Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yabancılaştık…

İhtiyaçlarımız sınırlı ancak itmeyen ve de bitmeyen isteklerimiz sınırsız bildik. Hiç ölmeyecekmiş gibi bi’hırs, bi’arzu ve de bi’ihtiras seli içerisinde koşuşturup gidiyoruz. Koştururken de üzerimizde ekseri Türkiye’nin, az da Premier League takım formalarıyla haşır ve de neşir olduk. Kendi kulüplerimizin sporcu veya forması mı? E evrende öyle bi’dünya yok maalesef. Mâlum, medyadaki pazarlama enfomasyonu sayesinde tam bir tüketici manyağı olduk. Bu süreçte de fazla mesai, ikinci hatta üçüncü bir iş için debelenip duruyoruz. Aileler yabancılaştı, komşular yabancılaştı, sokaklar yabancılaştı, mahalleler yabancılaştı ve sonuçta toplamda yabancılaştık. Şimdiki bebeler bizim kadar şanslı değiller. Eskiden yeşil alanlarda özgürce deli gibi oyun oynardık. Arabalar ezecek veya birileri tarafından ilgili alandan kovulmaca arifesinde merkezli taciz gibi derdimiz yoktu. Okullara yaya veya bisikletle gidilir, ağaçlara tırmanarak meyva yenilirdi. Bilâki lâkaplı abimizin klementin cinsi mandalinaları ve eriklerinin tadını halen ararız ama nâfile. Oyunlar koşa koşa oynanır, ip atlanır ve sürekli bir fiziksel faaliyetler zinciri devam ederdi. Hani bir reklam vardı ya, robot çocuk kirlene kirlene, ıslana ıslana, çamura çimene bulana bulana çocuğa dönüşürdü. İşte, bizimki de o hesap. Bizden önceki ve bizim kuşakta skolyoz adı verilen duruş bozuklukları, alerji, hiperaktiviteyi yönetme veya obezite sorunu yok denilebilecek kadar azdı. Artık elektronik çocuklar büyütüyoruz. Futbolu bile bilgisayar başında oynuyorlar. Fast food sanayi sayesinde 4500 yıllık tarihinde şeker, kolesterol veya tansiyon problemleriyle tanışmayan Çinliler bile artık aynı dertten muzdarip. Uluslararası Olimpiyat Komitesi sürekli olarak “Elektronik ortamda oynama, aynı faaliyeti alanda oyna” demesine bakmayın siz, Uluslararası Elektronik Oyunlar Federasyonu’nu çoktan örgütlediler bile. Maşallah bebelerimizin ellerini sıcak sudan soğuk suya dokundurtmadık. Hâl böyle olunca da hayatımızda tatmadığımız türlü türlü antibiyotikleri buzdolabında eksik etmez olduk. Yeşil alan mı? E onu da tükettik, bitirdik ve de yeşili çimentoya boyamaya çalıştık. Doğaya bi’sürü yarım inşaat bıraktık. Bu villa mezarlığı yaratanların bi’kısmı iflas etti, bi’kısmını bankalar gaspetti, bi’kısmının da ne halt olduğu belli değil. Neyse, zenginliklerimiz için türlü türlü imkânlar var artık. Vaktim yok kuyruklu yalanı bir yere bırakın ve çocuğunuzla birlikte kaliteli zaman geçirmeye bakın. Atlayın bir bisiklete ki bebenizin göz bebeğinin içi gülsün. O da olmadı dağa bayıra çıkıp kır yürüyüşü yapın daha da yabancılaşmadan. Bunun yanında bi’de tatil aldınız mı, keyifinden yenmez bu hayat. Sonuç mu? Sonuçta tek zenginliğimiz bebelerimiz. Anne ve babanın günlük işlerin yoğunluğunu bir tarafa bırakıp, sadece çocuklarına özel ayırdıkları bi’vakitleri olması şart bildik. Sonuçta babaların çocuklara vakit ayırmada zorluk çektikleri değişik nedenler ile çocukları ile daha az zaman harcadıkları sık karşılaşılan bir durumdur. Ayrılan bu vakit çocuğunuz ile ilgili kısa ve uzun vadede birçok fayda sağlayacaktır. Çocuklarımızla geçirdiğiniz vakit onun özgüven gelişimi açısından çok önemli bildik. Onlara vakit ayırmanız onlara verdiğimiz değeri göstermektedir. Bebenin bilinci’ne sana değer veriyorum” mesajı vermemiz şart. Varlığı ile yokluğu hesaba katılmayan ve sanki o evde yokmuş gibi davranmak, çocuğun kendine olan güvenini dolaylı olarak negatif etkileyecektir. E daha da yabancılaşmadan harekete geçmekte fayda var çok şükür. Çok şükür…