Geçen gün telefonda, Sn. Akıncı’nın çok yakınından bir görevli ile konuştum. İznini almadığım için adını yazamıyorum. Söylemek gereğini duydukları hem yanlışlarımın tashihiydi hem de “uzlaştık” denilenlerin kısa bir özeti.. Ben de kısaca o söylenenleri aktarıyorum.
Son günlerde gitgide spekülasyon haline getirilen 4 Rum’a karşılık 1 Türk olayına getirdiği açıklık şu: “Kıbrıs Cumhuriyetinde kamu görevinde ve polis sayısında yüzde 70 Rum yüzde 30 Türk oranı vardı. (Ben bu oranı dörtte bir’e nazire kısaltayım derken 1/3 yazmışım. Tabi yanlış!) Şimdi Güç ve Paylaşım konusunda varılan uzlaşma ile bu oran Türk Kurucu Devleti açısından hem KC’den hem de Annan planından daha ileriye götürüldü. Yüzde 66 Rum, Yüzde 33 Türk. Polis görevlendirmelerinde de aynen uygulanacak deniyor.
Senato olacak mı diye sordum. Evet olacak. Annan planındaki gibi “eşit senatörlerden oluşacak.” Her halde nüfusa göre oluşacak Temsilciler Meclis’inden çıkan kararlar da ancak Senatodan geçerse yasalaşacak…
1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde Başkan sürekli Rum’du. (Makarios) Yardımcısı ise sürekli Türk.. (Dr. Küçük) Şimdi Başkanlık dönüşümlü olacak.
“Dört yıl Rum, bir yıl Türk Başkan mı” diye sordum. “Hayır” cevabına karşın öğrendik ki “Yalnız 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin daha ilerisinde bir Başkanlık sistemi olacak…” Dolayısıyle anlıyoruz ki Müzakerecilerimiz Federal “Yönetimde” Türk tarafının kazandığı anayasal hakları makul görüyor. Federal yönetimin de bu makuliyet içinde fonksiyonel olduğu inancı hakim..
Kısaca sonun başlangıcına gelindikçe bundan sonra her halde halk daha çok bilgilendirilecektir diye düşünüyorum.
ANATASİDİS’İN KIRMIZILARI! Dün Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş yıldönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmanın “TC’nin garantörlüğünü asla kabul etmeyeceğini, AB müktesebatının 4 özgürlüğünün uygulanacağı konusunda uzlaşmaya varıldığını yazdıydım. Anastasiadis bunlara ek olarak Şubat mutabakatına uygunluğunca “birleşik Kıbrıs’ın tek devleti, tek uluslararası tüzel kişiliği, tek bir egemenliği ve tek bir vatandaşlığı olacak” diyor!
Öte yandan Anastastasiadis AB’nin 4 özgürlüğü üzerinde ısrarla dururken, “bireyin mülkiyet hakkına tam olarak saygı gösterilmesinin garanti altına alındığını” söylemek gereğini duyuyor? Nüfus yapısının da ileride dıştakilerle değiştirilemeyeceğini” özellikle belirtiyor… Anastasiadis halka konuşmasında sözlerini şöyle bitiriyor: “Tek beklentimiz işgalden kurtulmak ve yurdumuzun Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumların yararına olacak şekilde yeniden birleşmesidir.”
Vesselam bugüne kadar masada konuşulanlar, uzlaşılar, uzlaşmazlıklar yavaş yavaş berraklaşıyor..
VERGİ ŞAMPİYONLARI BİLE ŞİKÂYETÇİ!
Bu yıl da 2015 vergi listeleri yayınlandı. Devlet 381 milyon vergi geliri bekliyor. Bazı vergi şampiyonları da bu arada açıklamalar yaptılar. Bazıları devletin vergileri çarçur ettiğini söyledi, bazıları almasını bilmediğini! Tabi vergi kaçakçılığının söz konusu olduğunu söylemeye hiç gerek yok! Kimsenin keyfinden veya vatanını milletini çok sevdiğinden dolayı vergisini seve seve vermekte olduğunu söylemek ise hiç mümkün değil. Vergi verilmez, alınır!
İŞTE SORUNLAR: Hâlâ şirketler arasında güç birliğine dayalı “ortaklıklar” oluşturulamadı!
Hâlâ özellikle kırsal alanlarda Kooperatifleşmenin ne kadar önemli olduğu, kollektivizmin sömürünün karşısındaki en büyük vurucu gücü oluşturduğu anlaşılmadı!
Halâ Memleket ekonomisi Mağusa’dan Güzelyurt’a kadar beş on toptancının elindedir ve onları her hafta ayrı ayrı kentlerde kurulan açık pazarlarda ayni zamanda parakente satışları ile de görmek mümkündür!
Halâ İngiliz sömürgesinden kalma “İş Bulma Dairesinin” önem ve işlevine karşı, KKTC’de işler taşeronlarla çevrilmektedir!
Hâlâ Yeminli muhasiplere karşın kişiler bazında gelir giderlerle oynanmakta, uygun vergi ayarlamaları ile devlet zarara uğratılmaktadır!
Hâlâ en büyük sorun “denetleyicilerin” azlığı ile olanlarının da liyakat sorunu dolayısıyle “denetimsizlikleridir!” (Bu konu Kamu Görevlilerinin her kademesinde sorundur çünkü hâlâ adama göre işler ayarlanmaktadır!) Geçmişte bu sorunu anlatan duayen arkadaşlarım “denetim mekanizması doğru çalışsa devletin vergilerden kat kat fazladan gelir elde edeceğini söylerlerdi.
Oysa nasıl ki arabalar sürekli artarken trafiğe yatırım yapılmaması nedeniyle altyapı sorunlarından dolayı feci kazalar devam ediyorsa… Keza artan hastalıklarla hastalara karşın hastahanelerle doktorlar artmıyorsa… Kazalara illegal olaylara karşın polislerle savcılar yargıçlar yeterli sayıda değillerse… Öğrenci sayılarına oranla öğretmenler açığı varsa… Yetenek ve işin ehli insanlar yetiştirilip uygun yerlere atamaları yapılmamışsa; vergilendirme konusunda da aynen öylesine açmazlar yaşanmaktadır!
Sonuç: Vergi şampiyonları bile devletin vergi sisteminden şikâyet ediyorlar!
KISACA TAKILDIĞIM: (NE DEDİLER NE YAPTILAR?)
“İyi bir kent yönetiminin ön koşulu bilgi deneyim, yetenek, bilime ve uzmanlığa saygılı kent yöneticisinin, yoksuluyla zenginiyle her kesimden herkesi siyasi düşüncesi ne olursa olsun hiçbir ayırım gözetmeden kucaklayabilmesi; yüreğinin insan sevgisi ile dolu olması bundan önce gelir.. Sıradan belediyecilik anlayışı ile büyük adımlar atmak mümkün değildir! Gazimağusa’nın iyi planlanmadığını iyi organize olamadığını, belediyesi ile halkının bütünleşemediği, sorunların çözümünde hep geç kalındığını görüyoruz…” Dediydi seçim kampanyasında Mağusa Belediye başkanı İsmail Arter! Ne var ki:
Belediye Başkanı seçileli iki yıl oldu! Yüreğinin insan sevgisi ile dolu olması belediye hizmetleri yönünden Mağusa insanının yüzünü güldürmeye yetmedi! Büyük adımlar atması bir yana “küçükleri” de hep tartışmalı!
Ya devlet? Bizzat devletin kendisi belediye sınırları içindeki yetki ve sorumluluk alanlarında bayındırlık ulaşım sorunlarına sırt dönmüşse, fiskelik hizmet götüremiyorsa; Belediyeleri eleştirmek, “anasına bak danasını al” kabilinden abese iştigaldir” diyeceğiz! Ve ekleyeceğiz: Belediye hizmetleri demek insanlara eza cefa demektir!
































