Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AZINLIK STATÜSÜ: (KİMSENİN TÜRK HALKINI AZINLIK STATÜSÜNE SOKMA HAKKI YOKTUR)

İngiliz sömürge döneminde üstelik cemaat esamesinde bir toplumken en büyük şikâyetimiz sömürge valisinin  Rumlar karşısında bizi “ikinci sınıf” bir toplum durumuna düşürmesiydi.
Nitekim rahmetlik Necati Özkan da KATAK’ı çok iyi niyetlerle kurduydu. Ne var ki sonradan fark edildi ki açılımı “Kıbrıs Türk Azınlıkları Kurumu” olan “KATAK” kendimizi “ekalliyet” yani “azınlık” olarak lanse  büyük bir hataydı.  Nitekim Dr. Fazıl Küçük ve bazı aydınlar tarafından  çok eleştirmişti.
Vesselam adada olduk olalı “azınlık” yakıştırmasından çok çektik. En basit örneği İngilizin Kavanin Meclisi devamında gerçekleşen ve “azınlık çoğunluk üzerine” kurulan “Zürih Londra Anlaşmaları” sonucundaki “Üniter Kıbrıs Cumhuriyetidir!” O anlaşmayla hem Yönetimde hem güç paylaşımında   yüzde 30 oranını kabul ederken, Rum halkı da yüzde 70 ile temsil hakkı buluyordu! Elimizdeki tek savunma ve kendimizi koruma silahı, Rum olan Cumhurbaşkanının  Türk yardımcısına verilen (Dr. Fazıl Küçük) “veto” hakkıydı. Hatırlatalım: “Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyetini yıkma nedenlerinden birisi de Türk tarafına verilen bu “veto” hakkıydı, çünkü istedikleri gibi Rum’dan yana kararlar alamıyorlardı!.. Annan planında da vardı azınlık-çoğunluk..
ŞİMDİ NE OLUYOR: Bir süre önce Havadis gazetesi müzakere masasında tartışıldığı söylenen  mülkiyetle ilgili harita ve belgeleri yayınladıydı.. O haritaları belgeleri bir süre incelemeye çalıştım. Anlamak mümkün olmadı! Nitekim dün “Kulis köşesinde” bu konuda değerlendirme yaparken ayni sıkıntıyı yaşayan Başaran Düzgün bakın olayı nasıl yorumladı:
“…Belgenin içeriği doğrusu mülkiyet ve toprak konusunda  kendini uzman sayan bendenizin bile kafasını karıştıracak cinstendir. Hazırlanan şemalar ve krokiler içinden çıkılmaz bir labirente dönüşecek gibi görünüyor. Belgeyi hazırlayanın Rum olduğu aşikâr…”
Sadede gelelim. Tüm bu çalışmalar (kesinlikle inanmanız gerekir) Türk halkını “Devlet, Yönetim, Güç Paylaşımı, Vatandaşlık, ikamet, siyasi hakların kullanılması, toprak, güvelik konularında “azınlık” konumuna düşürmek içindir! Nitekim Rum nüfusun Kuzey’e sokulmak istenmesi, Türk nüfusun belirli sayıda tutulma niyetleri, Kuzey’deki Rum mülkünün büyük oranda Rum sahiplerine devri gibi inatla sürdürülen müzakereler sonucunda referanduma gidecek Türk halkı, “siyasi eşitlik” haklarında değil, “azınlık haklarında” ve bir cemaat duruma düşmüş olarak gidecektir!  
KİMSENİN BUNA HAKKI YOKTUR: Başta Sn. Akıncı ve Ankara da olmak üzere 444 yıldır bu adada  var olan Kıbrıs Türk halkına “çözüm uğruna azınlık statüsünü layık görmesi hakkı yoktur!” Böyle bir çözüm adadaki Türk halkını eritir bitirir!               

*********    

    YÖNETİM SORUNLARI:  (TEK SUÇLU MAĞUSA BELEDİYESİ Mİ)
Dün “belediyeleri devletten ari tutamazsınız” dedikti. Demeye bile gerek yoktur. Çünkü iyi çalışıp iyi yöneten  Yönetimlerin “Kurumları” da iyi çalışır! Oysa özellikle son dönemlerde  memleketi yönetmeye talip olan “politikacılarımız”  hem başarılı olamıyorlar  hem  icraatlar yerine sorunlar yaratıyorlar! Dolayısıyle sorunları çözme kabiliyetleri ortadan kalktığı için Bakanlıklarının kapılarında ne grevler ne de eylemler bitiyor!           Bu açmazlardaki Hükümetin kendi kurumlarını halka şikâyet etme hakkı da yoktur! Hele medyanın önüne çıkıp “ne yapalım biz elimizden geleni yapıyoruz ama işte görüyorsunuz neler çekiyoruz bu kurumların elinden” demek tek kelimeyle “yönetim acizliğidir!”
Dün ne dedikti: “Belediyeleri aslanların önüne atar gibi halkın tepkilerinde parçalatacak taktiklerle zevahiri kurtarmak mümkün değildir! Çünkü o belediyeleri “yerel yönetimler”  olarak “organize”  edemeyen bizatihi devlettir!  Ki hâlâ ana yollar Devletin “kara yolları” sorumluluğu içindedir, elektrik lambaları Kıb-Tek’in! Ve hâlâ Belediye sınırları içindeki eski eserler devletin “Eski eserler sorumluluğundadır” Belediyeler taşına dokunamazlar mesela Mağusa surlariçi bu nedenle viraneye dönmüştür… Kaldı ki devletin sayıştayı çalışamıyor,  çalışamadığı için Belediyeleri de denetleyemiyor! Denetlemek istediğinde de Kıb-Tek’in yaptığı gibi kapı dışarı ediliyor!
MAĞUSA BELEDİYESİNE BİR DAHA BAKALIM.  Dün hem İsmail Arter hem eski Belediye Başkanı Oktay Kayalp açıklamalar yaptılardı. Çok kısaca borçlar konusundaki açıklamalar şöyleydi:           Kayalp’ın açıklaması:  Seçimlerden sonra devredilen borç 10 milyon 794 bin. Devredilen alacak: 27 milyon 253 bin. Çalışanların sayısı ise 270+70.  İhtiyat sandığı, sigorta vergi borcu yok.
İsmail Arter’in açıklaması: 13 milyon 660 bin borç devraldım diyor. Şu anda borçları 11 milyona indirmiş. Ve ekliyor 17 milyon borç taktığım yanlış. 57 işçi istihdam ettim diye de ekliyor. Su olayına  değinirken de “bana karşı komplo olabilir” diyor ilgili Bakan Şahali bunu anında yalanlıyor.
Bunları neden aktardım? İsmail Arter bir yerde şunu da söylüyor: “Ben göreve geldiğimde Sayıştay Başkanlığına yazı yazdım. Denetleme için. Ne devraldığımı bileyim diye. Denetlenmek emniyettir. Beni denetlesinler. Önceki gün Sayıştay Başkanlığından geldiler. (Ne erken değil mi?)  Elektrik borçları ile yazı yazmamı istediler. Yazıyı yazdım. Bu 13 milyon 660 TL’lik borcun içinde 3 milyon civarında yazılmış ama esnafa ve işadamlarına verilmemiş bekleyen ve bozulmamış çekler var… Vesaire.”
Dikkatinizi bir daha çekerim. Oktay Kayalp’ın da en büyük şikâyetlerinden birisi  Güzelyurt’tan gelene kadar başına olmadık kazalar geldiği için bir türlü Mağusa’ya doğru dürüst ulaşamayan su sorunuydu! Sorun devam ediyor!
Kayalp’ın da  en büyük sorunu taş üzerine taş oturtmayan Eski Eserler Dairesini aşamaması dolayısıyle göz göre Mağusa’nın virane ve pislik içinde kalmasaydı! Sorun  devam ediyor!
Kanalizasyon çalışmaları Mağusa’yı allem kalem etti! Bir baştan bir başa yolları, kaldırımları, trafik düzenlemesi ile yenilenmesi gerekiyor!  Böylesi büyük projeleri bu memlekette hangi belediye yapabilir eğer Devlet katkıda bulunmazsa?
Mağusa’da trafik ve işaretleri devletin de sorunudur. Devlet görevini yapmıyor ki Belediyeden hesap sorulsun!..
Bakın artık bu memlekette “bilumum yöneticilerin birbirlerinin yüzlerine bakacak halleri kalmadı! Al birini vur ötekine! Dolayısıyle karşılıklı suçlamalara girişmeden önce iş yapmaya başlayın! O suçlamaları nasılsa  medya  ile STÖ’leri yapıyor zaten!