Köşe Yazarları

Ayia Sofiya-yi Kebir Cami-i Şerifi

Bekir Azgın yazdı







Bekir Azgın

(26 Kasım yazısı)

Ayia Sofiya-yi Kebir Cami-i Şerifi

Anlayan varsa beri gelsin. İslamcı kardeşlerimiz, nedense, cafcaflı sözlere pek meraklıdırlar. Yaptıkları her neyse ya ülkenin, ya Avrupa’nın ya da dünyanın en büyüğü, en uzunu, en güzeli olmalıdır. En büyüğü değilse muhakkak ikinci en büyüğü olmalıdır.

Ayasofya Camii’nin adı da pek cafcaflı. Tabii Türkiye’de yaşayan insanlar Yunanca ve Arapça, hatta Osmanlıca gibi dilleri Farsi bildikleri için bu ismin ne demek olduğunu hemen anlayıverirlar.

Sonuçta milletin “Ayasofya Camisi” veya daha doğru şekli olan “Ayasofya Camii” diyecekleri bu caminin adını bir inceleyelim, bakalım ne demektir. İşe Ayasofya kelimesi ile başlayalım. Türklerin tek kelimeye indirgediği Ayasofya kilisesinin adı, aslında iki kelimeden oluşmaktadır: Ayia Sofiya.

“Ayia” kelimesi kadın isimleri için kullanılan bir sıfattır ve “Azize” veya “Kutsal” demektir. “Ayia Eleni Kilisesi” gibi. Ancak bütün kutsallıkları kendi şahsında toplayan bir kadın vardır ki o da İsa’nın annesidir.Ona da “Pan-Ayia” veya Kıbrıs ağzına uydurulan şekli olan “Banayia” denir. Sıkıntıya düşen her Ortodoks Rum’un ağzından çıkan ilk kelime “Banayiamu” (Banayiam) olur.

“Sofiya” dişil bir kelimedir ve “bilgelik” anlamına gelir. Yunanca!da felsefe, “Filo-sofiya” (bilgelik sevgisi), filosof ise “Filo-sofos” (bilgelik dostu) anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla Ayia Sofiya “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir ki o da Tanrı’ya ait bir haslettir.

İkinci kelime “kebir” ise “büyük” demektir. Böylesine şatafatlı bir isimde “ekber” (en büyük) kelimesinin niye kullanılmadığı düşündürücüdür. Kebirle yetinsek bile bu kelime hangi kelime için kullanılmıştır? Cami için mi yoksa Ayasofya için mi? Yani “büyük cami” mi yoksa “büyük Ayasofya” mı denmek isteniyor? Türkiye gazeteleri caminin adını doğru yazmışlarsa “Ayasofya-yi kebir” bir tamlamadır ve “Büyük Ayasofya” anlamına gelmektedir.

“Cami-i Şerifi” de bir tamlamadır ve “Kutsal Camii” demektir. Hepsini bir araya getirdiğimiz zaman şöyle bir şey olur: “Büyük ve Kutsal Bilgeliğin Kutsal Camii”. Yanılmıyorsam şöyle bir şey demek istiyorlardı: “Kutsal Bilgeliğin büyük ve Kutsal Camii”. Fatih’in emanete ihanet edilmiş olmasın.

“İstanbul’un fethinde ne olmuşsa 15 Temmuz gecesi de o olmuştur” buyurmuştu sayın Cumhurbaşkanı. Bu analojiye göre, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi de İstanbul’un yeniden fethine eşdeğer sayılmalıdır.

Bir kadirşinaslık örneği olarak Cumhurbaşkanı’na “3. Fatih” unvanının verilmesi amacıyla Meclis’in devreye girmesi gerekir. Biz nedense insanlara sağlıklarında değerlerini teslim etmeyiz. İlle de ölmelerini bekleriz. Halbuki insana sağlığında değerinin kabul edilip bunun ifade edilmesi daha anlamlı olmaz mı?

Bazıları  niye “3. Fatih” diye sorgulamadan bunun sebebini izah edeyim. 1. Fatih, malum, Sultan Mehmet; 2. Fatih, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ordunun başında İstanbul’a giren Refet Bele; 3. Fatih de Reis bey. Allah İstanbul’u 4. Fatih’ten korusun.

Söylemek ayıp olacak ama söylemeden de edemeyeceğim. Etrafta Koca Sinan’ın camileri dururken freskli, mozaikli ve ikonlu  bir kilisede namaz kılmak istemenin ne anlama geldiğini kavramak kolay olmuyor. Bir gece önceden Ayasofya etrafına toplananlar varmış.

İstanbul valisi, Ayasofya’nın içinde veya etrafındaki meydanlarda Cuma namazı kılmak olanağını bulamayanları bir tweet’le şöyle teselli ediyor: “Ayasofya Camiimiz ibadetiniz için sabaha kadar açık kalacaktır”. Geceyarısından sonra insanlar herhalde nafile namazlarını kılma fırsatını bulmuşlardır.

Kâbe olsa anlarım. İbrahim, İsmail ve Muhammet peygamberlerle ilişkisi olan bir ibadethane. Müslümanlarca kutsal addedilen bir mahal. Bu, altı üstü bir kilise.

Sahi, ilk Cuma namazı kılınırken ikonlara ne oldu? Perdelerle örtüleceklerdi. Perdeleri bir yerlere asmak gerekiyor. Askıları geçirmek için de sağı, solu delmek gerekiyor. Bu sayede mi mabet eskisinden daha iyi korunmuş olacak?

Her işten sorumlu Cumhurbaşkanı “Ayasofya Camii herkese hözmet verecek, hem de bedava” demiş. Herhalde namaz saatleri dışında turistler içeri alınacak demek istiyor. İnsanlar öyle sabahlara kadar ibadet etmek amacındaysalar turistlere fırsat verilebilecek mi?

Ayasofya gibi bir cazibe merkezinin niye bedava gezilebileceğini de anlamış değilim. Bu müzenin yıllık geliri 400 milyon liranın üzerindeydi. Yoksa bu, Batılıların ses çıkarmamaları için bir rüşvet olarak mı düşünüldü?

Kayın pederinden geri kalmasın diye damat bey de bir tweet yayınladı: “Darphanemiz tarafından basılan ‘Ayasofya Camii’ özel paramızla tarihe bir not daha düşüyoruz”. Tarih zaten bu türden notlarla dolup taşıyor.

Buradaki papazlar da fanatiklikte kimselerden geri kalmıyor. Cuma namazı esnasında beş dakika müddetle cenazeye davet eder şekilde çanlar çaldırıldı. Ayasofya’nın birkaç gün önce ele geçirildiğini sanırsınız.

Niyazi Kızılyürek geçenlerde Politis gazetesinde yayımladığı makalesinde, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, Kemalizm’in son kalesinin de düşmüş olduğu anlamına gelmektedir tezini savunuyor. Ben Niyazi’ye katılmıyorum. Bunun gerekçelerini bir sonraki yazımda izah etmeye çalışacağım.

 

 

 

 








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu