Köşe Yazarları

Başbakan ve Büyükelçi

Başbakan, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gibi “manalı” bir gün için düzenlenen ödül töreninde hazır bulunan gazetecilerin yüzüne söyledi;

“Sermaye grupları ile gazetecilerin çıkar ilişkileri ortadayken basın ne kadar özgürdür”

Bu anlama gelen cümleler kullandı ve hatta konuşmasının önemli bir bölümünü bu konuya ayırdı.

Ödül törenini televizyondan izliyordum ve arayıp tebrik etme ihtiyacı hissettim.

Öyle ya, bitevi eleştirmek değildir gazetecilik.

Söylenen doğruları da takdir etmek gerekir.

Bu takdiri de sıcağı sıcağına iletmek.

Başbakan ikinci defadır basına yönelik eleştirilerini dile getiriyor.

Belli ki sermaye-gazeteci ilişkileri konusunda somut verileri var ve bu somut veriler ışığında oluşmuş düşüncelere sahiptir.

Bu düşüncelerini de paylaşıyor.

Üstelik gazetecilerin olduğu bir ortamda ve onların yüzüne söyleyerek bunu yapıyor.

Bence iyi de ediyor.

Gazetelerin, televizyonların yani genel anlamda basının içinde bulunduğu sefil durumu açık açık konuşmak gerekir.

Ama ne gezer.

Gazetecilerin birçoğu bunları duymazdan ve görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Çünkü malum ilişkilerin girdabında (üç-beş kuruş fazla para uğruna) sürükleniyorlar.

Başbakan’a gelince;

İyi, hoş doğruları söylüyor ve bunu cesurca yapıyor da ne oluyor?

Gazetecileri teslim alan, bürokrat ve milletvekillerini ağına dahil edip paralel hükümet kurmaya çalışan sermayedarlara kim dur diyecek?

Başbakan’ın bu konuda tarihi bir görevi var mıdır?

 

***

 

Aynı ödül töreninde konuşan ev sahibi Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Sami Özuslu’nun söyledikleri de gümbürtüye gitti ve tartışılmadı.

Başkan Sami Özuslu mealen;

“Bu akşam aramızda birçok ülkenin büyükelçisi veya diplomatı vardır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçisi veya onun görevlileri yoktur. Bu durumu hayretle karşılıyoruz” dedi.

Başkanın bu sözlerini duyunca ben de hayrete düştüm.

Büyükelçinin tavrının sadece Havadis’e olduğunu sanıyordum ama yanılmışım.

Demek ki diğer bazı gazetelere ve Gazeteciler Birliği’ne karşı da aynı tavır içindeymiş.

Peki niye?

Niye olduğunu elbette kendileri açıklayacaklardır.

Fakat yanlış olduğunu altını çizerek belirtmek lazım.

Büyükelçinin ve büyükelçiliğin KKTC’deki kurumlar ve kuruluşlar arasında ayrımcılık yapma, taraf tutma hakkı var mıdır?

Geçmişte bunun kötü örneklerini yaşamıştık.

Sonuçta Türkiye ile Kıbrıs Türkü arasındaki kardeşçe ilişkiler zarar görmüştü.

Sayın Büyükelçi geçmişi hortlatmaya mı çalışıyor?

Yoksa niyeti bedir?

İzah ederse öğrenmiş olacağız…

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı