Yazdan kalma bir günden
Ya da çölde çay filminden
Bir sahne var aklımda
Oyuncular sanki biziz
Mutsuzuz ikimiziz
Kimi aşklar hiç bitmezmiş
Bizimkisi bitenlerden…
İki yabancı
Birlikte ama yalnız
İki yabancıyız…
Teoman’ın o meşhur şarkısı bu dizelerle başlar ve devam eder… Farklı hayatlarda aynı anıları yaşatan, bir zaman en yakınken artık iki yabancı olan, ama söz konusu anılar olduğunda ortak paydada buluşan iki kişinin hikayesidir bu… Hangimiz yaşamadık ya da yaşamıyoruz ki bunu? Ancak şarkıyı dinlemek ne denli keyifli ise, kabul etmekte zorlandığımız o denli büyük bir gerçek var. Ne mi; ‘Her şeyin bir sonunun olduğu gerçeği!’.
Mutlu olduğumuz anlar sonsuza dek devam etsin ,ya da bir ilişkiye başladığımız zaman hep ilk günkü heyecanı ile kalsın istiyoruz. Tatiller biterken derin bir mutsuzluğa gömülüyoruz. Hatta mutsuzluklar, acılar, kaygılar bile hiç geçmeyecek hep öyle kalacakmış gibi hissediyoruz. Halbuki daha doğarken bir gün öleceğimiz gerçeği ile doğmuşken. Yani her şeyin bir sonu olduğu gerçeği ile…
Siz hiç dalda yıllarca tüm sulu ve lezzetli hali ile bekleyen bir meyve, ya da tüm canlılığı ile solmadan duran bir çiçek gördünüz mü? Aldığınız bir eşya, hiç kullanmasanız bile ilk günkü gibi kalabiliyor mu? İlk doğduğunuz andaki gibi misiniz şu an? Tabi ki hepsinin cevabı ‘Hayır’. Her şey değişir, dönüşür ve günü gelir sonlanır. İşte; eğer söz konusu ilişkilerse bazen aynı anılara sahip iki yabancı olarak devam etmek durumunda kalırsınız yola… Bazen de onun da anılarını yürekte taşıyan bir yolcu olarak… Aslında demeye çalıştığım sonu olmayan hiçbir şey olmadığı gibi, bitmeyen bir ilişki de yok aslında… Belki ölüm sizi ayırana kadar sürüyor; ama yine de bir şekilde son buluyor. Anlayacağınız üzere sadede ilişkiler, eşyalar, olaylar değil en başta yaşam bile son buluyor… Peki daha doğarken beraberimizde getirdiğimiz bu bilgiyi kabullenmekte neden zorlanıyoruz?
İnsanoğlunun başa çıkmakta zorlandığı en temel şeylerden biri belirsizliktir çünkü. Hatta, içinde bulunduğu durum ne denli kötü olursa olsun, belirsizliğin korkutuculuğu karşısında, çoğu zaman kendine iyi gelmeyen o alanda kalmayı tercih eder insan bu yüzden. İnsan, sonun belirsizliği ile başa çıkamadığı için, içine girdiği o durum kendine iyi gelsin gelmesin, o durumun hep süreceğine inanmak ister. Bu bir nevi zihnin kendi sağlığı için kendi güvenli alanını ya da konfor alanını oluşturma şekli aslında. Fakat buna sorgulamadan teslim olmak kendini kandırmaktan ve şuursuzca yaşamaktan başka bir şey değildir.
Hemen hiç kimse ayrılıkları sevmez.
- Ayrılık her şeyden önce içinde vedaları barındırır, bu nedenle üzücüdür.
- İçinde geleceğin belirsizliğini barındırır, bu nedenle kaygılandırıcıdır.
- Bazen de kendine yapılan haksızlıkları barındırır, bu nedenle öfke uyandırıcıdır.
Ancak ayrılıklar içinde;
- Çıkarılacak dersler barındırır. Öyle dersler ki bizi gerçek bize yaklaştıran, hayatımızı daha kaliteli bir şekilde yaşamamızı sağlayacak olan derslerdir bunlar…
- Hatırlandığı zaman yüzünde gülümseme uyandıran anılar barındırır.
- Yeniden yeni bilgilerle, kendinizi daha çok tanıyan halinizle oluşturacağınız bir gelecek ve bu nedenle de içinde bolca yaratım enerjisi ve heyecan barındırır.
Şimdi sen karar ver. Çokça güzel anlar yaşadığın o insanla yaşadığın sonun tatsızlığı ile devam etmek mi istiyorsun yola; yoksa ayrı bedenlerde ortak anılara sahip iki yabancı olduğunuzu kabul ederek hayatının merkezine kendini alıp kendini büyütmeye devam ederek mi? Cevabı sende, sadece hayata nasıl bakmayı tercih ettiğinde…
































