Maliye Bakanı Hasan Başoğlu, istifa etti mi etmedi?
Dün sabah bu konuda ciddi bir fırtına koptu.
Bakan Başoğlu, “Ben istifa etmedim. Etsem benden, veya genel başkandan, başbakandan duyardınız. Görevimin başındayım” dese de…
Aslında Başoğlu’nun “ruhen bakanlıktan koptuğunu” söylemem gerek.
Neden?
1- Genel Merkez’in “2011 itibarı ile kamuda işe başlayan öğretmenlere de hazırlık ödeneği verilsin baskısı…
2- Tarım sektörüne ödenemeyen ve bütçede yer almayan 60 milyon TL’nin ödenmesi
Başoğlu, göreve gelip, bütçeye göre hareket etmek istedi.
Gerekli tedbirleri alarak, “maaşların yerel gelirlerle ödenmesi” hedefini koydu.
Ancak…
Planladığı gibi olmadı.
Hem genel merkez “öde öde de…”
Hem Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu “öde öde öde…”
Haliyle “olmayan kaynağın” dağıtımı konusunda yaşanan olaylar da Başoğlu’nu gerdi.
Başoğlu” resmen” istifa etmedi.
Ama “gönlünde” bakanlığı bitirdi.
Kurultay sonrası
Cumhuriyetçi Türk Partisi içerisinde üç bakanlıkta problem var.
Maliye Bakanı, biraz da kendi sağlık sorunlarını da öne sürerek görevden ayrılmak istiyor.
Kendisine “UBP kurultay sonrasını bekle. İstifanı tut” dendi, kabul etti.
Sağlık Bakanı Salih İzbul’un da sağlık sorunları malum. Göreve devam edip etmeyeceği henüz belli değil.
Tarım bakanı konusunda da “yıprandığı” noktasında baskı artıyor genel merkeze…
Bu nedenle, “olası bir bakanlar kurulu değişikliği” ile birlikte, CTP de bakanlar kuruluna el atacak.
Özetle…
Başoğlu, evet istifa etti.
Bunu da hem Başbakan hem de CTP Genel Merkezi biliyor.
Göreve devam etmek istemediğini de bildirdi…
Gereğini yapmaya hazır…
UBP kurultay sonucu bekleniyor.
UBP kurultay sonrası sadece UBP açısından değil, CTP açısından da heyecanlı olacak.
/////////////
Gardiyanoğlu mu? Aman ha…
İşin içinde Dr. Remzi Gardiyanoğlu varsa, ben iki kere düşünürüm.
Neden ben iki kere düşünürüm?
Zira, yıllar önce, Hıfsı Sıhha’da yoğun laboratuar tahlillerinin ardından, “kendi müşterisi olan çocuk hastaların vücuduna aşı yerine serum suyu aktardığı” belirlenmişti.
Bu iddialarla ilgili çok haber yaptım.
Sağlık bakanı sayın Hüseyin Celal, defa defa bu olayı medyaya yansıtmıştı…
Üstüne üstlük, şu ya da bu gerekçe ile Remzi Gardiyanoğlu 3 ay meslekten men edilmişti.
Bu olayın ardından, uzun süre kamuoyunun gündeminden düştü.
Unutuldu.
Ta ki, kliniği önünde kurşunlanana kadar…
Neden ve hangi gerekçe kurşunlandığı meçhul.
Tıpkı yıllar önce, ben genç bir muhabirken, yaptığım haberlerde olduğu gibi…
Aynı Remzi Gardiyanoğlu, şimdi Serbest Çalışan Hekimler Birliği Başkanı olarak karşımızda…
Serbest çalışan yüzlerce hekim, geçmişte meslekten uzaklaştırma alan, üstelik de kendi hastalarına yönelik uyguladığı bir yöntemden dolayı…
Kızamık aşısı olan çocuğun kanında kızamık aşısı bulunmadı mesela…
O denli yani…
Şimdi yüzlerce hekime “başkanlık” ediyor.
Bu “serbest çalışan hekimler” açısından da bence sıkıntı.
Şimdi “devlette çalışıp özelde de iş yapan” doktorlar, Gardiyanoğlu’nun adeta “şamar oğlanı” oldu.
Son yaşanan “kamudan men” meselesinin ardından da bu tartışmalar iyice ayyuka çıktı.
Yasa ile bu alan düzenlenmedikçe, kamudaki doktorlar bir bir istifa ederek ayrılacak. Devlet hastaneleri de şu anki durumlarından çok daha geriye gidecektir.
Tüm şikayetlere rağmen, (Ki ben babamı anjiyo olmak için girdiği ameliyathanede kaybettim. 40 dakika sonra çıkacakken, bana çıkıp öldüğünü söylediler)bence halen en iyi müdahale hizmetini veren devlet hastanelerindeki sistem çökecek. Bizim için en büyük tehlike de budur.
İkinci bir olay ve beni esas endişelendiren ise bu “hap ilaç toplama” işi.
Ayrıntılarına uzmanlar girsin.
Ama işin içinde Remzi Gardiyanoğlu varsa, ben işkillenirim.
Bunu yapmak, yani evlerdeki ilaçları toplamak serbest çalışan hekimin görevi mi?
Devlet var…
İlaç Eczacılık Dairesi var…
Eczacılar Birliği var…
Gardiyanoğlu’na mı kalmış bu iş de…
Hele hele “özel bir ilaç şirketi ile bağlantısı” da varsayılırsa…
Gardiyanoğlu yine beni korkutuyor.
İçimden bir ses “aman ha” diyor…
































