Avrupa Parlamentosu’ndan gelen haberlerden sonra, şu anda Türkiye’de ve KKTC’de başka hiç bir haberin önceliği kalmadı.
Türkiye’nin 2005’de başlayan AB üyelik müzakere yolculuğu, Avrupa Parlamentosu’nun kararıyla kazaya uğradı.
Tam olarak bitmedi tabii ancak, durması için bir süreç başladı…
Yapılan açıklama, Avrupa Parlamentosu’nda yapılan oylamada, müzakerelerin geçici süreliğine dondurulmasını tavsiye eden ve hukuki bağlayıcılığı olmayan bir tasarının kabul edildiği şeklinde.
Bundan sonra AB liderleri ve AB Konseyinde ele alınacak.
Aslına bakarsanız, AP’nun böyle bir karar almaya yetkisi yok. Yani dünkü karar o nedenle bir son değil.
Eğer bir üyeyle sorun varsa, kararın AB Konseyi’nden çıkması gerekiyor. Avrupa Zirvesi de 15-16 Aralık’ta toplanacak…
İkincisi, alınan karar, sıradışı bir davranış.
Uzmanlarına göre, AB’de “müzakerelerin geçici dondurulması” diye bir uygulama yok… Sadece müzakerelerin askıya alınması var…
Böyle bir karar onaylansa bile bunun yalnızca siyasi etkileri olur.
Çünkü, Türkiye’nin tam üyelik müzakeleri zaten fiili olarak donmuş vaziyettedir.
Ve işte herkesi uzun süredir endişelendiren de bu siyasi etkiler zaten…
Yüz yıla yakındır yüzünün Avrupa’ya dönük olduğunu söyleyen Türkiye, bu tavırla birlikte radikal kararlar alabilir. Şangay 5’lisine katılma politikası hız kazanabilir. Türkiye kendisi müzakere sürecinden çekilebilir. Daha bir çok çıkışlar ardı ardına gelebilir. Yani o siyasi etkinin tepkileri olacaktır. Bunlar teknik detaylar.
Ama ya günlük hayatımıza yansıması? Onaylansa da, onaylanmasa da, dünkü karar kendi başına dehşet gelişmelere neden olacaktır. Benim derdim bu.
Zaten kırılgan olan Türkiye ekonomisi borsasıyla, para piyasasıyla büyük sıkıntıya girecek. Bunu fırsat bilen spekülatörlerin nerede duracağını tahmin etmek zor. Türkçesi, dövizin varolan artışı hız kazanacak.
AP’nin kararı onaylansa bile, Gümrük Birliğine halel gelmez. Çünkü Gümrük Birliği farklı bir kararla 1994’de yürürlüğe girmiştir. Ancak kararda “güncellenmemesi halinde, Türkiye’nin ekonomik olarak zarara gireceği” vurgusu var. Bu da ihracatın doğrudan etkilenmesi demek.
Ekonomi, sosyal davranışları doğrudan etkilediğine göre, halihazırda siyasi kulislerde tartışılan “Çıkarsak ne olur” fikri, hız kazanabilir. Türkiye bir durgunluk dönemine girebilir. Dış sermaye girişi ve yatırımlar durabilir, bunun arkası da küçülmedir, kredi değerlendirme kuruluşlarının not kırmasıdır, tam bir krizdir…
Ya biz? Biz ne oluruz?
Türkiye gripse, biz zatürre olduk demektir.
İnsan şu tabloya bakıyor ve “Biz bunu hakettik mi” diye soruyor.
Hakettik be kardeşim. Yıllar yılı akan paraları hovardaca harcamasaydık, kendi ekonomimizi kurabilmiş olsaydık, belki TL bile kullanmayabilirdik. Tabii bu tam anlamıyla bir bağımsızlıktı. Ve açık konuşalım, kimse bu bağımsızlığı içine sindirmediği için şimdi bunları yaşıyoruz.
Kıbrıs konusu?
Belki de buzdolabına kaldırılacak ilk konu… Bu karşılıklı kapışmalar sürerken, Türkiye’nin garantiler konusunda taviz vereceğini düşünebiliyor musunuz?
İnşallah yanılırım ama böyle düşünüyorum…
En azından şunu biliyorum ki, Kıbrıs Türkünün önündeki belirsizlik daha da artmış, yolu daha da kararmıştır.
Ve 2017’de bugünkünden çok daha fazla fakirleşeceğimizi ve hükümet kim olursa olsun, bu durumu tersine çevirecek herhangi bir endstrümanı olmadığını da düşününce, karamsarlığım daha da artıyor…
YERİN KULAĞI VAR
ÖNCE NİYET OLMALI:
Rum lider Anastasiadis zirve sonrası yaptığı açıklamada “kaldığımız yerden devam etmeye hazırım” mesajını verdi. Keşke bunu masayı dağıtmadan yapsaydı. Hem masayı dağıtıyor, ardından ‘ben hazırım’ diyor. Sürecin devamının tek yolu var, her iki taraf da masaya şart şurt getirmeyecek. ‘Bu olmazsa, şunu vermezsen’ gibi talepleri ağızlarına almayacaklar. Öncelik her iki toplumun da huzur ve güven içinde yaşayabileceği, haklarının verildiği kalıcı bir anlaşmayı zorlamayı deneyecekler. Yoksa, benim kırmızı çizgim, senin kırmızı çizgin mantığıyle oturulacak bir masa, dağılmaya mahkumdur…
1 DEĞİL 2 HARİTA:
Mont Pelerin zirvesi öncesi hem Kuzey’de, hem de Güney’de farklı haritalar yayınlandı. Toplumlar gerçek olmayan bu haritalar üzerinde tartıştı durudu. BM baktı gördü ki bu harita işi her iki toplumda da bayağı ses getirdi. Durur mu, hemen o da harita hazırlamaya başladı. Hem de bir değil iki tane. Politis gazetesi, “hedefin, Kıbrıs Türk devletinin toprak oranına ilişkin olarak (yüzde 28,2’ye karşılık yüzde 29,2) yüzde 1’den daha büyük bir farka sahip olmayacak olan ( her bir taraftan birer tane olmak üzere) iki harita sunulması olduğunu” da yazdı. Artık bu haritalar üzerinde tartışıp dururuz…
CESUR ÇIKIŞ:
HP Genel Başkanı Kudret Özersay, “Benim için de, Partim için de, Kıbrıslı Türklerin mevcut Kıbrıs Rum devletine katılması mümkün değildir, bizim için seçenek değildir. Ayrıca, Türkiye’ye ilhak olmamız da bizim için seçenek değildir, bir çözüm değildir. Bunu kabul etmeyiz” diyor. İlhak lafı ortada dolaşıyor ama, Özersay’ınki kadar net tavırlar pek görülmüyor. Tarih parmağının arkasına saklananları yazmaz nasıl olsa değil mi?
TEMKİNLİ OLMAK LAZIM
CTP ve AKEL, barışın yolunu yapmak için biraraya gelmişler. Amaç, çözüm fırsatını canlı tutup içeriye taşımakmış. Vallahi bence AKEL’e pek o kadar güvenmeyin. Çünkü 2004 referandumunda bize attıkları “kazığı” henüz unutmadık. Onun için temkinli olmakta fayda var. Yine sol gösterip, sağ vurmayacaklarını kimse garanti edemiyor…
YARIN GEÇ OLABİLİR:
Dövizdeki artış sürüyor. İthalatı dövize endeksli ülkemizde bu artışın herşeye yansıması kaçınılmaz olacak. Ardından küçülmeye giden sektörler çözüm olarak işçi durduracak. Kısacası ülke ekonomisi ciddi bir sıkıntı yaşayacak. Maliye Bakanı Denktaş tedbir için döviz artışının rayına oturmasını beklememizi öneriyor. Ancak ne dövizin duracağı var, ne de buna dayanacak güç. Yarın çok geç olabilir…
FAZLA SEVİMEYİN:
Lefke İlçe oldu diye sevinenlere tavsiyem fazla sevinmesinler ve İskele öreneğini hep akıllarında tutusunlar. İskele yıllarca ilçe olmanın avantajını yaşayamamış, sorunlarla yüz yüze kalmıştı. Evet Lefke’nin sorunları var ama, ilçe olduktan sonra mevcut sorunları çözmek bir yana, sorunların katlanarak daha da büyüyeceğinden hiç kuşkunuz olmasın…
ZİRVEDEKİLER
Mete Hatay: “Birlikte yaşamanın en büyük motoru karşılıklı bağımlılıktır.İnsanların günlük kültürel, sosyal ve ekonomik aktivitelerinin birbiriyle bağlanması çözüm yolunu adeta temizleyecek ve rahatlatacaktır. Bence bir an evvel karşılıklı suçlamalardan vaz geçerek, bazı adımların atılması gerekmektedir. Mevcut gerilmiş ilişkilerin rahatlatılması ancak bu şekilde olabilir…”.
DİPTEKİLER
Yiğit Bulut: Kendisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı olmuş ama, KKTC’nin açılımını dahi bilmiyor ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti diyor veya bilerek söylüyor. Bu beyefendi katıldığı bir programda, “Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti, TC’nin vilayeti olur, yoluna öyle devam eder” gibi talihsiz bir açıklama yapmış. Kimsin sen be kardeşim, bu topraklarda yaşayan insanları yok sayacak kada kendinden geçiyorsun…
































