Aynen bunu söylemeye çalışmıştım…

22 Haziran 2018 Cuma | 11:45
Köş, Moreket
Kıbrıs Town Houses

Daha iki gün önceki yazımdı. “Bunlar bizim gerçeklerimiz… Sorunlarımıza alıştık sanki…

Medyada o kemikleşmiş sorunlardan her gün en az bir tanesi manşette olsa da, artık alıştık, duymuyoruz bile…” demiştim ve çevreden, zehirli gıdalardan, trafikten örnekler vermiştim.

Yine demiştim ki; “Bir toplum önce kendine güven duyacak, kendine saygısı olacak ve doğru seçimler yapıp, adam gibi yaşamayı talep edecek…Tabii bunun için de önce cesur olacak…Pasifleşmiş, duyarsızlaşmış bir toplumun devinim göstermesini, kalkınmasını, iyi yönetilmesini nasıl beklersiniz ki..?Talep yok ortada…”.

Dün bir örnek de Serdar Denktaş’tan geldi…

Kıbrıs Postası’nda Ulaş Barış’a konuşurken, Belediyeler Yasası’nda reform yapmaktan, belediyelerin sayısının azaltılmasından bahsetmiş ve şöyle demiş…

“Yasanın içine ekonomik olarak sürdürülemeyecek belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasını gündeme almak zorundayız. Demokratik değil diye yaklaşımlar olabilir ama düzgün yürümek istiyorsak, kendi evimizin efendisi olalım söylemlerinde samimiysek ciddi tedbirler alınmak zorunda kalınabilir”…

İşte budur…

Tüm bu laflar, her dönem ortada döner.

Belediyelerin sayısının azaltılmasını, rantabl hale getirilmesini, kaynakların verimli kullanılmasını hep bu dönemlerde, seçimler öncesinde duyarız.

Ekonomik aklın da söylediği budur.

Ama yapmayız, yapamayız.

Neden yapamadığımızı da söylüyor zaten Serdar Denktaş…

“Siyasi değil, rantabl ekonomik akılla işleyecek bir sistemi gündemimize almak zorundayız”.

Tamam, işte budur… Siyaset!

Sorun ortada, her gün bir belediye zora giriyor, batan batana… Kaynakları yetmiyor ya da verimli kullanılmıyor. Hovardalık var, beceriksizlik, kötü yönetim var.

Ama çare de ortada…

Küçüleceksin, belki merkezileşeceksin, sorun yaratmaya devam eden varsa da görevden alacaksın…

Hani Cemal Bulutoğluları olayı gibi…

Ama meğer o işlem de Yasa’da yokmuş.

Serdar Denktaş aradan bunca yıl geçtikten sonra, “kayyum atamayı yasaya koymalıyız” diyor.

Pratikte yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz da noktayı koyamıyoruz bir türlü.

Şimdi, bu ülkede, bu adımları atacak cesarette bir hükümet formülü olduğuna inanıyorum hala…

İşte fırsat.

Bu seçimleri de yapalım, ama son olsun.

Küçüleceksek küçülelim, belediyeleri kayda alalım, takibe alalım, borç üstüne borç yapmalarına göz yummayalım, kefalet senedi vermekten vaz geçelim, kayyumsa kayyum.

Ama yapalım…

Yeter artık…

Biliyor musunuz, halkın da bir hükümetten beklediği budur.

Bırakın rantçıları, yancıları, çıkarcıları.

Onlar toplumun kaçta kaçıdır ki..?

Vurun elinizi masaya…

Reform budur…

Geçmişin hastalıklarını merhemle tedavi edemezsiniz.

Orada hastalıklı bir organ varsa, etkisi yayılmaya devam ediyorsa, aynen kangren gibi, kesip atacaksınız.

Siz dememiş miydiniz, “siyasi hayatımıza mal olsa da yapacağız” diye…

 

YERİN KULAĞI VAR

SON 2 GÜN:

Adaylar için en kritik iki güne girdik. Haftalardır sokakları ev ev dolaşıp projelerini anlattılar ve seçmenden oy istediler. Bu saatten sonra artık yapılacak hiç bir propaganda işe yaramaz, herkesin az çok bir fikri oluştu. Şimdi yapılması gereken, o kararı korumak. Çünkü yıllarca, son gece “duygusal nedenlerle” seçim kazanıp, kaybedenleri çok gördük. Onun için yapacakları en iyi şey oylarına sahip çıkmak olacaktır…

 

DENKTAŞ’TAN EROĞLU’NA MESAJ:

Lefkoşa’da seçimlerin Harmancı ile Gencay Eroğlu arasında geçeceğini söyleyen Serdar Denktaş, LTB seçimlerinde Hasan Sertoğlu’nu desteklediğini açıklayan Derviş Eroğlu’na, “Oyunu yakmak istemiyorsa Gencay Eroğlu’na, oyunu yakmak istiyorsa da Sertoğlu’na oy versin” mesajı gönderdi. Şimdi herkes merakla Derviş beyin son gün bir hamle yapıp yapmayacağını bekliyor…

 

MAFİŞ KURBAN:

Keşke birisi otursa da, şu seçim vaadlerini alt alta yazsa… Ve bunlar vaadde kalmasa, gerçekleşse,

bambaşka bir ülke olurduk. Hurmanın tepesinde kalan Arabın adakları gibi kalıyor hepsi. Seçimden sonra koltuklara oturunca, “mafiş kurban”… Onun için diyorum, reklamlara kanmayalım, körü körüne particiliği bir tarafa bırakalım. Güven veren bellidir, biraz izlemek yeter…

 

ÖZELDEKİLERİN GÜNAHI NE?:

Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın Havadis Tv’de açıkladığı “Hayat pahalılığının 2 ayda bir çalışana ve emekliye verilmesi” kararı kamu çalışanlarında sevinç yaratırken, özelde çalışanlar “bizim suçumuz özelde çalışmamız mı” diyerek sitem ettiler. Bu ülkedeki pahalılık özel, kamu diye ayırmıyor. Döviz artışı hepimizin belini büktü, özellikle de asgari ücrete talim eden işçilerin…

 

BUNU DA GÖRDÜK:

Camiler,  Din İşleri Dairesi’ne bağlı… O da Vakıflara… Önce sorumluları yazalım da…. Şimdi bu idare, camilerin temizlik masraflarını doğru dürüst karşılamadığı için, bazı camiler de tuvaletlerine kilit vurmuşlar. Sonra ne olmuş biliyor musunuz, Ramazan boyunca camileri dolduranlardan bir kesim, cami duvarlarına pislemişler. Hem de nasıl. Bunların, ülkedeki yabancılar olduğu mahalleliler tarafından da saptanmış. Ne sakinler, ne de belediye başa çıkabilmiş. Oysa Vakıflar’ın Türkiye’den gelen büyük bir bütçesi var. Bence önceliği asli görevlerine vermeli…

 

HALA GÜNCELLEYEMEDİK Mİ:

Her seçim yaşadığımız ve yıllar önce ölen vatandaşlara gönderilen seçmen kartlarındaki kural, bu yıl da değişmedi. Bu ülkede ölen de, doğan da belli ve kayıt ediliyor. Hal böyle iken hala daha bu konuda bir güncelleme yapılmamasını anlamak mümkün değil. Doğanı kaydederken, öleni de kayıtlardan sileceksiniz. Tekonoloji çağında bun yapmak bu kadar mı zor? Umursamazlığımız her konuda olduğu gibi burada da önümüze çıkıyor… Nüfusumuzu kontrol edemeyişimizi anlıyorum da, ölenleri de mi kontrol edemeyiz…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Hasan Ulaş Altıok: “Üzülerek görüyorum ki bazı seçmenlerimiz hâlâ kişisel ilişkiler ve çıkarlar esasında oy kullanma eğiliminde. Geçmişten dersler çıkarmadıkları çok açık. Bu da popülizmi ve saçma sapan vaatleri ve sloganları ön plana çıkarıyor. Umarım bu kez olsun aklıselim galip gelir ve gerçekten iş yapabilecek, bilgili, vizyon sahibi, kibirden tamamen arınmış, kollektif çalışmaya önem veren, dürüst kişiler seçilirler. İnsanca yaşamak hepimizin hakkı, kişisel çıkarlar uğruna toplumsal faydaları heba etmeye kimsenin hakkı yok”…

 

DİPTEKİLER

Asayişe Bak: Haber dün Yenidüzen’in ön sayfasındaydı. Arkadaşlar araştırmışlar, son 18 ayda 32 iş yeri kundaklanmış. Sadece 2018’de bu sayı 13… 2016 verilerine göre toplam iş yeri sayısı 12 bin 205. Yani her bin işyerinden 26’sı kundaklanmış. Az buz rakam değil. Demek ki, organize bir iş kolu haline gelmiş kundakçılık, tetikçilik…. Sorgulanıyor mu? Kim yapıyor bu işleri? Görev sadece tetikçileri bulmak mı? Yoksa bu akışa son vermek mi…