belediye sisteme dahil olamayacak.
Bu arada işin başından sisteme dahil olmayı kabul eden belediyelere yatırımlar işletmeci şirket tarafından belirlenen standartları sağlayacak şekilde yapılacak.
Dahil olmayanlar ise bu işi kendileri yapmak ve bunun için de ciddi bir kaynak harcamak zorunda kalacak. Bunu yapabilecek olanlar da böylece kendi sularını kendileri yönetebilecekler.
Gelinen aşamada bu sisteme girmeyecek olan belediye başkanlarının yapılacak ilk seçimlerde işleri çok ama çok zor olacak. Önümüzdeki yerel seçimlerde su konusu belirleyici olacak. Çünkü bir yanda vatandaşın evinde içilebilir su akarken, sisteme girmeyi reddeden belediye sınırları içerisinde musluklardan içilebilir su akmayacak. Musluklarından tuzlu su akmaya devam edecek olan belediye başkanlarının bunu halka izah etmelerinin çok kolay olmayacağını söylersek yanlış olmaz.
Varılan su uzlaşmasına göre işletme özele bir yıl içinde çıkılacak ihale ile devredilecek. Bu sisteme isteyen belediyeler girebilirken, isteyen dışarda kalabilecek. Giren belediyelerin tümüne de ayni kalitede içilebilir su verilecek ve su fiyatları da hepsinde ayni olacak.
Sistemin adı kısaca entegre su yönetimi sistemi. Ve bu entegre sisteme bağlı tüm belediyeler ayni kalitede hizmeti alıp halka sunabilecekler.
Bu arada varılan bu uzlaşmaya göre sistemi tehdit eden şöyle bir tehlike de vardır. Sistem dışında kalacak ama istenen kriterlere uyma konusunda gerekli yatırımları yapamayacak belediyeler olur ve bunlar ileride gerekli yatırımları yapmadan sisteme dahil olmak için hükümete siyasi baskı yaparak isteklerini elde ederlerse, işte o zaman da entegre su sistemi çöker.
Dileyelim böyle bir şey olmasın ve her yerin alt yapısı yenilenerek tüm evlerde içilebilir kaliteli su aksın.
Türkiye’nin gelinen aşamadaki yaklaşımı suyu tonu 25 kuruşa baraja kadar taşımak.
İşletmeyi alacak olan şirket Türkiye’ye ton başına belirlenecek olan bu 25 kuruşu ödeyecek. Dolayısı ile 25 yıl içinde yatırım kendi kendini amorti edecek.
İhaleye çıkılıp işletme özel bir şirkete devredilene kadar geçecek süre içerisinde suyu Türkiye Devlet Su İşleri yönetecek, eksiklikler varsa tamamlayacak.
KKTC makamlarınca yapılacak ihale sürecinin tamamlanması ile birlikte bir yılın sonunda ihaleyi kazanan şirket işletmeyi devralacak.
Burada kilit noktalardan biri şu: Örneğin Ercan Havaalanı ihalesinde “bu ölçekte bir havaalanını yapmış ve yönetmiş olmak” şartı getirilmişti. Suda da benzer bir kriter getirilirse ve ‘bu ölçekte bir sistemi yönetmek’ denilirse, (25 yılın sonunda öngörülen nüfus bir milyondur)  o zaman Türkiye’den hiçbir şirket ihaleye tek başına giremeyecek.

Çok uluslu şirketlerle ortaklık yapan şirketler ihaleye katılabilecek.
Öngörülen entegre su sisteminde yer altı su kaynaklarının yönetimi devlette olacak ama sistem eskisi gibi çalışmayacak.
Çünkü entegre su sisteminde 25 yılda öngörülen amaç, tükenen yer altı su kaynaklarının yeniden işlevsel hale gelmesidir. Ve kritik konulardan biri de budur. Bu nedenle yeni kuyu izinleri verilmeye devam edilirse sistemin amaca ulaşması mümkün olamaz. Bu sisteme göre tarım alanlarına ve evlere su Türkiye’den gelen 75 milyon metreküp sudan gidecek. Bu nedenle yeni kuyulara ihtiyaç duyulmayacak. Yağacak yağmur da yer altı su kaynaklarını besleyecek. Böylece günün birinde biz yeniden akan pınarları görebileceğiz. Tabii ki sistem bir tamam söylendiği gibi entegre bir şekilde uygulanabilirse.
Durum bu…