Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bana Kaderimin Bir Oyunu Mu Bu?

 

Bir süredir kadercilik üzerine düşünüyorum. Kadercilik dediğim şey bir teslimiyet ve çabasızlık değil elbet. Hatta bunun adına ben bile ‘kadercilik’ demiş olabilirim ama anlattıkça ortak bir anlam birliğine varacağımıza inanıyorum.

Hayatta pek çok şey yaşıyoruz, bazısı su gibi akıp giderken, bazısı bir türlü olmuyor. Ve günün sonunda o konu ile ilgili ne kadar direnirsek direnelim ne kadar oldurmaya çalışırsak çalışalım sanki evren ya da bir güç son hamlesini yapıp o şeyi en hazırlıksız anımızda elimizden alıveriyor. İşte gerçekten bu bir hokus pokus mu yoksa; süreçte karşılaştığımız engeller, ısrarla inkar ettiğimiz kulağımıza gelen söylentiler, yaşadığımız duygusal çalkantılar aslında bizi uyaran sinyaller mi  diye düşünüyorum. Yazarken elbet buna dair bilimsel açıklamalar da gelecektir aklıma ama bir yerden yazmaya başlamak gerekti diye gerçeklikten kopukluk şeklinde algılanabilenecek bu hipoteze şimdilik çok takılmıyorum.

 

Ne oldu da kader ile ilgili düşünmeye başladım peki! Aslında bu dönem dönem aklıma gelen bir şey. Hani bir söz vardır ya; gün gelir amin dediğin dua olmadı diye şükredersin gibisinden. Evren hayatımın belli evrelerinde uğruna çok çaba harcadığım, oldurmaya çalıştığım, olmadı diye Allah’a darıldığım şeylerin aslında hayrıma olmadığını zaman içerisinde bana göstermiştir hep. İşte öyle anlarda hep bu konu gelir aklıma.

‘Belki de bazı şeyleri zorlamamak gereklidir Ece.’ der sonra unuturum:

 

-Mesela sürekli kavga ettiğin ayrıl barış devam eden bir ilişkinin, bitmesi gerekiyordur belki de.

-Sürekli seni tetikleyen bir ortamda hayır ben kalıp güçlenecem demeden basıp gidebilmen ya da…

-Ya da sık sık hastalanıp sakatlanıyorsan belki de yaptığın spor sana uygun değildir.

Ve daha bir sürü örnek ya da soru işaretleri dolanır aklımda öyle zamanlarda…

 

 

Daha da basite indirgersek bu yazı nasıl ve hangi yaşanmışlıktan doğdu aniden açıklıyayım isterseniz. 2 gün önce yoga yaparken çok istediğim bir pozu, dizimi zorlama pahasına biraz gaza gelerek  incittim. Eğer ordaki ağrı beni durdurmasa idi ve ben zorlamaya devam etse idim ; belki de bağların kopması ile yatıp kalmak zorunda kalacaktım. Diyeceksiniz ki bu zaten insanın doğasında olan bir şey.  Ağrı  beden bütünlüğüne bir zarar gelmemesi adına koruyucu bir uyarandır zaten.

Evet ben de tam anlamı ile buna benzer bir durumdan bahsediyorum aslında. Belki de hayatta durmamız gerektiğini gösteren de hissettiğimiz duygulardır. İşin içine duygular girince ruhsal hastalıklar da söz konusu olduğu için insan her zaman doğru sinyal mi değil mi ayrımı yapamayabiliyor tabi ki; ama eğer bir ilişki, bir iş, bir ortam sürekli olarak sizde kaygı uyandırıyor, üzüyor ya da korkutuyorsa oraya bir daha bakmakta fayda var diye düşünüyorum.

Az çok artık beni tanımışsınızdır eskiye oranla bu huyumu törpülemiş olmakla beraber istediğim uğruna her türlü mücadele ve fedakarlığı yapan, kolay kolay pes etmeyen ama vazgeçtiğim anda da elimden gelen her şeyi yaptım deyip ardına bakmayan biriyim. Hatta yoga yolculuğuna da bu sebeple sürüklendiğimi düşünmekteyim çoğunlukla. Matta kendime karşı olan acımasız ve mükemmeliyetçi tavrım ancak somuta indirgenen sakatlıklar sonrası gözüme çarpmalıydı ki soyutta da bunu kendime yaptığımı fark edebilmeli idim.

 

Aslında bilmiyor muydum? Yıllarca terapiden geçen biri nasıl bilmez? Biliyordum tabi ki ancak bazen sadece bilmek yetmez görmek de gerekir kabullenebilmek için. Çünkü hayatı boyunca istediğini kendi çabası ile alan biri için bu bir yenilgi olurdu aksi takdirde.

Bugünkü yazı biraz serbest çağrışım biraz sohbet tadında oldu sanırım; farkındayım. Nerden başladık nereye geldik. Ama sanki karşımda sizler varmışçasına sohbet ediyor gibi yazmak da benim hoşuma giden bir şey. Bir nevi olası varlığınız yalnızlığıma liman oluyor diyebiliriz.

Özetle; demeye çalıştığım şey aslında somutta sistem bizi korumak üzerine tasarlandı ise soyutta da bunun üzerine tasarlanmış olması ihtimalinden başka bir şey değil. Belki siz de hayata bu gözle bakarsanız bazı örnekler bulabilirsiniz. Ya da bu bir hipotez olarak çürür gider.

 

Önemli olan eğer böyle bişey varsa; biz bunu ne kadar görebiliyor; görsek de ne kadar kabul edebiliyoruz? Kabul etmemizin önündeki engel ne? Neden bırakmak pek çoğumuz için bu kadar zor? Neden sıkı sıkı tutayım, elimden kaymasın derken paramparça olmayı göze alıyoruz? Bu hırs, bu inat niye? Kendimizle derdimiz ne ya da kime neyi ispatlamaya çalışıyoruz? Cevabı bulan yazsın… Sevgiyle!