Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR  

1950’ler kuşağı bizler, efsane gibi anlatılan sıtma, trahom, verem, tifo gibi hastalıklardan ölenlerle sağ kalanların neler çektiklerinin anlatımlarını dinlerdik.                       O yıllarda kanser yine vardı. Adını ve tedavisini bilmediklerinden ve her kansere yakalanan kesinlikle öldüğünden, adına “yenir ağrısı” derlerdi. “Yenir ağrısına” yakalanan bir daha iflah olmaz ölürdü..

…Talihte ve kaderde bizim de “koronavirüsle” tanışmamız varmış. Fakat böylesi ölümcül bir musibeti bugüne dek ve her halde dünya hiç tanıyıp yaşamadıydı. Ki hâlâ anlatırlar:  “İspanyol nezlesi” 1919’larda dünyada 100 milyondan fazla insanın ölümüne neden olduydu… Keza öncesindeki veba salgını Avrupa’yı kırıp döktüydü!

Fakat şu anda yaşanan “covid 19” virüsünün yarattığı korku ve felaketle ekonomik çöküntüyü, moral bozukluğuyla stresi herhalde geçmişin salgın hastalıklarından hiç biri bu kadar belirgin duyurup yaşatmadıydı.                                       Çünkü dünya insanlığı bugünkü gibi ne teknolojinin ne sağlığın zirvesindeydi. O geçmişteki salgın hastalıklar  Allah’ın takdiri ilahisi olarak kabul ediliyordu. Oysa artık insan Aya tırmanıyor, uzayda dolanıyor, fersah fersah denizlerin altında yüzüyor…

Fakat işte bu “insan” gözle görülemeyen bir virüse yenik düşüyor!

BİZE dönüyorum: Bugüne kadar virüs bizi öldürmeyi başaramadı. Bu mucize olmalıdır. Fakat bu kez de virüsten korunacağız derken, tedbirlerden, tedbirlerin yarattığı işsizlikle işsizliğin  yarattığı iflaslardan, çöken ekonomiden… Öleceğiz!

Yani hiç anlatmaya gerek yok: Bu ülkede de ateş düştüğü yeri çok fena yakıyor…

***

 GELELİM SİYASİ SORUNA

Kabul etsek de etmesek de artık Kıbrıs siyasi sorunu sadece adadaki Türk ve Rum halklarının sorunu değildir. Ne de BM’lerin!     Komşumuzun “ittifaklar oluşturma hastalığı” nedeniyle ayrıca Doğu Akdeniz’in, AB’nin hatta İsrail’in, Mısır’ın, Birleşik Arap Emirliklerinin de sorunudur! Ki bu “ittifaklar” içinde Fransa çok özel yere sahiptir.

Tümü de Türkiye’ye karşı cepheleşirlerken,  tek bir amaçta buluşuyorlar: Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den kovmak! Türkiye’nin Libya’da, Azerbaycan’daki siyasi ve askeri faaliyetlerini sonlandırmak. Çok kısaca bütün amaç Türkiye’yi etkisizleştirerek  kendi içine kilitlemek.

NİTEKİM 10,11 Aralık’ta  AB Türkiye’ye ekonomik ve askeri yaptırım uygulanması için toplanacak. Siyasi yorumculara göre 27 devletin üye olduğu  AB’nin liderler  toplantısında  katı yaptırımlar beklenmiyor.       Ancak “Kıbrıs” odaklı olarak  Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleriyle Maraş’ın açılmasını da kapsamına alması beklenen  zirve toplantısından sonra, Türkiye’nin yara bere almadan AB’nin şerrinden kurtulması  mümkün değil. (AB’den Türkiye aleyhine hiçbir karar çıkmaması halinde  Makron dayanamaz, kahrından intihar eder!)

SÖYLEMEK istediğim şu.  Önümüzdeki Cuma günü AB’de gerçekleşecek liderler zirvesi toplantısı bir barış arayışı değildir! TC’i cezalandırmaya yönelik bir toplantıdır. Sonrasında Kıbrıs siyasi sorununu da olumsuz etkileyecek bir takım kararlar çıkabilir.. Örneğin Doğu Akdeniz’de sondaj kısıtlamaları, Maraş’ın Rum’lara iadesi gibi.

Yani derdimiz sadece koronavirüs değil! Onun kadar tehlikeli bir diğeri de Rum-Yunan ikilisinin aleyhimize yarattığı siyasi olaylar gelişimidir!

(Buraya kadar gelmişken  öteden beridir yazdığım bir hususu tekrarlayacağım:   Doğu Akdeniz’de hatta Kıbrıs’ta  Rum-Yunan oyununu ancak İsrail’le TC ittifakı bozabilir. Ki dikkatinizi çekeyim. Türkiye İsrail’le Filistin uğruna takışır ama KKTC de şu anda küçümsenmeyecek bir İsrail lobisi ile yatırımları hatta marinası vardır. Keza hatta Rusya’nın bile.                                                 Eğer ülkeler arası iyileştirmelerle siyasi ilişkiler  gözlenecekse bizatihi KKTC’deki bu gerçekler de iki ülke arasındaki buzları eritmeye yeter. Hatta Mağusa limanına periyodik aralıklarla sefer yapacak “İsrail feribotları” yeni dostluklar yeşertebilir… (Pardon ama şimdi de koronavirüs engeli var! O zaman bu tehlike geçerse diyelim..)                                                ***

KISACA TAKILDIKLARIM

Ve devleti alîmiz  sonunda ölümcül  trafik kazalarını nasıl önleyeceğinin   çaresini buldu.                                                                          Hem beş kuruş harcamadan!                 Trafik işaretlerini yeniden dizayn etmeden!                                                   Kentlerde           Trafiği rahatlatacak tek bir yol, tek bir çember, tek bir bariyer yapmadan!

Yollardaki çukurları örtmeden, çatlak patlağı onarmadan!

Kentlerde yayaların, bisikletlilerin rahatlıkla yürüyüp sürüş yapmalarını sağlamadan!..

YA ne yaptı? Ağustos 2020 tarihli resmi gazetede de yayınlanan yeni tüzüklere göre artık ehliyet almak için yapılacak sınavlarda sırat köprüsünü geçmeniz, supermen gibi uçmanız,  Cüneyt Arkın gibi savaşmanız gerekecek!.

Öncelikle ve evvel emirde artık “çok bilir kişiler” tarafından hazırlanan tüzük, “sürüş ehliyeti almak için “çoktan seçmeli” bir sınava dönüştürüldü! Kalbinizden gözünüze, şekerinizden prostatınıza… Kadar muayeneden geçirileceksiniz..

Yaşlıların sürüş ehliyetlerini tazelemeleri için her ne kadar yüz metreyi şu kadar saniye’de koşturma zorunluğu getirilmemişse de en azından oğulları, kızları kadar sağlıklı olmaları şartı getirildi!

HAYIR eleştirmiyor, kınamıyor kötülemiyorum: Her medeni ülkede olan “yasalar!” Ben olmayanı söylüyorum: “Yol, ışıklandırma,  trafik işaret ve sinyalizasyonlarıyla, asıl önemlisi trafiğin sağlıklı ve sürekli akışını sağlayacak düzenlemelerden söz ediyorum!

Yani devletin asli görevi olması gereken “alt yapının oluşturulmsından” söz ediyorum. Ki olmadan ne trafik sorunu kalkar ortadan ne ölümcül kazalar!

YANİ ne? Zaten görev yapacak kadar görevde kalamayan dolayısıyla görevini yapamayan devlet, yurttaşı sıkboğaz ederek “açıklarıyla başarısızlıklarını ve  zafiyetlerini” kamufle etmeye çalışıyor.  Buna icraat denmez, sahtekârlık denir!

***

Kİ bir sahtekârlık da   her iki yılda bir,  seçmeni sandıklara taşıyarak iktidar olanların tırnak kadar icraat gerçekleştirmeden koalisyon hükümetleri kurup hükümetler bozarak, zamanı yemeleri!                                                         Yukarıda sözünü ettiğim Trafiği Düzenleme Tüzüğü de  2020 yılında resmi gazetede yayınlandı ama hâlâ uygulanamadı!       Hapishanenin yapımı da hâlâ devam ediyor bitmedi!                                           Ercan Hava alanını Emrullah Turanlıya ipotek ettiler hâlâ elinden kurtaramıyorlar!

Bu  ahval ve şerait içinde “günlerdir yıktıkları için bir türlü kuramadıkları  yeni hükümet oluşumunu tartışıyorlar… Halkın talihi işte!