BARIŞI KORUMALIYIZ - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BARIŞI KORUMALIYIZ

Mağusa Limanının “gerçekten” liman olduğu yıllarda  liman işçilerine “hammal” derdik! Zaten Mağusa surlar içinde ikamet eden ailelerin babaları oğulları  kardeşleri falan hepten  “hamaldılar..” Belki “gurur” duymazlardı ama yerinip şikâyet de etmezlerdi.

İşte bu hamalların çoğu ağır yükleri kaldır indir, getir götür, taşı,  derken “çatlarlardı..” Fıtık olurlardı yani..


Ondan sonrası artık çok kolaydı. Ağır yüklerden hiç korkmazlar “hamalın zoru çatlayana kadardır” derlerdi!

(BU hatıramı  Anastasiadis’li Rum tarafına dolayısıyla “anavatanımdır” dediği  Yunanistan’a ithaf ediyorum!) Çünkü Türkiye “çatladı!”

Çatlayanın artık çatlama  korkusu yoktur! Bugün İdlib’de savaşan Türkiye yarın hakkı hukuku için Doğu Akdeniz’de de çarpışır.

Haa! “Yunanistan Suriye değildir” yada “Anastasadis’li Rum yalnız değildir” demek safdilliktir! Allah göstermesin es kaza patlayacak bir savaşın ne aklı olur ne mantığı.. Savaş savaştır! Olup bitikten sonra arkasında sadece ölümler, yanmış yıkılmış kentler köyler ve yıllar yılı sürecek onulmaz düşmanlıklar bırakır..

DOLAYISIYA artık  Güney’deki  komşu Kuzey’deki Türk halkı ile oynamaktan vazgeçmeli!

Yıllar yılıdır “Federasyonla” çıkılan çözüm yolunda “Federal sistemleri” bile rezil rüsva etmek pahasına “hayır”larıyla reddeden Anastasiadis’li Rum,  burnunun dibindeki “İdlib” odaklı savaşa, bu savaşın sonucunda milyonlarca  göçmenin insanlık dramına,  bugün de  Yunan sınırını aşmak için ölümleri göze aldıklarına bakıp; 46 yıldır barış içinde yaşadığımız Kıbrıs adası gerçeğinden ibret almalıdır.

Ha, şunu da hatırlatalım: Adadaki bu “barış,” sınır kapılarını enten püften nedenlerle kapatacak kadar  kafasını Türk düşmanlığı ile yemiş Anastasiadis’in sayesinde gerçekleşmedi,  yatıp kalkıp Türkiye’ye dua etmeli!

*****

AL SANA BİR GAİLE DAHA!

Benimkisi “merak” değil, “tedirginliktir!” Şöyle ki:

Şunun şurasında iki aydan da az bir zaman kaldı.  Allah kabul ederse “kırk bir kere maşallah galiba 44’üncü mü olacak ne; bu kez de Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşecek..

Ve tabi ki “en yakışıklı en genç, en karizmatik” adayı değil..       Partiliysek, önce partinin gösterdiği adayı.. Partili değilsek tutun ki  çözümü sağlamasa da belki müzakereleri yeniden başlatacağına inandığımız.. Yada sempati duyduğumuz adayı  sandığa gidip oylayacağız.

TUTUN ki sandıktan Tatar çıktı. Yada Özersay..

Ben “birinin Başbakan, diğerinin  Başbakan yardımcısı” olduğu iki ayrı partinin Başkanlarından birinin “Cumhurbaşkanı” olarak sandıktan çıkması halinde Hükümetin ne olacağına taktım, düşün düşün oluyorum!

TAPLO şu: Eğer sandıktan Tatar çıkarsa yardımcısı Özersay tabi UBP’nin de onayı ile  vekâleten Hükümetin başı olarak görevi yüklenecek ama kaç zaman?

Çoğunluktaki UBP içinden Başbakanlık koltuğuna oturtulacak  mevcut Bakanlardan yada vekillerden biri, ortak HP’ini tatmin etmezse ne olacak?

TABİ Anayasamıza da baktım. Orada “bir gün UBP ile HP Koalisyon Hükümetinin hem Başbakanı hem de Yardımcısının Cumhurbaşkanı adayı olurlarsa ve Başbakan Cumhurbaşkanı seçilirse… “Şu bu olacaktır” diye bir madde yok!…

Dolayısıyla (ola ki hükümet bozulur) diyerek Cumhurbaşkanına baktım.

Madde 88’in (2) fıkrasında şöyle der: “Cumhurbaşkanı, bu Anayasanın 106. maddesinin kurallarına uygun olarak altmış günlük süre içinde Cumhuriyet Meclisi çoğunluğuna dayalı bir Bakanlar Kurulunun atanmasına olanak bulunmaması halinde; Cumhuriyet Meclisi Seçimlerinin yenilmesine karar verir…”

YOKSA diyorum geçmişte her yıl bir seçim yapardık da eğer Tatar kazanırsa, artık her altı ayda, bir seçim mi yapacağız? Neyse, bindik alamete gidiyoruz kıyamete!

*****

KISACA TAKILDIĞIM: (SINIR KAPATAN ANASTASİADİS!)

Derinya Sınır kapısına gidip iki defa hapşırsanız en az beş on kişiyi nezle yaparsınız..

Bu küçük adanın kaderinde belki artık “iki halkın birlikte” yaşamaları mümkün değildir ama birbirleriyle ilişkilerinin kesilmesi de mümkün değildir..

Bu kadersel bağı “Anastasiadis” gibi liderler “çözümsel tedbirlerle” yasal zeminlere oturtmak yerine, despotça kararlarla husumet haline sokarlar!

Anastasiadis’in asıl amacının   halkını  “korona virüsünden” kurtarmak olmadığı; Güney’de “olağanüstü hal uygulamasına” bile gitmeden, Kuzey’deki liderlikle temasa  geçmeden kapıları kaparak “Türk tarafıyla mümkün olduğunca ikili ilişkileri zayıflatıp kesmek istediği  apaçık ortadadır!

Ki bir diğeri de “Ben tüm adanın tek egemeniyim” imajını çakmak! “Canım isterse kapıları açar istersem kapatırım” dedirtmek!

FAKAT bu kez dersini Türk tarafı vermedi, bizzat “korona virüsünden koruyacağım” dediği kendi halkı verdi..!

Rum ahalinin kendi Cumhurbaşkanına  yönelik bu karşı koyuşunu bir yere kaydedin. Çünkü barışı halklar gerçekleştirir..

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar