Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başarmak için inanmak gerek…

Bir şeyleri başarmak için, önce inanmak gerek… Annan Planı dönemini hatırlayın. Yıl 2004… On binler meydanları doldurmuş, hedefe ulaşmak için en büyük gücün kendilerinde olduğunun bilinciyle kilitlenmişlerdi. Sonunda “yıkılmaz” dedikleri birçok şeyi, istedikleri takdirde yıkabileceklerini ispatlamışlardı… Her ne kadar verilen birçok söz yerine gelmese de toplum olarak, istendiğinde en büyük gücün halk, yani kendimiz olduğunu öğrenmiştik… İşte 10 yıl sonra, yine bir şeyleri başarmak adına dün, on binler ortak bir amaç için sokaklardaydı. Memuru, işçisi, kamu ve özel çalışanı el ele, kol kola toplumsal bir seferberlik ilan etmişti…

Başarı deyince, şüphesiz herkesin aklına güzel ve olumlu şeyler gelir. Çünkü başarı doyum sağlayıcıdır. Başarı takdir edilme demektir. Başarı, iş ve sosyal yaşamda saygınlık demektir. Başarı kişisel saygıdır. Başarı sevilmektir. Başarı övünç kaynağıdır. Başarı motive edicidir. Başarı coşkudur, sevinçtir ve canlılıktır. Başarı mutluluktur. Başarı varoluşun gayesi ve hayatın ta kendisidir… Ülke olarak en büyük sorunumuz, gelen turistlerin de en büyük şikayeti olan çevre kirliliği için binler dün sokaklardaydı… Herkes yaşadığı bölgede daha temiz bir kent, yaşanabilir bir çevre için temizlik yaptı. Yılların biriktirdiği çöplerin bir günde, hatta 5-6 saatte temizlenmesini beklemek için fazla iyimser olmak gerek. Ama yine de, görünen yerlerdeki temizlik dikkatlerden kaçmadı.
Ne yalan söyleyeyim bu proje ilk dillendirildiğinde kendi kendime, “yine 50-100 kişinin katılımıyla sonuç fiyasko olur” demiştim. Ama yanılmışım ve beni yanılttıkları için de on binlerden özür diliyorum. Ve yanıldığım için de, hiç bu kadar mutlu olmamıştım… Aslında dünkü temizlik seferberliği, kaybettiğimiz güveni, birlikte neleri başarabileceğimizi göstermesi açısından da oldukça önemliydi. “Biz yapamayız, beceremeyiz” modunda, kaderine razı bir toplum, dün, istedikten sonra neleri başarabileceğini bir kez daha gösterdi… Aslında bu içe kapanmışlığımız, hatta umursamazlığımız özümüzde yoktu. Bu bize resmen öğretildi. Tembel, hazır yiyici, olaylara duyarsız kişiler olarak görülmeyi kabullendik ve bunlara karşı direnmedik. Ama önümüze bir hedef konduğu zaman, o hedefe ulaşabilmek için nasıl mücadele ettiğimizi de, gereğinde gösterdik. Yeter ki, bir şeyleri değiştirme gücünün bizim elimde olduğunu bilelim.
Son seçimlerde yeterli olmasa bile, siyasette değişimi nasıl başarmışsak, birçok yanlışı değiştirmek için de gücün bizim elimizde olduğuna inanalım. Başta üstümüzdeki o yaftalardan kurtulmak, sonra da zihinlerde devrim yapmak için…
Başarı için çalışmak, çalışmak için de inanmak şart… İşte dün, toplum olarak bu ikisini çok çok iyi yaptık… İnanıyorum ki hep birlikte, gerçekten inanarak, isteyerek ve yürekten niyet ederek, güzeli düşünerek, sadece kendi yaşadığımız toprakları değil, dünyayı değiştirebiliriz. Eğer ister ve inanırsak…

YERİN KULAĞI VAR
MEMLEKETİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ: Memleket resmen Allah’a emanet. En işlek caddelerde, kaldırım üzerine çilingir sofrası kurup içki içenleri mi yazalım, yoksa şehrin güvenliğini sağlamakla görevli belediye zabıtalarının kontrol yapmak yerine, arabalarını off licence önüne çekip bira içmelerine mi kızalım. Veya kim oldukları belirsiz, sarıklı kişilerin din tüccarlığı yapmalarını mı? Memleketin çivisi çıkmış ama kimsenin haberi yok…

KİMSEYİ SUÇLAMAYALIM:
Dün “Let’s Do It” Kampanyası’na Lefkoşa Kumsal bölgesinden katılan Mehmet Harmancı bakın tweetinde ne diyor; “Şu yanlış cümle var ya beni illet eden ‘biz çok temiziz, başka yerden gelenler kirletiyor’… Bakınız; Dereboyu’nun arka caddeleri… Helak olduk”… Ardından fotoğraf da yayınlamış. Dereboyu dediğin, Lefkoşa’nın mutena semti. Ara sokaklarda da o mutena insanlar yaşıyor. Orası da çöp alanı olmuşsa artık, daha ne demeli bilmem ki…

MEĞER ÇOK “PİS” MİŞİZ: Yollar sokaklar çöp torbaları ile doldu. Ana yollarda, sokak aralarında yüzlerce çöp torbası. Binlerce insanın özverili katkısı ile, ülkeyi temizlemeye çalıştık. Ve sonunda gördük ki, ne “pis” bir toplummuşuz meğer. “Hadi Temizleyelim” Kampanyası’nı yapanlardan Allah razı olsun. Yoksa kendi pisliğimizde boğulmamıza ramak kalmış. Topla topla bitiremedik. Katkı koyan herkesin eline, koluna, yüreğine sağlık…

ÖNCELİK SAYAÇ TAKILMAYANLARA VERİLMELİ:
İhalesi tartışılıyor olsa da, akıllı elektrik sayaçları bir şekilde takılacak. Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, bu yolla 150 milyon kilowatt kaçağın önleneceğini söylüyor. Bu arada, “sayaç yok” denilerek, harcamadığı elektriği ödemekte olanlara da öncelik verileceğini umut etmekteyiz. Zira bu işin uzun süredir torpille halledildiği yönünde iddialar var…

İZAHA MUHTAÇ:
Cumhurbaşkanı’nın “Rumlar dönüşümlü başkanlığı reddediyor” açıklaması üzerine yorumlar yaptık. “Yuh artık” dedik. Bu konuların yıllar önce halledildiğinden söz ettik. Şimdi de Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis, “Dönüşümlü başkanlık önerisinin sunulması ya da geri çekilmesi söz konusu değildir, çünkü bizim tarafımızdan böyle bir öneri yapılmamıştır” deyiverdi. Ardından da Eroğlu’nu blöf yapmakla suçladı. Haydi bakalım çıkın işin içinden. Dün de dediğim gibi, izaha muhtaç durumlar var…

YOK BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ:
Rum Meclis Başkanı Omiru ile DİSİ ve DIKO’dan 4 milletvekilinin, kardeşlerini, oğullarını ve yeğenlerini ayda 2 bin Euro maaşla kendilerine danışman olarak istihdam ettikleri açıklandı. İçlerinden bir tanesi gayet pişkin, “Ne yapayım, güvenecek birine ihtiyacım vardı” diyor. Acaba bunca yıl bir arada yaşamayı başaramamış olmamızın sebebi, birbirimize bu kadar benzememiz olabilir mi? Hani kör kendinden bilir misali. Partizanlık, adam kayırmacılık, yolsuzluk… Ne dersiniz..?

 

ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: “Biz bakan ve görmeyen bir toplum haline geldik bu ülkede yıllarca maalesef. Bakıp görmeye başlamak için çok zamanımız da kalmadı. Artık silkelenmemiz gerekiyor. Çöplük içerisinde yaşıyoruz. Kanıksadık artık en kötüsü de. Bakıyoruz çöp yığınlarını görüyoruz artık umursamıyoruz. Normal yaşamın bir parçası haline geldi. Bu toplumun bundan kurtulması lazım…”

DİPTEKİLER
Sağlık Bakanlığı: Gün geçmiyor ki, sağlıkla ilgili olumsuz bir haber gazetelerde yer almasın. Kendisi de meslekten gelen bakan Gülle ise politikaya çabuk ısınmış anlaşılan. Göreve geldiğinden beri “cek caklarla” günü kurtarmaya çalışıyor. İlaç yok, birçok cihaz bozuk, hemşire ve doktor eksiği sürüyor. Mesela onkoloji eğitimine gönderilen ve hastaların da çok memnun oldukları bir doktor, aniden acil servise aktarılabiliyor. Sağlıkta “devrim” dedikleri randevu sistemi ise tam bir fiyasko. Korkarım sağlık sistemi daha da karmaşık hale geliyor…

Foto Gündem

Let’s Do It Temizlik Kampanyası’nın başarısında, özel sektörün hem personeli hem de teknik olanaklarıyla büyük katkısı var