Zamanın çok uzun olduğu zamanlarda Bayram öncesi günler büyük bir hazırlık safhasına sahne olurdu.
Bayram geldi mi köyler, kasabalar, şehirler birbirine karışırdı adeta.
…
Şimdi bu şekilde heyecanlı bir hazırlığın olmadığı dönemlerdeyiz.
…
Sanırım, herkes yurtdışı tatilini ayarlamış olmalı.
Böylesi daha iyi.
Kapı kapı gezmek yok, birilerinin evinize girip çıkması yok…
…
Halbuki, gelmeyene gücenirdi insanlar.
Gelmemek, bayramlaşmamak büyük bir ayıptı…
…
Şimdiki mi doğru, eskisi mi?
…
Eskiden de zaman aynı zamandı, şimdi de.
Ama eskiden zaman geçmek bilmezdi, şimdi bir çırpıda geçer gibi.
Bir zamanlar öyle algılanırdı, şimdi böyle.
Zamanın durup durduğu yerde ne hızlandığı var, ne yavaşladığı.
Güneş ve ay aynı şekilde doğup batıyor.
Dünya da aynı şekilde dönüyor.
Gel gör ki zaman çok hızlı geçiyor…
…
Hayat şartlarındandır…
…
Yapılacak hiçbir işin olmadığı bir mekanda zaman geçmek bilmez.
Yapılacak çok işin olduğu bir mekanda zaman hızla tüketilir.
Öyle sanılır.
…
Bir Bayram daha geldi.
Haçanda?
Diğeri de, sanki bir hafta sonra gelecekmiş gibi.
Hayret eder insan.
Süratle geçen zamana…
…
Sonra aynalara kızarsınız…
…
Sanki başka bir boyutundayız hayatın.
Daracık sokaklardan, geniş caddelere,
Kerpiç duvarlar arasından, beton duvarlar arasına,
Aynı sokaklarda hep beraber iken, aynı bölgelerde ayrı ayrı yalnız başına…
…
Sadece Bayramlar mı böyle?
Bu duygular Bayramlarda mı nükseder?
Sanmıyorum.
Her şeyde böyle.
Siyasette, işte, mücadelede, hatta aşkta.
O sevgi saygı içinde geçen ilişkilerin yerini düşmanlıklar almış.
Ne mücadelelerin tadı kalmış, ne aşkların.
Aşklar da, kavgalar da paraya, mala mülke, hatta vaatlere, makamlara dönüştürülebilir olmuş…
…
Nasıl geçiyor zaman…
…
Bu Bayram’ın nasıl geçeceğini bilmiyor ama tahmin edebiliyoruz.
Geçtik evden sokaktan,
Bayram yeri şimdiki yerine taşınalı zaten Lefkoşa daha da yalnızlaşmış.
Cenaze törenleri Selimiye’den alınalı, zaten Lefkoşa ölenlerin yüzüne bakamaz olmuş.
Bandabuliya deseniz en son kale kalmış ama içi boşaltılarak…
…
Geriye zamanın hızla akıp geçmesi kalıyor…
…
Aynaları kırmaya gerek yok.
O gördüğümüz kendimizden başkası değil.
Bir de kabahatleri bölüşebilsek…


























