“…Çözüm isteriz” demek yetmez! Önce “nasıl çözüm” istenildiğini bilmek gerek! “Bilmek” de yetmez bu “istenilen çözüm şeklini” halka da mal etmek gerek! Buna karşın “İstenilen çözüm” şeklini halkın kabul etmesi de yetmez! Müzakere masasında savunulması için ulusal konsensus da gerek. Yine yetmez! Toplum katlarını istenilen ulusal çözüm şeklini olgunlaştırmak ve “ilke” haline getirmek için ayni yol haritası rotasında birleştirmek gerek!
NEDEN BÖYLE BİR TEK SESLİLİK OLSUN? En taze örneğini vermeden önce bir kez daha “saplantımı” yazayım: “Ulusal davalarda ne türlü çeşitli görüşler olur ne de iktidar muhalefet çatışması olur! Hatta “kişi hak ve özgürlüklerine bağlı dileyenin aklına geleni yayma özgürlüğü” de olmaz! Kısaca Kıbrıs siyasi sorununu mesela “UBP-CTP arası muhalefet esamesine düşüremezsiniz! Birinin “Birleşik Kıbrıs” isteğine karşın, ötekinin “iki devletli çözüm” önerisini tartışma ve çatışma sorunu haline getiremezsiniz! Halkı, Denktaş Cumhurbaşkanı olduğunda “öyle” Talat olduğunda “böyle” Eroğlu olduğunda “şöyle çözüm olacak” dediklerinin peşinde şaşkın tavuklar gibi koşturtamazsınız!
Hatırlatalım. Rum tarafının böyle bir sorunu yoktur! Ulusal Konseyleri, Kiliseleri ve anavatanları Yunanistan’ları ile otururlar nasıl bir siyasi strateji izleyeceklerinin kararlarını alırlar sonra o kararları müzakere masasında savunurlar…
KKTC’YE DÖNELİM: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk resmi ziyaretini 3 Eylül’de KKTC’ye yapar… Lefkoşa’dan dünya aleme Türkiye’nin “iki devletli bir çözümü kabul etmediği sürece olası çözümlere sıcak bakmayacaklarını” duyurur ve ekler: “Siyasi eşitlik çok önemlidir…”
KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle Lefkoşa’daki törenlere katılmak için adaya gelen bizden sorumlu koordinatör Bülent Arınç da ayni mealde konuşur…
Müzakereci Eroğlu ise Şubat ayından beridir Anastasiadis’le görüşüyordu onun da savunduğu “siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli bir federasyondur…”
PEKALA NE DİYOR TALİP ATALAY: Bizim Din İşlerinden sorumlu yetkilimiz.. Geçtiğimiz hafta BM’ler Din ve İnanç Özgürlüğü Raportörü Bieleldt ile görüşmesi sırasında, “siyasetten azade oluşunun dini kisvesini” de hatırlatarak şöyle der: “Barış için siyasilere baskın yapacağız…”
Sonra heyecanlanmış olacak hızını alamaz ve tam da siyasetin bam telinde çalarken şunu ekler: “Biz Türkler ve Rumların gelecekte bir arada yaşamalarına dini liderler olarak inanıyoruz… Geçmişte olduğu gibi iki toplum yan yana yaşayabilirler…”
Eğer bir yanlış anlama yoksa kısaca diyor ki Sn. Atalay “Türkler ve Rumlar geçmişte olduğu gibi pekala da iç içe yaşayabilirler…” Yani siyasi görüş beyan ediyor! Hangi resmi görüşlere karşı? “İki devletli çözümle siyasi eşitliğe karşı!” Tabi soralım da: “Kıbrıs’taki geçmişi ne kadar iyi biliyor ki soruna balıkla dalıyor?”
Öyleyse ekleyelim. (Değil mi ki siyasi sorunda özgür düşünce egemendir… İşte size daniskası! Bir gün bu adada dinleri ve ibadethaneleri de birleştirmek gerekir ki “barışçı çözüm” dediğiniz tastamam olsun!
**********
Yatırımcıları sevmiyoruz! (Bari turizmi sevelim)
Türkiye’nin mesela “Geçen hafta yapılan Eğitim Şurasından” yararlanmayı katiyen istemeyiz! O şurada alınan kararlar Türkiye’ye kalsın!
Fakat ekonomisi ile finans sektöründen, turizmi ile teknolojisinden kesinlikle yararlanmak gerekir. Çünkü bu sektörlerinin kapsamlarında hem akıl vardır hem de deneyim…” Nitekim “KKTC’nin 2013-15 yıllarını kapsayan Mali Ve Ekonomik Protokol” da gerçekte TC’nin “özelleştirmeler” deneyimi süzgecinden geçerek KKTC’nin olası reformları olarak önerildiydi!”
Ne var ki hâlâ “koşullarımıza uymaz” deyip uygulamayı savsaklıyorlar! Buna karşın o “koşulları” da ne söylüyor ne de uyguluyorlar. Çünkü ne söylenecek ne de uygulanabilecek durumları vardır! Çünkü reforma tabi sektörler hükümetin iradesinde değil, sendikaların iradesindedirler! Eh bir hükümet iradesini üzerine seremediği hangi sektörün sahibi olacak ki “reformunu” da yapsın!
Kaldı ki: Bırakın KKTC’ye sermaye akışını. Yatırımlara da “Kıbrıslılığımız elden gidiyor” diye karşı çıkıyoruz! Nitekim bu ülkeye TC’den kim gelip yatırım yaptıysa hemen hepsi de kendilerine yöneltilen sivri oklardan nasiplerini aldılar!
SADEDE GELELİM: Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Turizm Yatırımcıları Derneği, “Kıbrıs’ın yatırımcılar için ne kadar cazip bir ülke olduğunu göstermek” amacında toplantılarını KKTC’de gerçekleştirdilerdi. Başkanları Murat Ersoy’un kısaca bizi ilgilendiren söylemleri şunlardı.
“Kıbrıs’ta yatırımlar yapmak amacındayız. Zaten Kıbrıs’ın yatırımlar için ne kadar cazip bir ülke olduğunu göstermek için buradayız.”
“Yatırımlar için proje çok önemlidir. Yatırımcı proje ile finansmana kolay ulaşabilmeli, geri ödemesi rahat olmalıdır…”
Kalkınma Bankası teşvik sistemi sadece Bafra değil, bütün Kıbrıs’ı (Kuzeyi) kapsamına almalıdır.”
Kıbrıs’ta kalifiye eleman sıkıntısı vardır. Hedef, yatırımcıyı Kıbrıs’a getirmektir.
Ercan’a kesinlikle ikinci bir pist gereklidir!
Bu çok kısa vurgulamalar düşünün ki turizmi devasa boyutlara ulaşmış Türkiye’nin Turizmciler Derneği Başkanı tarafından söyleniyor. Şimdi adama TC’lidir diye “hade be sen de git işine”mi dersiniz? Bu memlekette denir!
Nitekim bu konudaki haberleri okurken aklıma Ercan Hava Alanı da geldi, Türk hava Yolları ortaklığından kopartıldıktan sonra batan KTHY’ları da geldi, Turistik otellerdeki casinolara açılan savaşlar da geldi, KKTC’ye yatırım yapmaya gelenlere çıkartılan bürokratik engeller de geldi, yatırım için gelenlerin bin pişman oluşları da geldi!
KENDİ YATIRIMCILARIMIZI BİLE KABULLENEMEDİK! Bırakın TC’nin yatırımcılarını! Bu ülkede kendi insanımızın yüzde yüz “yerli ve Kıbrıslıca” yatırımcıları ile yatırımlarını mı sindirdi bu memleket? “Okların hedefi olmaktan hangi işinsanı kurtuldu?
TURİZM TEK ŞANSIMIZDIR. Ve evet ekonomimizin lokomotifidir. Ve evet her üniversitede turizmciler yetişmesine karşın benim de çok işitip gördüğümce hâlâ bu ülkede “turizme hizmet edecek oranda kalifiye yetişmiş elemanlar bulunamamaktadır! Sonra da “oteller TC’lileri istihdam ediyorlar diye yakınılmaktadır… İşte işlerimiz! Ha ne diyorduk. TC’nin bu devasa Turizmciler Derneğini de sakın ola dinlemeyin! Siz yine de öyle geldi böyle gider, vaziyetleri idare edin…
**********
Kısaca takıldığım: (S.Denktaş fesat çemberiyle mi sarılıdır?)
Geçen hafta Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş’ın havadis gazetesine, tehdit edildiğine dair açıklamaları vardı. KKTC’de bir “ilk” miydi bilmiyoruz! Olayın ne kadar ciddi olduğunu da bilmediğimiz gibi! Buna karşın biz dünkü yazımızda “Başbakan yardımcısına yönelik tehdit devlete yöneliktir” diyorduk… Madalyonu çeviriyoruz ve bu tehdit olayına bir başka açıdan bakıyoruz:
Böylesi ciddi vaka sonrasında ne beklerdiniz? “Olaya adları karışanlar tutuklansınlar istintak edilsinler.” Niçin gerçekleşmedi?
Olay neyi hatırlatıyor? Bu memlekette Başbakan yardımcıları da tehdit edilir! Pekala neden? KKTC’yi yönetmek iddiasında bir yönetimin başı bile kendi güvenliğinden kuşku duyuyorsa sıradan yurttaş kime nasıl güvensin ki?
Ve dahası: Neden son zamanlarda tüm netameli olaylar, iktidarın başını ağrıtan sorunlar, hükümetin omurgasında yara açan milletvekili istifaları ile DAÜ’de yaşananlar ve sonunda Bet Ofislerle devam eden tehditler Serdar Denktaş’ın adı etrafında gelişip yoğunlaşmakta, sonra da maraza haline gelmektedirler?
Yani Sn. Denktaş toplumda bu kadar mı sivri uç haline geldi! “Olay politikacı” olmak belki kamu ilgisi yönünden iyidir de bakıyoruz kantarın topuzu kaçıyor! Yine de S. Denktaş’a geçmiş olsun diyoruz…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























