Bu sene ekonomi alanındaki Nobel Ödülü’nü Amerikalı üç profesör kazandı. Üçünün ortak yanı da fakirliği ortadan kaldırmak amacıyla yaptıkları deneysel çalışmalar.
Bunlardan birinin adı dikkatimi çekti: Abhijit Banerjee. Bu adam Hint asıllı olabilir mi? Öyleymiş. Bengal olabilir mi? Bingo, Bengal imiş.
Bengal denince aklıma iki şey gelir. Bengal kaplanı ve Tagore. Rabindranath Tagore 1911 yılında edebiyat alanında Nobel ödülü kazandığı için daha çok şairliği ile tanınır ama o hem bir besteci hem de bir ressamdı. Bizim öğrencilik yıllarımızda adı çok sık anılırdı. Giderek adı unutuldu galiba.
Onlar kendilerine “Bangla” veya “Banglo” diyorlar. Bu nedenle çoğunluğu Müslüman olan 160 milyon nüfuslu Doğu Bengal’e “Bangladeş” deniyor. Çoğunluğu Hindu olan 90 milyon nüfuslu Hindistan eyaletine de “Batı Bengal” denir. Batı Bengal’in başkenti, bizim okullarda “Kalküta” olarak öğrendiğimiz ama şimdilerde adı “Kolkata” olan kenttir.
Ekonomist “Banerjee” ile Nazım Hikmet’in “Benerci” olarak kullandığı ismin aynı isim olduğunu sanıyorum. Banerjee, Benerci’nin torunu falan olabilir mi? Benerci’nin hikâyesinin Kalküta’da (Nazım ona “Kalkuta” diyor) geçmiş olması rastlantı değildir. Britanya sömürgecilerine en çok sorun çıkaran toplum Bengallerdi. Bu nedenle Nazım’ın devrimci kahramanının Bengal olması hem doğru hem de doğaldı.
Bu düşüncelerle tozlu Nazım Hikmet ciltlerini indirdim ve “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” kitabını bir daha okudum. Son okuyuşum Mayıs 1970 tarihinde imiş.
Nazım her ne kadar bize Benerci’nin “maskat-ı re’si” yani doğum yerinin Delhi olduğunu söylese de eylemlerinin tümü Kalküta’da yer almaktadır. Benerci’nin kim olduğu konusunda iki yede bilgi veriliyor:
“İsmi: Benerci,
Kendisi aslen Hintli olup
Maskat-ı re’si Delhi’dir.
Dostlarının nazarında tam
adam,
düşmanların indinde azgın bir delidir,
ve Britanya polisinde künyesi şüphelidir…”
“Ve Asya’da
bir memlekettir Hindistan,
Kalkuta Hindistan’da bir şehirdir,
Benerci Kalkuta’da bir insan…”
Sonra bize Teymis (herhalde “Times” demek istiyor) gazetesinden şu haberi veriyor:
“Kalkuta – Kızılların tevkifatı devam ediyor. Şehir civarındaki çay tarlalarında metrûk (terkedilmiş-BA) bir evde toplanan gizli Vilâyet Komiteleri içtima (toplantı-BA) halindeyken derdest edilmiştir. Yedi kişiden mürekkep olan (oluşan-BA) komite azalarından altısı yakında adliyeye verileceklerdir. Yalnız ilk istintak (sorgulama-BA) neticesinde, gene komite azasından, Benerci isimli bir genç tahliye olunmuştur (serbest bırakılmıştır-BA).”
Arkadaşları, doğal olarak, kendisinden şüphelenip yüz çevirirler. En yakın arkadaşı Somadeva bir meydan nutkunda şöyle haykırır:
“Bu adam nefsini (öz benliğini-BA) kurtarmak için yoldaşlarını satmıştır. Benerci müstevlilerin (istilâcıların-BA) casusu olmuştur. En yakınlarının kellesini satmasaydı … onun kahrolası başını omuzlarının üstünde bırakmazlardı.”
Şair, Benerci’nin yalnızlığını şöyle anlatır:
“Onlar, hep beraber grevdedir…
O, yapayalnız evdedir.
Yapayalnız…
Tavan, kapı ve duvar…
Onu kavgaya çağırmadılar.
Günlerdir ki onu gördükçe arkadaşları,
çevriliyor başları…
Benerci yatakta,
Kalkuta ayakta.”
Söylemeyi ihmal ettik. Benerci’nin bir de sevgilisi var. Hem de İngiliz. Bir gün kadının çantasında gördüğü belgeler sayesinde sevgilisinin istihbarat servisi ile ilişkisi olduğunu ve arkadaşlarını onun ihbar ettiğini öğrenir. Kadını öldürür ve oradan uzaklaşır. Ve tekrar parti işlerine döner. Bu arada arkadaşı Somadeva verem olur ve ölür.
Bir süre sonra Benerci yakalanır ve yargılanır. Şairimiz şöyle anlatıyor:
“Hindistan’ın hakiki istiklâl ve hakiki kurtuluşu için çalıştığından dolayı, Britanya polisi tarafından tevkif, Britanya adliyesi tarafından muhakeme ve Britanya hükümeti tarafından Benerci hapse atılmıştır. Cezası 15 senedir. Benerci bu 15 adet seneyi taş bir hücrede tek başına geçirecektir.” Hapishaneden çıktığı gün kalabalıklar kendisini bir kahraman gibi karşılamıştır.
15 sene gelip geçer ama delip de geçer. Benerci artık yaşlanmış ve kendisini intihar etmeye hazırlamıştır. Şimdi esas soruya geldik: Bir devrimci hangi koşullarda kendisini öldürebilir? Bunun cevabını gelen hafta bulmaya çalışalım.
Bu hafta Banerjee ile yetinelim. Nazım sağ olsaydı bugünkü Benerci hakkında da bir şiir yazar mıydı? Büyük bir ihtimalle yazardı, derim ben. İnsanlığı fakirlikten kurtarmaya çalışmak es geçilecek bir konu değildir. Böyle bir konu üzerine balıklama dalmaması için bir neden göremiyorum.
































