Bayram Edecek Hal Kalmadı…

21 Ağustos 2018 Salı | 12:33
Köş, Moreket

Vatandaşın sosyal medya bayram mesajlarına baktım, buruk, kırık dökük, çokça da öfkeli…

Eve giren paranın yarısı buhar olup uçunca, insan önünü de göremeyince, eğer biraz da Akdenizliyseniz, öfke kaçınılmaz oluyor…

Evet, bayram edemeyeceğimiz bir bayrama giriyoruz. Hepimizin dilinde, aklında aynı şey var.

Fakirleştik…

Ama bir de şu söylem var, “Hiçbir suçumuz yokken”…

Öyle mi acaba..?

Tam 44 yıldır kurulu bir düzen…

Bir düzen de, sistem değil…

Bozuk düzen…

Toprak bulduk, mal bulduk, fabrika bulduk, kırk yıl oluk oluk akan para bulduk, halimize bak…

En ufak bir krizde çıkmaza giriyor, yok olmanın eşiğine gelebiliyoruz.

Kriz tamam. Bizim dışımızda. Ama ekonomiyi biraz olsun dürtecek, piyasayı, vatandaşı rahatlatacak hiçbir gücümüz yok…

Vergi toplamadan geçinen bir devlet…

Dünya zenginleri listesine girenler yaşıyor ve iş yapıyor bu ülkede. Ama vergi listelerinde adları yok.

Devletin verdiği maaştan, üç kuruş alan özel sektör çalışanının maaşından kesilen vergiyle dolap döndürmeye çalıştık hep.

Paraları ne yapacağını bilemeyip yurt dışına kaçırandan, okul işletip, şahsi servet yapıp övünenlerden,

otelcilikten inşaatçılığa geçenlere kadar…

Onları vergi listelerinde göremezsiniz. Zamanında Maliye Bakanı iken Ersin Tatar itiraf etmişti, devlet alması gereken verginin sadece yüzde 48’ini topluyor diye. Sonra bir iki puan arttığı iddia edildi, o kadar. Yani yarısı kaçak…

Çalışan kaçak, kayıt dışı ekonomi korkunç boyutta.

Adaletsiz başladık bu işe, adaletsiz gidiyoruz.

Şartların getirdiği öyle şanslarımız oldu ki, ortada sağlam bir devlet mekanizması olmadığı için, kamu yararına kullanılamadı hiç biri. Kişisel çıkarlar olarak kaldı…

En çok içimi acıtan bayram mesajlarından biri de bir dostumun, “hiç olmazsa piyasanın ucuzlamasını sağlasalar, bayram edeceğiz” mesajı oldu. O durumdayız yani…

Katlanacağız, atlatacağız yine yaralar bereler içinde, ama en azından bu kriz bir çıkış noktası, bir sıçrama tahtası olsa.

Neden sürekli bütçe açığı verdiğimiz, neden ekonomimizin bu kadar kırılgan olduğu, hepsinin nedenleri belli.

Hatalar belli…

Yapılması gerekip de bilerek ve isteyerek yapılmayanlar belli.

Ben bunu bilir bunu söylerim, devlet alacağına şahin olsa, denetimini, sistemini doğru dürüst işletse, Güney Kıbrıs’ı geçmesi hiçtendir.

Şu anda iktidarda olan hükümetin eskilerden bir farkı var (hadi çoğunluğunun diyelim) o da şudur; “onu koruyayım, bunu kayırayım, ona dokunamam, bunun üstüne gidemem” kafası yok bu insanlarda.

Bu ülke için kurdukları hayalleri, nasıl bir düzen kurmak istediklerini biliyorum.

Eksikleri sanırım biraz cesaret ve biraz da pratiktir.

Cesaret, hem ülkeyi kemiren sürüngenlere karşı, hem de kendi tabanlarının dar kafalılıklarına karşı…

Pratik ve devlet tecrübesi ise, bürokrasinin deneyimli elemanlarını devreye koyarak, gerekirse hizmet alımıyla telafi edilebilir.

Hükümet, geçmiştekilerin yapmadığını yaptı, tepkileri göze alarak bir takım ilk adımlar attı…

Arkasını getirmeli, varolan düzeni yerle bir edip, yeniden kurmayı denemelidir.

Bir bayrama böylesine karamsar, böylesine umutsuz girmek çok acı.

Paradan önce umuda ihtiyacımız var…

 

YERİN KULAĞI VAR

TOPLUMSAL DAYANIŞMA:

Cumhurbaşkanı bayram mesajında toplumsal dayanışmadan söz ediyor. Doğrudur. Toplumsal Krizleri en az zararla atlatmanın yolu dayanışma. Ama bunun için, vatandaşın kendinden istenenin adil olduğuna inanması, güvenmesi gerek. Öyle bir paket olmalı ki, çoğunluk “hah işte budur” diyebilsin. Ama eğer kantarın topu bilerek ya da bilmeyerek bir tarafa kayarsa, önlemler birbiriyle çelişirse, tutarsız olursa, toplumsal dayanışmanın yerini toplumsal çatışma, bölünme alır ki, bunun da kimseye faydası olmaz…

YA TUTARSA:

Havadis gazetesinin dün manşetten verdiği “UBP’de Deprem” haberi çok konuşulacak. UBP tarafından yaptırıldığı idda edilen anket sonuçlarına göre Kasım ayındaki kurultayda başkanlığa en yakın aday Sucuoğlu görünüyor. Özgürgün ankette son sırada yer alırken Özgürgün’e, “aday olma, partinin cumhurbaşkan adayı ol” mesajı verilerek adaylıktan çekilmesi isteniyor.Siz bakmayın Genel Sekreter’in “öyle birşey yok” demesine, kurultay yaklaştıkça daha neler duyacağız. Ama Özgürgün bu oyuna gelir mi bilemem, partinin başına layık görmedikleri bir adayı cumhurbaşkanlığı koltuğuna nasıl taşıyacaklar doğrusu merak ederim…

BİZ YANLIŞ MI DUYDUK:

Öğretmen Hatice Özler Şahin Kıbrıs Postası’ndan Serhat İncirli ile yaptığı söyleşide, Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki iyi ilişkilerden hoşlanmayanlar olduğunu ve Çanakkale gezilerinin eleştirilmesinin sebebinin bundan kaynaklanıyor olabileceğini öne sürdü. İlahi hocanım, olayı bu kadar baside indirgemenizi anlayamıyorum. Adam resmen çocukları “öldürmekle” tehdit ediyor ve küfürleri ardı ardına sıralıyor. Ama siz, bunların “Türkiye’yi sevmeyenler” tarafından kaynaklandığını söylüyorsunuz. Kusura bakmayın ama, kulaklarımla duyduklarım hiç de sizi doğrular nitelikte değil…

EN HAFİF TABİRİYLE AYIPTIR:

Dün bir gazetemiz İçişleri Bakanı Baybars’ın bayram tatili için ailesiyle birlikte yurt dışına tatile gitmesini manşetine taşıyıp, “halk yokluk içindeyken, dalga geçer gibi pahalı tatile gidiyor” eleştirisinde bulundu. Baybars’ın icraatlarını eleştireblirsiniz.  Ya da tatilini devlet imkanlarını kullanarak yaparsa eleştirebilirsiniz ama, ailesiyle gittiği bir tatilin resimlerini alıp da böylesi bir eleştiri yamak en hafif tabiriyle ayırptır ve de gazetecilik ahlakına uymaz…

GÜNEYE KAYACAK:

Dövizdek yükselişi fırsat bilip ürünlere kafasına göre zam yapan tüccar, aslında kurşunu kendi ayağına sıktığının farkında değil. Euro’daki yükseliş nedeniyle güneyden kuzeye kayan alış verişler yeniden eskisi gibi güneye kayacak. Bugün bir çok ürün, hala güneyde çok daha ucuz. Temiz ve ferah bir ortamda alış veriş yapmak da işin cabası…

BİZİ SALLAYAN YOK:

Rum Yönetimi Sözcüsü Prodromos Prodromu, “Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız belirleyici bir tercih yapacak: Ya bizimle birlikte çağdaş bir devletle Avrupa Birliği’nde olacaklar ya da Türkiye’nin insafına kalacaklar” değerlendirmesinde bulundu. Dikkat edin adam ya bizim, ya da Türkiye’nin insafına kalacaksınız diyor. Kıbrıs Türkü olarak bizim kendi irademizin ne olduğunu soran yok. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misali…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mete Hatay: “İlk önce kuzeyin bir röntgeni çekilmeli. Nüfus, Konut sayısı, Bankalardaki mevduatların durumu, Devlet ne üretiyor? Ne veriyor? Kaç kişi ne iş yapıyor? Çifte emekli sayısı? Ek mesailerin ne kadarı gerekli? Kiralayan sayısı? Kiracı sayısı? Bunların profili. Yeni otele, üniversiteye ihtiyaç yok, onun için muafiyete de ihtiyaç yok. Ama yıllarca kimse bunlara bakmadan aksine her sorulduğunda toz duman kaldırarak, bu verilere ulaşmayı da engelleyerek Statükoyu ayakta tutmayı başarıyor”…

 

DİPTEKİLER

Ahlaksız Pazarlık: Haber Kıbrıs Gazetesi’nde çıktı. Anlaşılan, kaynağı da hükümetle masaya oturan sendikacılar. Maaşlardan yüzde 1 kesinti yapılacakmış. Ama ne için? Ek mesailer tam ödensin diye. Yok yahu! Karşı değilim. Eğer bir işe yarayacaksa, yüzde 1 fedakarlığı yapalım, destekleyelim ama yok da ek mesailer için. Böyle bir ahlaksız pazarlığın gerçek olmadığını duymak isterim…